Hekimhanlı Esiri Kimdir, Hekimhanlı Esiri Hayatı, Hekimhanlı Esiri Biyografisi

'Biyografi' forumunda anniccha tarafından 8 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hekimhanlı Esiri Kimdir, Hekimhanlı Esiri Hayatı, Hekimhanlı Esiri Biyografisi,Hekimhanlı Esiri Eserleri

    HEKİMHANLI ESİRİ


    Esiri'nin asıl adı Mehmet'tir. Babası Kasım Ağa Hekimhan'ın Hasançelebi bucağına bağlı Basak köyü halkından olup XVIII. yüzyılda yörenin en ünlü aşıklarından biri olarak bilinen Baboğ Dede'nin dördüncü oğludur. Kasım Ağa, Baboğ Dede'nin vefatından sonra kardeşlerinden ayrılarak Basak köyü yakınlarında bulunan Güvenç köyüne yerleşmiştir.

    Mehmet (Esiri) 1259 (miladi 1843)'da ailenin üçüncü çocuğu olarak Güvenç köyünde dünyaya gelmiştir. Köyde okuma yazma öğrenip günlerini çobanlık yaparak geçiren Mehmet, dedesi Aşık Baboğ gibi iyi saz çalar, usta malı şiirlerin yanında kendi deyişlerini de söylemeye başlayarak yakın çevresinde Aşık Mehmet olarak adını duyurur.

    Bir şiirinde :

    ''Pir elinden dolu içip mest oldum
    Aldım sattım her kıymetten üst oldum
    Mürşit meydanında kemerbest oldum
    Yüzümde yedi hat ağlara düştü''

    diyen Esiri , badeli aşıklardan olduğunu belirtir. Yine bir şiirinde:

    ''Gönül kuşu ulağına gelince
    Aşıklar mest olur bade dolunca
    Kaşların yayına nazar kılınca
    Dedim Hak'tan ola yardım erenler''

    deyişinde, bir şiirinde :

    ''Erenler yaktı çıramız

    Çok şükür rüşan olduk

    Aşıklıkta bu töremiz

    İçtik bade sultan olduk''

    biçimindeki söyleyişinde ve:

    "Aşık olmayınca bade içilmez

    Okuyup yazmasan mana seçilmez

    Har biten yerlerde gülşen açılmaz

    Bülbüle bu nale efgan elverir''

    biçimindeki söyleyişlerinden badeli aşıklardan olduğu anlaşılmaktadır.

    Aşık Mehmet 20 yaşına geldiği zaman artık kabuğuna sığmaz olur ve bir gün kardeşlerine "Benim özümde muhabbet coş eyledi. Ben Hacı Bektaş'ta Feyzullah Çelebi'yi ziyarete gideceğim" diyerek köyünü terk edip Hacı Bektaş'a gider. Feyzullah Çelebi'den manevi himmet alarak aşıklığını beyan eder. Aşığın sazını ve sözünü dinleyen Feyzullah Çelebi "Söyle Esiri'm sakla sırrımı" deyince artık şiirlerinde Esiri mahlasını kullanmaya başlar.

    Güvenç köyünde evlenen Esiri , ileri yaşına rağmen köyünü terk ederek çocuklarıyla yine Hekimhan 'ın merkez köylerinden Çulhalı köyüne yerleşir. 1329 (miladi 1913) yılında 70 yaşındayken Çulhalı köyünde vefat eden Esiri, bu köyde defnedilmiştir.

    Esiri'nin şiirlerinin toplandığı iki büyük defter mevcuttur. Bunlardan biri Hamza adlı torununda kalmış, diğeri de 1952 yılında Malatya ili Yazıhan ilçesi Karaca köyünden Abdurrahman Ünlüer tarafından alınıp Ankara'da Avukat Cemal Özbey'e verilmiştir. Cemal Özbey tarafından uzun yıllar saklanan bu defter Cemal Özbey'in vefatından kısa bir süre önce 1993'te Malatya 'ya gelişinde bizzat kendisi ''yaşlandım ve rahatsızım. Bu şiirleri değerlendiremedim. Bunların kıymetini ancak siz bilirsiniz'' diyerek bana vermiştir. Halen bende olan bu defterde 250 şiir bulunmaktadır. Hekimhan ve çevresinde yaptığımız araştırmalar sonucu elimizdeki şiir sayısı 270'e ulaşmıştır. Şiirlerinin bu kadar olmadığı, sayının daha da artabileceği kanısındayız.

    Cemal Özbey'e Yazıhan'ın Karaca köyünden 4.2.1956'da yazılan ve Özbey tarafından fotokopisi bana verilen bir mektupla yine Cemal Özbey'e yazılan isim yerinde bir imza bulunan tarihsiz bir mektupta belirtildiğine göre Esiri hayatında 17 defa Hacı Bektaş'a gitmiş olup dergahtan ilgisini hiç kesmemiştir. Yine aynı mektuplardaki ifadelere göre Esiri uzun boylu, kumral, ince uzun sakallı, uzun bıyıklı bir zattır.

    Bilindiği gibi Hacı Bektaş dergahı dönemin bir eğitim kurumu niteliğindedir. Ham gelen, hizmeti ölçüsünde pişmiş döner. Hacı Bektaş'a gelen Esiri dini tasavvufi ve manevi kültürünün yanı sıra ilmini de bir hayli artırmış ve divan-gazel gibi türlerde aruz ölçüsü ile olgun şiirler yazabilecek duruma gelmiştir.

    Bir şiirinde:

    "Batıl dava kılmam birdir pazarım
    Anın için böyle sermest gezerim
    Üç huruftan dört kitabı yazarım
    Okudum defteri divana geldim

    deyişinde bu durumunu dile getiren Esiri'nin aynı şiirde

    "Gel Esiri; oku dercet bu dersi

    İsm-i azam budur ayet-i kürsi

    Ne Süryani ne Arabi ne Farsi
    Aşka düşüp Türk; lisana geldim"

    deyişi öz be öz Anadolu Türkü olan aşığın Türkçe'ye olan sevgisinin bir ifadesidir.

    Bazı şiirlerinde sosyal konuları da dile getirip gelecek kuşaklara dizelerini tarihi birer belge gibi aktarmıştır. 23 dörtlükten oluşan "Ağ Yeli'' isimli destanında:

    "Hep takavüt oldu dağların kışı
    Ömürde görmedik böylesi kışı

    Ne bir çalı kaldı ne bir taş başı

    Kerem edip ihsan eyle ağ yeli

    Sene bin iki yüz doksan bir tarih

    Hem dasıtan olsun hem bir tavarih

    Ne şiddetten gayrı candan bi zarih
    Kerem edip ihsan eyle ağ yeli''

    biçimindeki söyleyişi ile miladi 1875'teki büyük kışı çarpıcı dizelerle anlatılan aşığın şiirlerinden engin bir kültüre sahip olduğu sezilmektedir.

    alıntı