Hastaların ve Yolcuların Oruç Tutmalarındaki Faziletler

'Sorun Cevaplayalım' forumunda ZORBEY tarafından 10 Ağustos 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hastaların ve Yolcuların Oruç Tutmalarındaki Faziletler


    Sağlığı yerinde olma., n veya yolculuk halinde bulunan kişilerin o halleri devam ettiği sürece oruçlarını bozmaları, dinen daha uygun bulunmuştur. Ancak şunu önemle belirtmek gerekir ki, adını andığımız hallerin hangi şartlar altında doğdukları, yine İslamiyet tarafından belirlenmiştir. Bunu unutarak, herkesin kendi kafasından, "Ben hastayım, ben yolcuyum" deyip orucunu yemesi dinen geçerli değildir. Bu konuda en yeterli bilgi, mazeret sahibi kişinin, yetkili bir şahıstan alacağı bilgidir. Biz burada genel anlamda birtakım kuralları sıralamakla yetineceğiz.

    1. Bir Müslüman hasta oruç tuttuğu takdirde öleceğinden, aklı dengesinin bozulacağından, hastalığının artacağından veya uzayacağından endişe ederse, daha doğrusu böyle bir durumun varlığı doktor tarafından kendisine bildirilirse oruç tutmayacak, bu mazeretleri kalktığı zaman tutamadığı günleri kaza edecektir.

    2. Hamile ve çocuk emziren kadınlar da, kendisinin ve çocuğunun hayatını düşünerek oruçlarını tutmaz, bu halleri geçince yerine getirirler. Çocuğun, kadının kendi çocuğu olmasıyla başka birinin çocuğu olması fark doğurmaz.

    3. Âdet kanaması geçiren veya lohusalık halinde bulunan kadınlar da, o halleri geçinceye kadar oruç tutmazlar. Böyleleri, tutmadıkları gün sayısınca orucu, iyileştikleri zamanlarda tutacaklardır.

    4. Yolculuk (müsaferet veya sefer) halinin doğması için, kişinin en az on sekiz saatlik karayolu tutarında bir mesafe yolculuk etmesi gerekir. Bu da normal ölçülerle 90 kilometreyi aşan bir yolculuk demek olur. Böyle bir yolculuğun süratli vasıtalarla, mesela uçak vs. ile daha kısa zamanda yapılması hiçbir değişiklik yaratmaz. Mazeret dinen geçerlidir. Yani 90 kilometreyi aşan bir yolculuğa çıkan kişi, yolculuğunu, mesela on dakikalık bir zaman içinde yapsa dahi orucunu tutmayabilir. Tabii ki, sonra aynı sayıda günü oruç tutmak şartıyla.

    İğne yaptırmanın oruçla ilgisine gelince: Her şeyden önce, yaptırılan iğne vitamin vs. cinsinden beslenme, hormonal gelişme gibi maksatlarla yapılırsa aynen gıda alma hükmünde olacağından orucu bozar. Bu tip iğnelerin yaptırılması az önce andığımız hastalık halinin varlığını da kanıtlamaz. O halde, böyle iğneleri yaptırma, Ramazan ayı dışında veya geceleyin olmalıdır.
    Tedavi maksadıyla yapılan, yani ilaç zerki için yaptırılan iğnelere gelince, bunlar bir 'hastalığın varlığını kanıtlamaktadırlar. O halde bu tip iğneleri yaptıranlar iki şıktan birini seçeceklerdir.
    1. Ya hasta oldukları için oruçlarını, sonra tutmak üzere yiyecek ve tedavilerini sürdüreceklerdir veya
    2. İğnelerini, oruçlarını açtıkları saatlerde yaptıracaklardır. Aksi halde, hasta hükmünün dışında kalacaklarından, yaptırdıkları iğneler oruçlarını bozacaktır. Bir insan ya hastadır, ya değildir. Hasta ise orucunu zaten bozabilir. O takdirde iğnesini de yaptıracaktır. Hasta değilse orucunu zedelemeden tutmak zorundadır. Buna göre "iğne orucu bozar mı, bozmaz mı?" şeklindeki münakaşa, dinen hiçbir anlam taşımamaktadır. İğne orucu bozar, ama hasta bir kişinin orucunu bozmasına zaten müsaade edilmiştir. Hem tedavi altında olup hem de oruçlu olma gibi bir durumun söz konusu edilemeyeceği açıktır.
    Orucun Kutup Bölgelerinde nasıl tutulacağı da önemli sorulardan biridir.
    Bu konuda, ortaklaşa ortaya konan çözüm şudur: Bu bölgelerde ibadetler, gündüz ve gecenin tam oluştuğu en yakın bölgedeki duruma göre ayarlanır.
    Yıkanmak ve denize girmek meselesini de Süleyman Ateş çok güzel özetlemiştir:
    "Burundan ve ağızdan dimağa veya mideye su kaçırmamak şartıyla yıkanmak orucu bozmaz. Yıkanan kimse, suyun soğukluğunu ciğerinde hissetmiş olsa da orucuna zarar gelmiz. Yalnız İmamı A'zam serinlemek için suya girmeyi ve yaş elbiseye sarılmayı mekruh saymıştır. İmama göre bunun oruç bozmakla bir ilgisi yoktur. Ancak bu hareket, ibadetten usanma belirtisidir. Bundan dolayı mekruhtur.
    Demek ki denize veya nehire girip yıkanmak orucu bozmaz. Ancak burun veya boğazdan dimağa, yahut mideye su kaçmamak şartıyla. Kulağa su kaçması, oruca zarar vermez. Burundan ve ağızdan genize veya mideye kaçarsa oruç bozulur. Hele yüzerken yüzde doksan denecek kadar büyük bir ihtimalle genize veya mideye su kaçar, böylece de oruç bozulur. Tahtâvı, kulağa su kaçmasının, orucu bozup bozmayacağı hakkında iki görüş olduğunu söylüyor. Fakat doğru olan görüşe göre kulağa su girmesi, orucu bozmaz. Ancak Tahtâvı'nin dediği gibi ihtiyaten gündüzün denize ve ırmağa girmekten kaçınmak, suya girince de su kaçmaması için dikkatli olmak gerekir.' (Ateş, l / 324)