Hazret ve Şah-ı Hazne (k.s) Hayat ve Menkıbeleri

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 28 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Hazret ve Şah-ı Hazne (k.s) Hayat ve Menkıbeleri" Semerkand Yayınları'ndan çıktı!
    Hayat ve menkıbeleri Hazret ve Şah-ı Hazne (k.s

    Semerkand Yayınları'ndan yine güzel bir eser daha: "HAZRET ve ŞAH-I HAZNE (K.S) HAYAT ve MENKIBELERİ"

    Eserde; son dönem Nakşibendî büyüklerinden Hazret (Muhammed Diyâuddin) ve Şâh-ı Hazne'nin (Ahmed'ül Haznevî) [kuddise sırruhümâ] hayatlarından ve menkıbelerinden çeşitli kesitler anlatılıyor.

    Serhaber olarak kitabı tercüme eden Abdullah Demiray'a sorular yönelttik.


    Şeyh Alâeddin Haznevî'nin kaleme aldığı ve sizin menkıbelerini tercüme ettiğiniz Muhammed Dıyâuddin (k.s) ve Şah-ı Hazne'yi (k.s) bize kısaca tanıtabilir misiniz?

    Tevfik Allah'tandır. Yani kulun Yüce Allah'ın sevdiği ve razı olduğu işlerde başarıya ulaşması ancak O'nun yardım ve inayeti iledir. Bu nedenle böyle bir eseri tercüme etmeye bizi muvaffak kılan Allah'a sonsuz Hamd ü senâlar olsun.

    Tercümesini yaptığımız eserin müellifi Şah-ı Hazne'nin ikinci büyük oğlu Şeyh Alâeddin Haznevî (k.s) hazretleridir.

    Benden Muhammed Dıyâuddin'i (k.s) ve Şâh-ı Hazne'yi (k.s) tanıtmamı istiyorsunuz. Doğrusu bu çok zor bir şey? Çünkü hayatlarının sadece son dönemlerini konu alan menkıbelerini tercüme etmekle bu iki kutlu insanı sizlere hakkıyla tanıtabilmem mümkün değil. Yüce Allah'ın bu iki velî kulunu hakkıyla tanımak ve tanıtmak için Şeyh Alâeddin Haznevî (k.s) hazretleri gibi onların zamanında ve dizlerinin dibinde yaşamış olmak gerekir. Bu nedenle ancak onun diliyle bu güzide zatları sizlere tanıtabilirim. Şeyh Alâeddin Haznevî (k.s) hazretleri kitabın önsözünde Muhammed Dıyâuddin'i (k.s);

    "İrşad halkasının önde geleni, âşıkların sultanı, Hakk'a ulaşanların ve ariflerin delili, unutulmuş ilimleri gün yüzüne çıkaran, dinin müceddidi (yenileyicisi), Nakşibendî tarikatının temel prensiplerini yeniden inşa eden ve müritlerin kalplerine marifet nurlarını döken?" sözleriyle bize tanıtıyor.

    Şah-ı Hazne'yi (k.s) de;

    "Peygamberlerin ve evliyaların (manevî) makamlarına sahip, müminlerin imamı, âbidlerin ve sâliklerin önderi, İslâm dinini gerçek manada yaşayan, yüce Nakşibendî tarikatını ihya eden, manevî sırlara hazinedarlık eden, insanı Allah'a ulaşmaktan alıkoyacak şeylerden soyutlayan Şeyh Ahmed Haznevî (k.s)" diye tanıtıyor.

    Evet, Alâeddin Haznevî (k.s) hazretlerinin onlar hakkında söylediği bu sözler bizim onları tanımamız için yeter de artar bile?

    Şayet Muhammed Dıyâuddin'i (k.s) ve Şah-ı Hazne'yi (k.s) tanımak istemenizdeki maksadınız, bu güzide zatların hayatlarını öğrenmekse tercüme ettiğimiz eserin baş tarafında hayatları hakkında kısa bir bilgi verdik. Kitabı alır da inşallah okursanız, hayatları hakkında da bilgi sahibi olursunuz.




    Muhammed Dıyâuddin (k.s) ve Şâh-ı Hazne (k.s) nasıl irşad yapmışlar, hangi sıkıntılara katlanmışlar?

    Muhammed Dıyâuddin (k.s) hazretleri, mürşidi Şeyh Fethullah (k.s) hayattayken on yıl, vefatından sonra da yirmi dört yıl olmak üzere toplam otuz dört yıl irşad görevinde bulunur.
    İrşad süresi boyunca insanların dünya ve ahiret saadetine kavuşmalarına gayret gösteren Muhammed Dıyâuddin (k.s) talebelerinin ve müritlerinin eğitimi ve terbiyesi ile yakından ilgilenir. Aynı zamanda dini ve milleti için cihad etmekten de geri kalmaz. Birinci Dünya Savaşı'nda talebeleriyle birlikte Ruslara ve Ermenilere karşı mücadele eder. Bu çarpışmalar sırasında bir kolunu kaybeder.

    Ahmed Haznevî (k.s) ise Muhammed Dıyâuddin (k.s) hazretlerinden uzun süre istifade eder. Her geçen gün onun yanında ilim ve irfan yolunda ilerler. Tasavvuf güzergâhında çok yüksek derecelere çıkar. Üstadı ona ilim öğretmek ve insanları Nakşibendî üstatlarının usulüne göre manevi olarak yetiştirip terbiye etmek için icazet ve hilafet verir. Ahmed Haznevî (k.s) hazretleri de kendisine verilen bu izinden sonra Hazne'ye döner burada Haznevî dergâhını kurarak irşad görevine başlar. Kısa bir süre sonra da dergâhın asıl merkezini oluşturacak olan Tel Maruf beldesine yerleşir.

    Gönlü her an Allah ile olan Şeyh Ahmed Haznevî (k.s) irşadı süresinde kendisine hep sabrı düstur edinmiş, insanlardan gördüğü eziyetlere hiç aldırış etmemiş. Onun bu yüce ahlakı vesilesi ile pek çok insanın kalbi İslâm'a, imana ve bu yüce Nakşibendî yoluna ısınmıştır.

    Rabbim şefaatlerine nail eylesin? Âmin.


    Şah-ı Hazne'nin (k.s) sürekli mürşidini taklit etmesi hatta mürşidi kolunu savaşta kaybettiği için kolunu kullanmaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Bu durum Şah-ı Hazne'nin (k.s) mürşidine olan sadakatinin, muhabbetinin ve teslimiyetinin bir göstergesidir. Biliyorsunuz tasavvufta teslimiyet esastır. İmam Şâ?rânî (k.s) bir sözünde;

    "Ey mürid! Mürşidine teslim ol ki selâmette olasın ve bolca manevî menfaat elde edesin" diyor.

    Bu konuda şunu da hatırlatmakta fayda var. Hani bir kış günü Muhammed Dıyâuddin (k.s) camiye gitmek için yola çıkar. Gavs-ı Bilvânisî (k.s) hazretleri de onun karda bıraktığı izlere basarak peşinden gider. Bu esnada da, "İnşallah ben onun izinden gideceğim. Dünyada izinden gideyim, ümit ederim ki Allah Teâlâ ahirette de ondan ayırmaz" diye içinden geçirir.

    Camiye girip namazın sünnetini kılarlar. O arada caminin görevli imamı da gelir. Camide iki kişi olduğunu görünce şaşırır ve Muhammed Dıyâuddin (k.s) hazretlerine,

    "İçeride iki kişisiniz, dışarıda ise bir ayak izi var. Bu nasıl oluyor, diye sorar. Bunun üzerine hazret şöyle buyurur:

    "Evet, biz iki insanız, ama yolumuz bir?"

    İnşallah bir nebze de olsa sorunuza ışık tutmuşuzdur.


    Bir Fransız komutan Şah-ı Hazne'ye (k.s) çok eziyet etmiş, bu olay nasıl gerçekleşmiş?

    Fransız hükümeti Şah-ı Hazne'yi (k.s) üç yıllığına Deyrzur ve Heseke mevkiine sürgüne gönderir. Sürgünden sonra ise taşlık bir yer olan Telmaruf'a göç ettirilir. Maksat onu müritlerinden uzaklaştırmak.

    Milliyetçiler Fransızlara karşı ayaklandığı zaman işgalci bir komutan Ahmed Haznevî'ye (k.s) bir elçi göndererek yanına gelmesini ister. Şeyh hazretleri komutanın yanına vardığı zaman, işgalci komutan ona,

    "Ey Şeyh! Milliyetçilere karşı bize destek çıkmanı istediğimiz için seni buraya çağırdık. Eğer isteklerimizi kabul eder, bizim tarafımızı tutarsan, sana ne istersen verir, bu ülkede kaldığımız sürece istediğin her şeyi yaparız." der. Ahmed Haznevî (k.s) komutana cevap olarak,

    "Dinim İslâm sizi Müslüman kardeşlerime karşı desteklememe engeldir." deyince, işgalci komutan kızgın bir şekilde,

    "O halde bizde senden, sürgüne gönderdiğimiz ve sonrasında mülkiyetine geçirdiğimiz Heseke köyünü geri alırız." der. Bu şekilde Şeyh hazretlerine baskı yaparak onun gözünü korkutmaya çalışır. Ancak Şeyh hazretleri, onlara destek çıkmayacağını yineler.

    O günden sonra Fransız hükümeti Şeyh hazretlerine karşı düşmanca bir tutum takınmaya başlar. Hatta yaklaşık yirmi kadar evin inşa edilip birçok su kuyusunun kazıldığı Haseke köyünü Şeyh hazretlerinin elinden alır. Ve orayı Fransızlarla işbirliği yapan Tay aşiretinin şeyhine verir.

    Burada şunu da zikretmekte fayda var. Şah-ı Hazne (k.s) Heseke'ye sürgün olarak gönderildiği zaman, yanına Hefirkan aşiretinin reisi Haco ağayı da alarak kendisini sebepsiz yere sürgüne gönderen Fransız işgal komutanı ile yüzleşmeye gider. Onunla kimsenin cesaret edemeyeceği sert ifadelerle konuşmaya başlar. Hatta ona,

    "Aşiret reisleri yanınıza gelip sizinle görüşmeyi kendileri için şeref sayarlar. Bana gelince ayağınıza gelmiş olmayı şerefim ve bulunduğum konum için bir eksiklik sayıyorum. Çünkü siz her ayın sonunda evime gitmeme izin vereceğinize dair bana söz verdiniz. Şimdi ise verdiğiniz sözde durmuyorsunuz. Nerde ahde vefanız? Hani adaletiniz? Doğrusu niçin bana böyle davranıyorsunuz buna da şaşıyorum. Çünkü ben hiçbir suçu olmayan, siyasetle de bir ilgi ve alakası bulunmayan Suriyeli bir vatandaşım. Bunun böyle olduğu da herkesçe bilinen bir gerçektir." der.

    O böyle konuşmasına devam ederken, Haco ağa ise Fransız işgal komutanının kızmasından ve Şeyh hazretlerine uygunsuz davranışlarda bulunmasından korktuğu için, Şah-ı Hazne'ye (k.s) biraz daha sakin ve yumuşak konuşması uyarısında bulunur. Şeyh hazretleri ise onun sözüne aldırış etmeden aynı üslupla konuşmasına devam eder. Fransız işgal komutanı ise sessiz ve sakin bir şekilde Şah-ı Hazne'yi (k.s) dinler. Konuşması bittikten sonra komutan Şah-ı Hazne'ye (k.s),

    "Ey Şeyh! Söylediklerin doğrudur. Biz de senin suçsuz olduğunu ve siyasetle bir ilginin olmadığını biliyoruz. Yine biz de sizin gibi din adamlarımızın, yöneticilerin ve ehl-i dünyanın ayağına gitmesini hoş karşılamıyoruz. (Sürgüne gönderilmene gelince,) bu bizim isteğimiz dışında olan bir şeydir." diye cevap verdi. Haco ağa, komutanın Şeyh hazretlerine böyle kibar ve yumuşak davranmasına çok şaşırır. Çünkü bu komutan çabuk kızan ve insanlara çok zulmeden birisidir.

    Şah-ı Hazne'nin (k.s) Fransız işgal komutanına bu şekil davranması hemen akıllara şu ayeti kerimeyi getiriyor:

    "Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran." (Tevbe Sûresi 73)


    Bu iki Allah dostunun insanların kurtuluşu için gösterdiği çaba nasıldı?

    Herhalde bu soru için ayrıca bir kitap hazırlamak lazım?
    Evet, Allah'ın bu her iki veli kulu, bütün Allah dostları gibi insanların hidayeti için Allah yolunda her şeylerini feda etmişlerdir. Sabırla metanetle insanları irşad etmişler ve topluma örnek insan olmuşlardır. Öyle olmasaydı bugün biz ve bütün dünya bu iki Allah dostunu konuşur olur muyduk?


    Okuyucularınıza son olarak ne söylemek istersiniz?

    Okuyucularımdan duadan başka isteyecek bir şey bulamıyorum. Dualarında bizi unutmasınlar yeter. Çünkü onlar biz bu röportajı yapsak da yapmasak da bu iki kutlu insanın hayatını ve menkıbelerini anlatan bu eseri zaten alıp okuyacaklardır. Ben öyle inanıyorum.
    Sizlere de bana böyle bir imkân sunduğunuz için ayrıca teşekkür ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Saygılarımla?


    Abdullah Demiray'ı tanıyalım

    Abdullah Demiray 1983 yılında Çankırı'nın Yapraklı ilçesi Kullar köyünde doğdu. 2001 yılında Çankırı İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı yıl İstanbul'a gelerek klasik usulde Arap edebiyatı, hadis, fıkıh, tefsir, kelam gibi ilimleri tahsil ederek 2006 yılında M. Süleyman Elkoca Hocaefendi'den icazetnamesini aldı. 2003 yılında başladığı Anadolu Üniversitesi, İlahiyat (Ön lisans) Fakültesi'nden 2005 yılında mezun oldu.

    Sancaktepe/Yenidoğan Tepe Camii İmam Hatibi olarak görev yapan yazarın Semerkand Yayınları'ndan çıkmış eserleri şunlardır:

    Tercüme:
    Bidâyetü'l-Hidâye / Müslüman'ca Bir Hayat
    Telif:
    Evliyanın Dilinden Abdest ve Guslün Hikmetleri
    Evliyanın Dilinden Namazın Hikmetleri
    Evliyanın Dilinden Haccın Hikmetleri


    Semerkand Yayınları'ndan çıkan "Hazret ve Şah-ı Hazne (k.s) Hayat ve Menkıbeleri" adlı esere tüm Semerkand İletişim Merkezleri'nde

    [​IMG]

    Kaynak: Serhaber