Halk Şiiri Nedir

'Sözel Dersler' forumunda Ezlem tarafından 25 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. Halk Şiiri Nedir, özellikleri

    Halk Şiiri Nedir

    Sözlü edebiyat geleneği, Türklerin İslamiyet'i kabulüyle başlayan kültürel değişikliklere uyum sağlamış, özünü kaybetmeden biçim ve içerik bakımından bazı değişikliklerle varlığını sürdürmüştür. Çoğunlukla halkın ortak yaşayışını, beğeni ve değerlerini yansıtan bu geleneğe "halk edebiyatı" adı verilir.

    Halk Şiirinin Özellikleri:

    - İçerik, tema ve şekil yönünden İslamiyet'ten önceki Türk Şiir geleneğiyle benzerlikler gösterir.
    - Halk şiiri geleneğinde eser verenlerin çoğu halkın içinde gelip onların ortak duygularını yansıtmayı amaçlayan, düzenli bir eğitimden almamış kişilerdir. Özellikle anonim halk şiiri ve âşık tarzı halk şiiri, genel olarak ekonomik durumu çok iyi olmayan, hayatın zorluklarıyla mücadele eden, edebiyat estetiğinden çok; ince bir sezgi, duyuş algılama yeteneğine sahip Anadolu insanının zihniyet dünyası etrafında oluşmuştur.
    - Halk şiiri, divan şiirinde olduğu gibi yüce, yüksek ve ideal olmaya değil hayatın gerçeklerine yönelik bir şiirdir. Bu şiirde önemli olan biçim değil "mana"dır. Bu yönüyle soyut unsurlardan çok somut unsurlar, hayali güzellerden çok gerçek güzeller; mitolojik kahramanlar, olağanüstü olay ve olgulardan çok günlük hayatın gerçekleri şiirde işlenir.
    - Sözlü gelenek içinde çoğunlukla da irticalen (doğaçlama, birdenbire ve içinden geldiği gibi söylemek) oluşturulan halk şiiri, sonraki kuşaklara da genellikle sözlü gelenek yoluyla aktarılmıştır.
    - Şairlerin çoğu şiirlerini ilk söylediklerinde yazıya geçirmedikleri için, şiirlerin birçoğu unutulmuş, hafızalarda kaldığı kadarıyla günümüze ulaşmıştır. Günümüzde bu edebiyata ait bir şiirin, Anadolu'nun farklı yörelerinde, farklı varyantlarıyla karşımıza çıkmasının nedeni budur. (Varyant: Bir eserin aslından çok az ayrılan değişik biçimi)
    - Divan şairleri, kendi şiirlerinden beğendiklerini divan adı verilen kitaplarda toplayıp yazıya geçirmişlerdir. Ancak, halk şiiri, yazılan bir şiir olmaktan ziyade söylenen bir şiir olduğu için şairlerin hayattayken kendi şiirlerini bir araya getirip yazıya geçirmeleri pek mümkün olmamıştır. Bu nedenle bu şairlerin şiirleri başkaları tarafından "mecmua" veya "cönk" diye adlandırılan defterlerde toplanmıştır.
    - Zaman zaman Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmışsa da halkın konuşma diliyle oluşturulmuştur. Özellikle anonim halk şiiriyle âşık tarzı halk şiirinde Türkiye Türkçesinin ortak sözcüklerinin yanında ürünlerin dilinde yöresel sözcüklere de rastlanır.
    - Anlatım, içten, canlı ve yalındır. Divan edebiyatındaki kadar edebî sanatlara fazla yer verilmemiştir. Fakat söyleyiş güzelliği yaratmak için kalıplaşmış benzetmelere (mazmunlara) başvurulmuştur. İnci: diş, kalem: kaş, elma: yanak, ok: kirpik, suna: turna; ela göz, yeşil başlı ördek gibi...
    - Şiirlerde, aşk, ayrılık, sevgiliye özlem, doğa güzelliği, ölüm, toplumsal olaylar, kahramanlık, din ve tasavvuf gibi temalar işlenmiştir.
    - Şiirlerin nazım birimi genellikle dörtlüktür.
    - Şiirler, hece ölçüsüyle söylenmiş, en çok 7, 8 ve 11'li kalıplar kullanılmıştır. Divan şiirinden etkilenen bazı şairler aruz ölçüsünü de kullanmıştır. (Âşık Ömer, Kâtibi, Dertli, Gevheri, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni gibi)
    - Halk şiirinde ahengi sağlamak için genellikle yarım ve cinası uyak kullanılmıştır. Bazen de sadece redife yer verilmiştir. Halk şiiri geleneğindeki şairler özellikle ölçü ve uyak yönünden divan şairleri kadar titiz değiller, biçim mükemmelliğine önem vermezler. Örneğin 8'li hece ölçüsüyle söylenmiş bir şiirin bazı dizelerinde 7 veya 9 hece bulunması, iki dizesinde tam kafiye bulunan bir dörtlüğün üçüncü dizesinde yarım kafiye kullanılması halk şiirinde zaman zaman karşılaşılan bir durumdur. Biçimle ilgili bu kusurların nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
    - Bazı, şairlerin okur-yazar olmaması, biçim ve uyak konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması,
    - Şairlerin, şiirlerini saz eşliğinde ve hazırlıksız (irticalen) söylemeleri,
    - Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir.
    - Şairlerin biçim güzelliğini değil, anlam güzelliğini ön planda tutmaları.
    - Koşma, semai, mani, türkü, varsağı, gibi nazım şekilleri kullanılmış, konuları bakımından şiirler, güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt, nefes, ilahi, sathiye gibi isimler almıştır. İşledikleri konuya göre adlandırılan bu ürünler halk şiiri nazım türlerini meydana getirmiştir.
    - Şiirler çoğu zaman müzikle iç içedir, belli bir ezgiyle söylenir.

    halk şiiri örnekleri

    Aşık Veysel

    Yel estikçe dalgalanır dalları
    Türlü türlü seda verir ağaçlar
    Tertip olmuş kuğu gibi dilleri
    Türlü türlü seda verir ağaçlar

    Bahar gelir yaprak açar yaz olur
    Aşka düşen ateş olur köz olur
    Kaval olur keman olur saz olur
    Türlü türlü seda verir ağaçlar

    Yel değdikçe ince dallar ses verir
    Yeşil yaprak etrafına sus verir
    Aşılarsan meyvesini has verir
    Türlü türlü seda verir ağaçlar

    Balta gelir yalağından yadeder
    Usta gelir keman yapar ud eder
    Yanık sesli kaval ne feryadeder
    Türlü türlü seda verir ağaçlar

    Davul olur gümbür gümbür gümüler
    Zurna olur ince sesle ininler
    Gıranata derdlerimi yeniler
    Türlü türlü seda verir ağaçlar

    Kalem olup her lisanda okuyor
    Ana sesi ciğerimi yakıyor
    Dallarda çeşitli kuş şakıyor
    Türlü türlü seda verir ağaçlar



    Aşık sefai

    Beni böyle deli eden
    Yarin açı sözü imiş
    Sırat sırat dedikleri
    Bir çift ela gözü imiş

    Özümüz var özden öte
    Sözümüz var sözden öte
    Ötelerin ötesinde
    Gözümüz var gözden öte

    Ataş saranda her yanı
    Canana vermişim canı
    Bu garibinin kabristanı
    Ayagının izi imiş

    Özümüz var özden öte
    Sözümüz var sözden öte
    Ötelerin ötesinde
    Gözümüz var gözden öte

    Sefaiyem bismillahım
    Hem ezelim Hem ervahım
    Kıblegahım Secde gahım
    Yarin ela gözü imiş

    Özümüz var özden öte
    Sözümüz var sözden öte
    Ötelerin ötesinde
    Gözümüz var gözden öte

    Bayburtlu zihni

    Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş
    Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
    Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
    Sakiler meclisten çekmiş ayağı

    Aşık Ömer

    Ey şahin bakışlı yükseğe bakma
    İndirirler seni kola bir zaman
    Sadık âşıkları odlara yakma
    Hiç lûtfun olur mu kula bir zaman

    Âşıka ettiğin başka fen gibi
    Hiç görmedim kalbi âhen sen gibi
    Seni aşk oduna yaka ben gibi
    Açılan güllerin sola bir zaman

    Bir âhu gözlüye gönül veresin
    Bakmaya pâyine yüzler süresin
    Ettiğin işlere pişman olasın
    Herkes ettiğini bula bir zaman

    Aşık Ömer eydür ey perî-resmim
    Eğrilmiş hilâle döndürdün cismim
    Şimdi âr edersin anmağa ismim
    Hatırından çıkmaz ola bir zaman

    Aşık Kerem

    Çiçekler İçinde Menevşe Baştır
    Güzeli Gösteren Göz İle Kaştır
    Gurbete Gidiyom Mektup Ulaştır
    Mektup İle Konuşalım Bir Zeman

    Şu Dünyada Üç Nesneden Korkarım
    Biri Gurbet Bir Ayrılık Bir Ölüm
    Hiç Birinden Hasta Gönül Şen Değil
    Biri Gurbet Bir Ayrılık Bir Ölüm

    Kerem Derki Dağ Üstüne Dağ Olmaz
    Ah Çekenin Yüreğinde Yağ Olmaz
    Elin Kızı Gelip Sana Yar Olamaz
    Varıp Kapısına Kul Olmayınca


    Karacaoğlan

    Vara vara vardım ol kara taşa
    Hasret ettin beni kavim kardaşa
    Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
    Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

    Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
    Acıdır ecel şerbeti içilmez
    Üç derdim var birbirinden seçilmez
    Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm