Hastalıklar dua'yı öğretir -

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 10 Aralık 2011 tarihinde açılan konu



  1. Hastalıklar “dua”yı öğretir
    Dua şifadır

    Manevi hastalık doktorları Keyfimiz yerindeyken diğer insanların yaşadığı zorluklar, keder ve hastalıklar bizim adresimize uğramaz sanırız. Biliriz oysa bedene ve maneviyata ait musibetlerin her türlüsü bizler içindir. Kimine göre zulmet, kimine göre de nimettir bu istenmeyen davetsiz misafir. Kişi seyr-u sülûk haliyle yol alıyorsa, hastalıkları Rabbi’nin onu sevmesinin, O’na yakınlaşmasını istemesinin bir nişanesi görür. Kalbiyle Mevlası arasında uçurumlar varsa hastalık onun için zulüm olup, isyanını artırır.

    “Mümine bir hastalık gelir ve şifa bulursa, hastalık onun geçmiş günahlarına kefaret, geri kalan hayatı için bir öğüt olur” diyen Allah Rasulü (s.a.v), hastalık karşısında kalben inanmayanların halini şu sözleriyle tasvir eder: “Şayet münafık hastalanır, sonra da afiyet verilirse, sahibi tarafından bağlanıp sonra da salıverilen fakat niçin bağlandığını, niçin salıverildiğini bilmeyen bir deve gibidir.”

    Bu hadisin ışığında hastalığın bizler için bir öğüt, rahmani bir uyarı niteliğinde olduğunu anlarız. Türlü hal ve şiddetle gelen hastalıklar, hayatımıza daha değerli anlam ve istikamet kazandırıyor olabilir. Bunların idrakine varan, yaşadığı sıkıntılar sayesinde dünyanın faniliğini daha kolay anlayabilir. Sağlık gibi hayatta sahip olduğu nimetlerin aslında ona ait olmadığını fark eder. Evinin ve arabasının güzel, işinin iyi olması veya evlatlarının varlığı, kendi sağlığı kadar önem taşımayabilir o anki ruh haliyle. Sorular beynine hücum eder: “Sonum ne olacak? Nasıl iyileşeceğim? Ya iyileşemezsem, ölecek miyim?” İnsan, özellikle ciddi rahatsızlar neticesinde daha önce aklına bile gelmeyen ölüm ve ahireti düşünmeye başlar. Hastalık acısıyla duayı tanır, “ya Şafi” yakarışlarıyla dua deryasında yüzmeyi öğreniriz.

    Hastalığa direnmede akla Hz. Eyüp Aleyhisselam gelir

    Hastalığın acısına sabır örneğini Eyüp Aleyhisselam’da görüyoruz. Eyüp Peygamber (a.s), vücudunu saran yaralardaki kurtlar diline ve kalbine yaklaşmaya başladığında, kulluk vazifesine zarar geleceği düşüncesiyle, “Rabbim, zarar bana dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Yaralarım, dil ile zikrime ve kalp ile kulluğuma zarar veriyor” diyerek dua etmiştir. İlahi rızayı gözeten bu yakarışı merhametlilerin en merhametlisi Mevlamız geri çevirmeyerek, peygamberine şifa ve afiyet ihsan buyurur. Halinden şikayet etmemesi hastanın edebine işaret eder.

    Bazen hastalık musibet hükmünden çıkarak, Rabbani bir iltifat ve günahlardan temizlenme halini alır. Peygamberimiz (s.a.v), “Mümin kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta ufak tasa isabet edecek olsa, Allah bu sebeple onun günahından bir kısmını mağrifet eder” buyurur.

    Manevi hastalık doktorları

    Bedeni rahatsızlıkların tedavisinde Rabbimiz yeryüzünü zengin bir eczane gibi donatıp, şifa verecek ilaçları bulmakta kullarını çaresiz bırakmadığı gibi maneviyata ait hastalıkların tedavisinde de vesileler kılar. Manevi hastalıkların doktorlarını yıldızlar gibi serper yeryüzüne. Dost kapılarını “şifahane” misali açar. Fiziksel hastalıklar için doktor aradığı gibi, insan hakiki bir mürşid-i kamili ömrü boyunca aramayıp bulmalı. Çünkü asıl ve büyük musibet, kalbe yerleşen hastalıklar, en zoru da onların tedavisidir.

    Hastane köşelerinde kalmanın hatırlattıkları

    Allah Rasulü’nün (s.a.v), “Elinizden çıkmadan kıymetini bilin” dediği nimetler arasında yer alan sağlığımızın kıymetini fark ederiz. Hastalığa sebep olan bakteri, virüs vs. karşısında acziyetimizin ve tedaviye muhtaçlığımızın farkına varırız. Oysa hasta olmadan önce sağlıklı kalacağımıza dair kibre varan güven ve gururumuz vardır belki de. Hastane köşelerinde, hasta yataklarında yıllarca ıstırap çeken insanları ve hasta yakınlarının hallerini daha iyi içselleştiririz. İnsan ancak kendisi veya sevdiği biri hasta olduğunda duaya, merhamete, ilgiye, dost ziyaretine ne çok muhtaç olunduğunu görür. Hastalara şefkatle yaklaşmanın güzelliğine şahit olur.

    Hastalıkların bazıları şehitliğe vesiledir. Efendimiz ayrıca, veba, ishal, akciğer zarı iltihabından ölen kimselerin ve karnında çocuğuyla vefat eden kadının şehit kabul edildiğine işaret eder. Sürekli yaptığımız her türlü hayırlı iş ve ibadetleri, hastalık nedeniyle devam ettiremediğimizde bunların sevabının meleklerce amel defterimize aynen yazıldığı bir hadis-i şerif ile müjdelenmiştir.

    Hastalıklar bazen daha büyük sıkıntılara perdedir. Bu sebeple hastalığın imtihanımız olduğunu bilmeli ve o günlerimizde bize desteğini esirgemeyen dostlarımızın iyiliklerini sağlığımıza kavuşunca unutmamalıyız. Her şeyden önemlisi de sağlıklı olmamıza rağmen hayattan zevk alamıyor ve ibadetlerimizi yerine getiremiyorsak, tüm işlerimize kısa bir ara verip hastaneleri ve mezarlıkları ziyaret etmeli, ibadet ve iyiliğe henüz vaktimiz olduğunu düşünüp şükretmeliyiz.


    Hülya BALÇIN semerkandAile dergisi