Hayatımızdaki Lekeler

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 29 Nisan 2012 tarihinde açılan konu


  1. Leke
    lekeyi temizlemek
    hayatımızdaki lekeler



    Kullandığımız eşyalar üzerinde herhangi bir şekilde oluşmuş lekeler bizleri ne kadar da rahatsız ediyor. Bir an önce o lekeyi temizlemek ve o cismi asıl görüntüsüne kavuşturmak için gereğini yapıyoruz. Ya kalbimize, ruhumuza hücum eden, her gün karşı karşıya kaldığımız lekeler karşısında özümüzü korumak için neler yapıyoruz?
    Onunla ilk karşılaşmamız, hayatla ilk tanışmamızla birliktedir. Adımlarımızı korunduğumuz, kollandığımız yuvadan dışarıya attığımız anda artık her şey değişmeye başlar. Etrafımızı çepeçevre saran varlıklar, nesneler kimi zaman yaradılışımıza kimi zaman da içinde bulunduğumuz duruma uyumsuzluk gösterir. Bazılarını kabullenmek kolay olsa da bazılarıyla uyum sağlamak mümkün olmaz. Varlıkları her zaman bir yük gibi durur üzerimizde. Yorulur, ezilir, değişiriz; istemesek de…

    Toprağın altından yerin yüzeyine çıkıp, orada bir müddet kalarak bir gölcük oluşturduktan sonra bulduğu bir mecra içinde akıp giden sular gibiyiz. Toprağın yüzeyine çıktığı yerde duru ve tertemiz olan sular, uzaklara doğru akıp gittikçe, kaynağından uzaklaştıkça, berraklığını, duruluğunu yitirmeye başlar. O tertemiz sular, kaynağından uzaklaştığı ölçüde de, daha çok kire ve toza bulaşır, asıl özelliğini kaybetmiş olur. Kaynağında pırıl pırıl parlayan, duruluğu ve serinliği ile seyretmeye de içmeye de doyulmayan sular, kaynağından uzaklara akıp, özellikle de insanların yerleştiği yerlerden geçtikçe bütün o güzelliğini yitirdiği gibi, artık “su” olma özelliğini de kaybeder. Suların yeryüzünde süzüldüğü ve insanın da hayat yolunda yürüdüğü müddetçe öz duruluğunu muhafaza etmesi oldukça güç olsa gerek.


    Aynı şekilde her cismin üzerine hariçten bulaşmış olan, asıl olanla ilgisi olmayan, asıl olana zıt izler bir leke kabul edilir. Ve o lekeler kirliliğin başlangıcı sayılır. Leke temizlenmez ise artık o zemin veya nesne için “kirli” sıfatını kullanmaya başlarız. Kullandığımız eşyalar üzerinde herhangi bir şekilde oluşmuş lekeler bizleri ne kadar da rahatsız ediyor. Bir an önce o lekeyi temizlemek ve o cismi asıl görüntüsüne kavuşturmak için gereğini yapıyoruz.
    Ya kalbimize, ruhumuza hücum eden, her gün karşı karşıya kaldığımız lekeler karşısında özümüzü korumak için neler yapıyoruz? Korunmakta aciz kaldığımız lekeler için hangi temizleyicileri kullanıyoruz?
    Gönül leke kabul etmez
    İnsan fıtrat olarak temiz yaratılmıştır. Fakat temiz fıtratı bozacak meyil ve arzular da insanın yapısında mevcuttur. Gönül saf bir ayna olma özelliğini korumak isterken, nefsanî talepler o aynanın saflığını bozmak, cilasını dökmek için her an pusuda bekler. Zıtlar çatışmasında güçlü olan tarafın kazanması kaçınılmazdır. Vicdan, akıl ve gönül her zaman doğruyu ve güzeli isterken, onların karşısındaki duygular da geçici heves ve arzular için tutuşturur kandilini.
    Genel ahlâk kaidelerine aykırı davranışlar ve günahlar karşısında kalbin ve vicdanın büyük bir rahatsızlık duyduğu kesindir. Denizin sularına düşen yabancı bir cismi dışarıya atmak için çırpındığı gibi, vicdan da fıtrata uygun olmayan düşünce ve davranışı bünyesinde barındırmak istemez. Rahatsız olur, rahat bırakmaz, uyutmaz, unutturmaz.
    Aynı şekilde insan işlediği bir günahın başkaları tarafından da bilinmesini istemez. Çünkü her günahın gönülde bıraktığı lekenin rengi siyahtır. Siyah renk ise hiç de olumlu olmayan çağrışımların imgesidir.
    Lekeler çoğalmadan
    Hiçbir günahı küçük ve önemsiz görmek doğru değildir. Önemsiz saydıklarımızın bir araya gelmesiyle ruhumuzun pencerelerine kalın ve karanlık perdeler çektiğini fark ettiğimizde, artık aydınlığın rahatsızlık verdiğini görürüz.
    “İnsan bir günah işlediğinde kalbinde küçük bir siyah leke olur. Günahlarına devam ettikçe lekeler büyür ve zamanla bütün kalbi kaplar.” nebevî uyarısı doğrultusunda küçük lekelerin büyümesine meydan vermeden, pişmanlık ve tövbe ile o lekeleri silmek iki cihan saadeti için biricik gayemiz olsa gerek. Koca ormanların tutuşup yok olmasına sebep olan çoğu zaman küçük bir kor ya da kıvılcım değil midir?
    Gözyaşıyla yıkan gönül
    Ufacık da olsa elbisemize sinmiş küçük bir leke ile toplum içine çıkmaya utanırız. Evimizin kapısından çıkmadan aynada seyrederiz kendimizi. Bir kusur varsa görünürde, onu hemen gidermeye çalışırız.
    İnsan sadece ayna karşısındaki görüntüsü ile mi insan? Eğer dilimizden dökülen kelimeler dilde leke oluyorsa, yüreğimizi karartıyorsa ne yapmak gerek? Gönlün sevmek için var edildiğini bile bile, sırf bizi uçurum kenarlarına götüren ses öyle istiyor diye, nefret, kin, düşmanlık dikenlerine su vermenin, onları büyütmenin anlamı var mı?
    İğne ucu kadar bir leke ile toplum içine, hele de bir makam sahibi kişinin huzuruna rahatlıkla çıkamazken, kirlenmiş, paslanmış, günahlarla kararmış bir gönül ile Alemlerin Sultanı’nın karşısına hangi yüzle çıkılabilir ki?
    Sadece birkaç gün temizlemediğimiz evimizin penceresinin camından çevremizi düzgün bir şekilde göremezken, her an üzerimize yağan günah kirlerinden dolayı hayatı gönül gözüyle, vicdan aydınlığı ile yaşamamız, güzeli çirkini fark edebilmemiz mümkün mü?
    Gönül ve vicdan, hayata baktığımız penceremiz. Onlar ne kadar parlak ve temiz olursa hayatın ve insan olmanın gayesini o kadar eksiksiz görmüş oluruz. Kirlenmiş vicdan ve gönüllerin gün ışığını inkâr etmesi, güzellikleri çirkin görmesi ve simsiyah bir pencereden seyrettiği hayatı bir vahşet yeri olarak algılaması bundan dolayıdır ve kaçınılmazdır.
    Ömür topraklarımızdan akıp giden dupduru ırmaklarda her dem yeniden dirilmek, durulmak üzere sularına dalmak ve içimizdeki günah lekelerini pişmanlık ateşiyle yakmak ve o yangının izlerini de nedamet gözyaşlarıyla yıkamak olsun dileğimiz, duamız. Ve bizim gönlümüze bakacak olan Zat-ı Zülcelâl, “Bu ne hal?” sualiyle zorda koymaz bizleri. İnşallah…

    [​IMG]

    semerkand dergisi