Hasbihal Mehmet Akif Ersoy yeni şiiri

'Haberler' forumunda Dark tarafından 29 Aralık 2009 tarihinde açılan konu


  1. Mehmet Akif Ersoy Hasbial

    Mehmet Akif’in dostu Ispartalı Mustafa Hakkı için 1905’te kaleme aldığı şiir ilk kez Aksiyon’da yayınlandı

    İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şiirleri, Safahat adıyla toplanarak bir kitap halinde ilk kez 1933’de basılmış ve günümüze kadar da sayısız baskı yapmıştır. Safahat ilk baskısında Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler adıyla ayrı ayrı basılan kitapların bir araya getirilmesinden oluşmuş ise de sonraki baskılarında yayınlanmayan şiirlerine de kitapta yer verilmiştir. Yıllar içinde çeşitli yayınevleri birbirlerinden aldıkları bu şiirleri aynı adla basmayı sürdürmüşlerdir. 77 yıldır her nesli tüm sanat ve şiir anlayışlarını derinden etkileyen bu şiirlerin birçoğu İstiklal Marşı gibi ezberlene gelmiştir.

    [​IMG]

    YAKIN DOSTLA ‘SOHBET’

    Neredeyse tamamı sırasıyya bilinen ve ezberlenen Mehmet Akif şiirlerine, Aksiyon dergisi bir yenisini ekledi. Dergi, daha önce hiç bilinmeyen, hiç yayımlanmamış bir Mehmet Akif şiirini ortaya çıkardı.

    Büyük şairin 1867 - 1923 yılları arasında yaşayan dostu Ispartalı Ağlarcı(ca)zâde Mustafa Hakkı için kaleme aldığı şiir, dergide yayımlanır yayımlanmaz büyük bir ilgi gördü. Mehmet Akif’in Şam’da tanışıp dost olduğu Mustafa Hakkı için 5 Haziran 1905’te kaleme aldığı Hasbihal (sohbet) adlı şiir şöyle...



    Hasbihal

    Bugün yaşım otuz üç; ben demek otuz üç yıl

    Kapılmışım bu serab-ı hayata; hem de nasıl:

    Bütün kavafil-i âmâl önümde can berleb,

    Durur iken yine ben sîne çâk çâk taleb,

    Uzakta şöyle heyülâda görsem ümmidim

    Teşahhus etti sanır da hemen seğirtirdim!

    Hayale peyrev olup döndüğüm bu feyzada

    Değildi bir demim olsun belâdan âzâde

    Adım başında felâket; adım başında muhat

    Ne bir kenâr-ı selâmet; ne bir tarîk-ı necat

    Sağımda ağzını açmış amîk bir uçurum;

    Solumda inmede dehşetli bir kasırga hücum!

    Gidilse leyle-i âtî kadar karanlık çöl!

    Dönülse devre-i mâzî gibi kapanmış yol!

    Fakat tereddüde, ârâma var mıdır imkân?

    Sürüklenir gider elbette dalgaya kapılan.

    Uğraştım onca muhacimle bir zaman heyhat

    Sonunda tâb ü tüvânım kesildi bitti sebat

    Karardı gözlerim artık ne oldu bilmiyorum

    Açıldı pîş-i hayalimde başka bir uçurum

    Yuvarlanıp düşecektim o cah-ı muzlime ben

    Önümde nur-ı ilâhî gibi göründün sen

    Yarıp o zulmeti sâyende işte kurtuldum

    Dalâle doğru giderken reşâde doğruldum

    Göründü dîde-i hakbîne şimdi âlem-i ruh

    Uyandı leyle-i ruhumda bir sabah-ı fütuh

    Hayat namına ben gerçi sersericesine

    Dolaşmışım bu fezâ-yı hayâli bunca sene

    Fakat bugün o geçmiş demlerin nihâyetidir

    Hayat varsa benimçün bugün bidâyetidir

    Felekte ben de acep gün görür müyüm derken

    Sabah-ı sermede kalb eyledin leyâlimi sen

    Sen ey nigâhımı bîdâr eden ilâhî nur

    Kemâl-i feyzin ile olduğun zaman manzur

    Degişti sanki muhitim, açıldı başka cihan

    Çekildi ufkumu tazyik eden sehab-ı giran

    Baharlar uçuyor şimdi asümânımda

    Teraneler ötüyor tâ samîm-i cânımda

    Muhabbetin ne kadar mucizata mazharmış

    Bugün ben anlıyorum başka bir cihan varmış

    Gülzâr-ı hayalime suret veren musavver ruh

    Kitab-ı sineme bir bak ne dilfirib vuzuh

    İçinde gösteriyor âlem sabahatini

    O safhadan oku gel sen de kendi hikmetini

    Bu kâinatta görmekteyim bütün seni âh

    Biraz da gel edeyim sende kâinâta nigâh

    Ümidi, ye’si, maişet bela-yı hâilini

    Bu kârzâr cihânın bütün gavailini

    Hülasa her ne kadar kayd varsa cümlesini

    Hayalden silerek yazdım işte sade seni

    Bugün düşünm(üy)orum hiç kendi âtimi

    Düşünmek istemiş olsam da nerde kabil mi?

    Senin fezaları lebriz eden hayalinle

    Sığar mı başka endişe tenknâ-yı dile?

    Seninle başladı mâdâm bende feyz-i hayat

    Hüda bilir edemem bir de masivâ isbat


    Alıntıdır