Halk Hikayeleri Ve Destanların Arasındaki Farklar Nelerdir?

'Sözel Dersler' forumunda YAREN tarafından 3 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. Halk Hikayeleri Ve Destanlar Arasındaki Farklar,
    Halk Hikayeleri Ve Destanlarının Arasındaki Farklar


    DESTAN HALK HİKÂYESİ VE MASAL ARASINDAKİ İLİŞKİLER VE BU UNSURLARIN DESTANLARA YANSIMASI



    İlk olarak toplumlar, mitik bir dönem yaşamıştır Bu mitik dönemin en önemli özellikleri, insanoğlunun henüz çözemediği olayların sebeplerini esrarlı bir kutsallık ile açıklaması ve vardığı sonucu da bir kural olarak kabul etmesidir Böylece kendisinin de içinde yer aldığı ilkel bir Tanrılar dünyası yaratılmıştır
    Tarih sahnesine çıkınca düşünce tarzında değişmeler olmaya başlamış ve epik düşünce dediğimiz yeni bir döneme geçilmiştir Bu dönemde mitik dönemdeki esrarengiz görünen âlemin bazı sırları çözülmüş, bilinmezlik ortadan kalkınca, yeni bir beşeri değer esrarlı gücün yerini almıştır Bu değer insanın fizik gücüdür Bu gücün değerinin keşfedilmesi mücadele ile bazı düşmanların, mesela bazı hayvanların yenilebileceği anlaşılması, dışa yönelik bir mücadeleyi başlatmıştır Toplum, kendi içinde teşkilatlanmaya başlamış, yurt ve kabile şuuru uyanmıştır Bunları ifade etmek için mitik dönemde şekillenen dil ve düşünce kalıpları aynen kullanılmış ve kültürün ikinci halkası oluşmuştur Henüz cemiyet içi çatışmalar başlamadığı için birlik fikrinin ilk çekirdekleri de bu dönemde filizlenmeye başlamıştır Toplum, henüz göçebe halde yaşamaktadır Bu dönemin eserleri destanlardır Destan tipleri cemiyetin ortak tipleridir Henüz ferdi tipler mevcut değildir Toplum, daha önce yaşamış ve zihinlerde iz bırakmış tiplerin bütün iyi özelliklerini kendi dönemine taşımış ve bu dönemin parlayan tipine bunları yerleştirmiştir Epik kahraman, sadece kendi özelliklerini değil daha önce yaşamış tiplerin özelliklerini de taşımaktadır Bu dönemin kahramanlarında bulunmayan; toplumun beklentisi doğrultusundaki özellikler de bu tiplere yüklenmiştir Böylece epik bir tip hem mitik özelliklerden müspet olanları, hem de idealindeki tiplerin anlamdaki özelliklerini birleştirmiştir
    Daha sonraki dönemde toplumun yerleşik ve yarı göçebe hayata geçmesi ile cemiyet içi çatışmalar ve ferdin kendi problemleri ortaya çıkmıştır Bu dönemin eserleri de epico-romanesque eserlerdir Artık kahramanlarda epik özelliğin yanı sıra başka özellikler de aranmaktadır Estetik bazı beklentiler ( güzellik, iyi şiir söyleme, dürüstlük vb) söz konusu olmaktadır Halk Edebiyatında, halk hikâyeleri dediğimiz tür işte bu dönemin ürünleri olmaktadırlar Halk hikâyelerine ,Anadolu dışındaki Türk boyları arasında destan, hikâye vb isimler verilmektedir Bunlar nazım ile nesrin karışık olarak kullanıldığı, kahramanlık ve aşk konulu eserlerdir Genellikle âşıklar tarafından tasnif edilirler ve anlatılırlar Bu eserler de, aynen destanlarda olduğu gibi kendilerinden önce diğer türlerde kullanılan malzemeyi kullanmışlardır Motif ve epizot, formel unsurlar ve yapı bakımından diğer türlerden sık sık malzeme almışlardır Hem mensur hem manzum oldukları için bütün halk yaratıcılığının şekil ve türlerinin karmaşık bir sentezi halindedirler
    Destanlar; milletlerin tarihinde derin iz bırakmış önemli olayları harikuladeliklerle süsleyerek anlatan uzun, manzum, milli eserlerdir Destan anlatıcısı ozan (akın veya baksı) onu bir kopuz eşliğinde söyler Bir takım mimik, jest ve taklitlerle anlatımını kuvvetlendirmeye çalışır Halk hikayelerinde de bu anlatım ananesi devam etmekle birlikte, mühim bazı farklar onu destandan ayırır Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
    1 Tarihi bir vakanın olması şart değildir
    2 Nazam-nesir karışıktır Zamanla nesir, nazma üstünlük kazanmıştır
    3 Şahısların ve olayların anlatımında realist çizgilere daha çok yer verilmiştir
    4 Kahramanlıktan çok aşk maceraları konunun ağırlığını teşkil etmektedir
    Ayrıca; destanlar, belli bir daire teşkil ederler Halk hikâyelerinde-bilhassa aşk konulu olanlarda-böyle bir daire söz konusu değildir Hikâyenin kahramanı âşık olur, sevgilisine kavuşmak için maceralara atılır ve kavuşur Hikâye burada biter Halbuki, destanlarda durum böyle değildir Mesela Manas Destanı’nı onun oğlu Semetey ve onun oğlu Seytek devam ettirirler
    Masal nesirle söylenmiş, tamamıyla hayal mahsulü olan ve anlattıklarına inandırma iddiası bulunmayan, kısa bir anlatı türüdür Masalın en karakteristik özelliği, seri bir tahkiye tekniğine sahip olmasıdır Ayrıca, masallarda olayın geçmişe ait olduğunun belirtilmesine bilhassa dikkat edilir Masal ile destan arasında şu benzerlikler vardır:
    1 Destanlarda, masal kahramanı olarak bilinen perilerin yaşayışına benzer bir hayat süren destan kahramanları vardır Oğuz Destanı’nda Oğuz’un evlendiği kızlar gibi

    Masal ile destan arasındaki farklar ise;
    1 Masal konuları çeşitli olmasına rağmen destan konularında kahramanlığa fazla yer verilir Umumiyetle milletlerin mazisindeki önemli olaylar ve büyük kahramanlar etrafında destanlar teşekkül eder
    2 Masal kahramanlarının hayali olmasına karşılık destan kahramanlarını biz tarih sayfalarında bulabiliriz Oğuz Kağan gibi
    3 Destanlar daha hacimli olurlar Pek çok olayın anlatıldığı destanların hacimleri de uygun olarak geniş bir yer kaplar
    4 Destanlar manzum olurlar, masallardaki durum ise tamamıyla tersidir Masallarda manzum kısımlar yok denecek kadar azdır
    5 Masalların benzerlerine başka milletlerde de rastlanıldığı halde destanlarda durum farklıdır Destanlar millidir Bir millete aittir
    Manas Destanı’nın Radloff versiyonu, destan kahramanlarının ailelerinin takdimi ile başlamaktadır Bu durum halk hikâyelerinde de böyledir Destanda statü, destan kahramanın geleceği için öneminden dolayı çok fazla vurgulanmamasına rağmen, halk hikâyelerinde kahramanın aşkı uğruna neleri feda ettiğini göstermesi bakımından vurgulanmaktadır:
    (Böyönkan, onun oğlu Karahan ve onun oğlu Cakıp Han şeklinde-Radloff versiyonu; Böyönkan, Çayankan ve Orozdu üç kardeştir Orozdu’nun beş karısı olmuş ve ilk karısından Cakıp ve Şıgay doğmuştur Cakıp’ın da üç karısı olmuş, onun da ilk karısı Çıyırdı’dan Manas ve Kardıgaç doğmuştur-Yusup Mamay versiyonu)
    Oğuz Kağan Destanı’nın islami varyantında da Oğuz’un soyu ilk olarak tanıtılır Ve soyu Nuh Peygambere dayandırılır Burada da Nuh peygamberin oğulları olan Hâm, Sam ve Yafes’ten başlayarak bütün soy ve başa geçen hükümdarlar sayılıyor En son olarak da Kara Han oğlu Oğuz Han’dan bahsediliyor
    Edige Destanı’nda da kahramanın soyu tanıtılmaktadır Bunu;
    Ben de atalık söyleyeyim,
    Çaşlı tüklü Koc’Amet
    Ondan gelmiş Er Amet
    Ondan gelmiş Ker Amet
    Ondan doğmuş Temir Kaya
    Temir’den doğmuş kutlu Kaya
    Kutlu Kaya’dan doğmuş Edige
    Edige’den doğmuş Nuradın şeklinde destanda görmekteyiz
    Bir de “eski zamanda Cayık ile İdil’de Altın Orduda Toktamış adında bir hükümdar yaşamıştır Onun av kuşlarına bakan Kutlıkaya adında bir beyi bulunmaktadır Edige, işte bu beyin oğludur Ancak Edige’nin babası Toktamış tarafından öldürülür Görüldüğü gibi Edige de bir bey oğludur şeklinde bir tanıtım vardır
    Manas destanında ve halk hikâyelerinde paralellik gösteren bir başka motif de çocuksuzluktur Oğuz Destanı’nda da aslında baş kısımda bir çocuksuzluk motifini içeren kısım olabilir, ama burası eksiktir Manas Destanı’nda Cakıp, Çıyırcı’yı bir takım şeyler yapmadığından dolayı azarlıyor Bunların arasında belini sıkı bağlamaması ve evliya mezarına gitmemesi, elmalıkta yuvarlanmaması gibi unsurları sayabiliriz Bunun gibi suçlamalar halk hikâyelerinde de bulunmakta ve hatta kahramanlar eşlerinden bile ayrılmaktadırlar Burada geçen elma unsuru her ikisinde de ortaktır Manas’ta elmalıkta yuvarlanmak şeklindeyken halk hikâyelerinde bu dervişin verdiği elmanın yenmesi sonucu çocuk sahibi olmak şeklinde işlenmiştir
    Alpamış Destanı da bir çocuksuzluk motifiyle başlar Baybora ve Baysarı bolluk içinde yaşamalarına rağmen çocuk sahibi değillerdir Bunun üzerine çocuksuzluğa çare arama motifi devreye girer İki bey evliyaların mezarlarını ziyaret etmeye, Tanrı’ya yalvarmaya karar verirler
    Ad verme motifi de ortak bir motif olarak her iki türde de yer alır Kahraman belirli bir yaşa gelince, veyahut bir kahramanlık gösterince ona ad koymaya sıra gelir Ad ya çocuğun üzerinde bulunan bir işarete göre veyahut da çocuğun kendisinin doğumuyla getirdiği işaret üzerine olur Ve genelde bu adı çocuğa ak sakallı ihtiyarlar verir Halk hikâyelerinde de elmayı veren derviş, kendisi gelmeden çocuğa ad verilmemesini söyler ve çoğu zaman kendisi gelerek çocuklara ad koyar (Asuman ile Zeycan, Kerem ile Aslı vb halk hikâyelerinde görebiliriz)
    Dede Korkut Hikâyelerinde de çocuğun ad alması bir kahramanlık yapmasına bağlıdır Ve bundan sonra Dede Korkut gelir ve çocuğa yaptığı kahramanlıkla bağlantılı bir ad verir Adını ben verdim, yaşını Allah versin diyerek dua eder
    Manas Destanı’nda da Cakıp Han, bir toy düzenler, dört peygamber gibi koca gelerek çocuğa Manas adını verirler Semetey, ad aldığında Manas hayatta değildir Kanıkey’in babası toy düzenler ve ona ad koymalarını ister Yine kimse ad koyamaz ve ak sakallı ihtiyar gelip adını Semetey koyar ve gider Seytek de aynı şekilde ad almıştır Kan çora ve Kül çora da doğumlarındaki özelliklere göre ad alırlar
    Edige Destanı’nda da Edige, şöyle ad alır: Kutlıkaya, Toktamış tarafından öldürüldükten sonra, onun can dostu can Timer, Kutlıkaya’nın oğlunu geniş olan çizmesine saklayarak Toktamış Han’dan kurtarmıştır Bu nedenle bu çocuğa Edige adını vermiştir Çünkü çizmeye Tatarca’da, etik denir
    Alpamış Destanı’nda da çocuklara ad verilmesi için toy düzenlenir Hoca molla gelerek çocuklara adlarını verir
    Köroğlu Destanı’nda da çocuk mezarda doğduğu için Göroğlu adı verilir Adı da Dede Kamber verir
    Kahramanın eğitimi konusu da destan ve halk hikâyeleri arasında ortaktır Yusuf Mamay varyantında Manas’ın eğitimi Oşpur’a verilir Radloff varyantında ise; Cakıp, Manas’ı aksakal bilge Bakay Han’ın yanına eğitilmesi için verir ve uzun süre anne ve babasından ayrı kalarak orada eğitilir Bu durum halk hikâyelerinde de vardır Doğan çocuk okul çağına gelince devrin ilimlerini ve kahramanlığı öğrenmesi için anne ve babadan uzak bir yerde eğitim görüyor(Tahir ile Zühre hikâyesinde görebiliriz)
    Edige Destanı’nda, Edige’nin de küçük yaştan itibaren bir eğitimden geçtiğini görürüz Edige, üç yaşında bir hocadan (atalık saz) ders alır, dört yaşında bilgi sahibi olur, altı yaşında ata biner, yedi yaşında yay çekip yedi tutam ok atar ve böylece eğitimini tamamlar
    Köroğlu Destanı’nda da Köroğlu, dört yaşına girince Ahmet Han onu okula verir Yedi yaşına kadar iyi okur
    Manas Destanı’nda bulunan aşk kıskançlıklarına, halk hikâyelerinde de rastlanmaktadır Aynı zamanda kan bağı veya derin bir dostlukla birbirlerine bağlı olan insanlar arasındaki ihanetler de beşeri motiflerdendir Manas Destanı’ndaki Köz Kaman bölümü buna örnek teşkil eder Köz Kaman domuz gözlü demektir Köz Kaman ve ailesi uzun zaman Moğolistan’da kalmış, Çin kültürü almış, asimile olmuşlardır Kanıkey, içgüdüsel olarak Köz Kaman’ı hiç sevmez Nitekim Köz Kaman Manas’a ihanet eder Manas’ı ve kırk yiğidini zehirler Kırk yiğit ölür Manas, Kanıkey’in Mekke’den getirdiği bir ilaçla iyileşir İyileşince Mekke’ye gidip dua eder ve kırk yiğidi de bu sayede dirilir Dede Korkut Hikâyelerinde de Dirse Han Oğlu Boğaç Han adlı hikâyede aynı unsurları görüyoruz Burada da tahta çıkan Boğaç Han kırk yiğidin adını anmaz olur Bunun üzerine kırk yiğit Dirse Han ile Boğaç Han’ı birbirine düşürürler Edige Destanı’nda Kın Cabay, Noradın’e Toktamış’ın kızını seviyor diye Toktamış’ın kızıyla tuzak kurar, ve kız hamile olduğunu söyler Ve çocuğun Edige’den olduğunu söyler Böylece baba ile oğlun arasını açmış olurlar Manas Destanı’ndaki Mendibay da Manas ile Kanıkey’in aşklarını zedeleyerek, onları ayırmaya çalışan bir tiptir Kökçö’nün kırk yiğidi kıskançlık sonucu, Almanbet ile Kökçö’nün arasını açarlar
    Alpamış Destanı’nda da Kökemen, Alpamış ile Gülbarçin’in aşklarını engellemeye çalışır
    Hayatın çeşitli dönemlerinde (doğum, gençlik, evlilik, lider seçimi, savaş, ölüm vb) yapılan yarışmalar ve sınavlar gerek destanlarda, gerekse halk hikâyeleri ve masallarda büyük benzerlikler gösterir Manas Destanı’ndaki Kökötöy’ün aşında görülen bu tür faaliyetler kahramanlık konulu hikâyelerde karşımıza çıkmaktadır Alpamış Destanı’nda da at yarışları ve güreş sahneleri vardır Altın tabak yarışması yapılır Uzun bir direğin ucunda bir tabak, tabağın içinde de altın gümüş gibi şeyler vardır Tabağı vuran içindekileri alacaktır Başka bir varyantta bu ortası delik madeni paradan ok geçirme şekline alıyor
    Manas Destanı’nda bulunan ölüp-dirilme motifi de hem halk hikâyelerinde hem de masallarda geniş bir biçimde yer almaktadır Halk hikâyelerinde kahramanın öldükten sonra dirilmesi değil de başka kılığa girip şekil değiştirmesi söz konusudur Destanlarda ölüp-dirilme motifinin yanında kılık değiştirme motifi de işlenmiştir Bunun da en güzel örneklerini Köroğlu Destanı’nda görüyoruz Köroğlu Kamber Dede kılığına girer, ayrıca destanda kahramanların doğan, güvercin, balık suretlerine girmelerine de çok fazla yer verilir Masallardan örnek verecek olursak;
    Nartanesi isimli masalda, karısı ölen adam kızı ile bir müddet beraber yaşarlar Adam evlenir, analığı kızı hor görür Baba kızını odun dağına bırakır ve eve döner Kız kırk zeybeklerin evine giderek onlardan habersiz evin işlerini yapar Bir gün kız, kırk zeybeklere yakalanır Başından geçenleri onlara anlatır Kırk zeybekler, bu kızı kardeş edinirler Kızın üvey annesi bunu duyar ve kocasına verdiği zehirli gerdanlığı kızına takmasını öğütler Kız sihirli gerdanlığı takınca ölür Kırk zeybekler kardeşlerine kıyamazlar Ve bir sandık içine koyup bir çeşme başına bırakırlar Bir bey oğlu, sandığı açıp da kızın boğazındaki gerdanlığı çıkarınca kız dirilir Daha sonra bey oğlu kızla evlenir
    Kargış ve algışlar, yani dua ve beddualar gerek Manas, Edige ve diğer destanlarda gerekse halk hikâyesi ve masalda çokça rastlanan unsurlardandır Edige Destanı’nda, Edige Kın Cabay ve Toktamış’ın kızına inanarak babasına düşman olur ve babasının gözlerini kör eder Bunun üzerine Edige, oğluna beddua eder Noradın hasta olur Edige, dayanamayarak dua eder ve oğlunu iyileştirir Alpamış Destanı’nda da Karacan ile Alpamış’ın güreşi esnasında Alpamış, HzAli’ye dua eder Ve güreşi kazanır Manas’ın kırk yiğidi Manas’ın Mekke’ye gidip dua etmesi sonucunda dirilmiştir Çocuğu olmayan kahramanlar, çocukları olması için dua ederler Bunu Manas, Alpamış vb destanların yananda Dede Korkut Hikayelerinde de görüyoruz Hatta bir ağzı dualının duasının kabul edilmesi sonucunda beylerin çocuklarının olduğu vurgulanıyor Köroğlu Destanı’nda Zulper Ayım, nasıl oluştuğunu açıklayamayacağı bir çocuk taşıdığı için ölmek ister ve Allah’a canını alması için dua eder
    Gerek Manas Destanı, gerekse Edige vbnde geçen kahramanların olağanüstü vasıflara sahip olması ve hızla büyüyüp gelişmeleri masal kahramanlarında da görülen olağanüstülükle ilgili unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır
    Kahramanların gurbete çıkmaları da gerek destanlarda gerek masal ve gerekse de halk hikâyelerinde karşılaştığımız motiflerdendir Örneğin Manas Destanı’nın Yusup Mamay versiyonunda babası Cakıp’a küsen Manas, küçük yaşta yurdunu terkedip Turfan’a gelir ve orada çiftçilikle uğraşır Almanbet de ülkesini terk eder Edige Destanı’nda Edige, Toktamış Han’ın kendisini ortadan kaldırmak istemesi üzerine ülkeyi terk eder Bu husus oğlu Noradın için de geçerlidir Halk hikâyelerinde de rüyasında gördüğü sevgiliyi aramak için yabancı memleketlere giden kahramanlara çokça rastlarız Bu türlerin hepsinde ortak olarak göze çarpan bir husus da kahramanların gittikleri yerlerde vatan özlemi çekerek bir müddet sonra tekrar memleketlerine dönmeleridir Alpamış Destanı’nda da kökbörü yarışı sonucunda Baybora ile arası açılan Baysarı ailesini de alarak Kalmuk Tayşa Han’ın topraklarına gider Ama o da destanın sonunda vatanına geri döner
    Kahramanın olağanüstü güçte varlıklarla mücadelesi ve onları yenmesi de çok yaygın bir motiftir Masal ve destanlarda çok fazla görülmektedir Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz ormanda yaşayan ve insanlara zarar veren gergedanı öldürür, Manas Destanı’da Manas, Maker devle dövüşür ve onu yener, Dede Korkut Hikâyelerinde Basat Tepegözü öldürür, Edige Destanı’nda Edige, Kara Tiyen Alp adlı bir devle dövüşür ve onu yener Bu unsur masallarda da çok fazla yer almakta hatta masallarda destandan daha çok yer almaktadır
    Kırk formulistik sayısı da destan, hâlk hikayesi ve masallarda yer alan unsurlardandır Manas Destanı’nda Manas’ın kırk yiğidi vardır Almanbet kırk çoranın cakşısı yani kırk yiğidin en iyisidir Manas’a kılıç yapan ustaya bu hizmetinden dolayı kırk kısrak verilir Temir Han’ın kızı Kanıkey ile evlenecek olan Manas, kız tarafına kırk vadi koyun verecektir Manas Almanbet ile tanıştıktan sonra, at yarıştırarak Manas’ın babası Cakıp Han’ın yanına gideceklerdir Manas, babasına haber gönderir ve bu dostluğu kutlamak için bir alaca kısrak kestirip halkı toplamasını, kırk kazık çaktırmasını ve yarışacak kırk ata ödül vermesini söyler
    Formulistik sayıların en çok geçtiği destanlardan biri de Alpamış Destanı’dır Kırk, dokuz, yedi sayıları, çeşitli olaylar içinde tekrar edilmektedir
    Edige Destanı’nda da Kara Tiyen Alp’ın kırk yiğidi bulunmaktadır Masallarda da özellikle bir bir gece masallarında, kırk sayısına çok fazla rastlarız Kırk haramiler örneğinde olduğu gibi Bunun yanında üç, yedi, dokuz ve bunların türevleri olan doksan dokuz vb formülistik sayıları da destan, masal ve halk hikâyelerinde görmek mümkündür
    Yine kahraman erkeklerin yanında onlar kadar kahraman özelliklere sahip kadın tipleri vardır yine bunlara da halk hikayelerinde de destanlarda da rastlamak mümkündür
    Gerek destanlarda, gerek halk hikâyelerinde, gerekse masallarda görülen motiflerden biri de rüyadır Oğuz Destanı’nda Oğuz’un bilge veziri Uluğ Türk, rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok görür Altın yay, gün doğusundan gün batısına kadar uzanmaktadır Üç gümüş ok ise kuzeye doğru gitmektedir Rüyasını Oğuz Kağan’a anlatır Oğuz Kağan, onun bu rüyasına bağlı olarak verdiği öğüdü tutar ve bir toy düzenleyerek yurdun idaresini oğullarına bırakır
    Dede Korkut Hikâyelerinde de rüya sıkça işlenmektedir Salur Kazan’ın evinin yağmalanması sırasında, Karaçuk Çoban’ın kaygılı rüya görmesi üzerine, bu hayra yorulmaz ve tedbir alınır Salur Kazan da rüya görür , bu rüya onu kaygılandırır ve ülkesine döndüğünde ülkesini yağmalanmış olarak bulur Kazılık Koca oğlu Yigenek de bir rüya görür Ve bu rüya sonucu yoldaşlarıyla Düzmürd Kal’asına giderek babasını kurtarır
    Manas Destanı’nda da rüya motifi sık sık karşımıza çıkar Manas, Kanıkey, Almanbet rüya görmekte ve bu rüyalar kahramanları yapacakları işlerde yönlendirmektedir Manas bir rüya görür ve rüyasını Acıbay’a yorumlattırır Bu rüyada Almanbet’in gelişi müjdelenmektedir Kanıkey de gördüğü bir rüyayı, Manas’ın dirilmiş olabileceğine yorar Coloy’un karısı da rüyasında Manas’ın sürülerine saldırdığını görür Coloy’dan onunla savaşmamasını rica eder ama fayda etmez
    Edige Destanı’nda Edige ve Toktamış’ın rüya gördüklerini görüyoruz Halk hikâyelerinde de rüyü çok önemlidir Görülen rüya sonucunda rüyadaki sevgiliyi bulmak için hikâye kahramanı yollara düzülmektedir
    Bazı destanlarda olağanüstü güçler ve olaylardan bahseden öyle bölümler vardır ki bunların masaldan alındığını bize düşündürür Bunları kesin olarak destandan ayırmak her ne kadar mümkün değilmiş gibi görünse de, bazen anlatım şeklinden bunu çıkarabiliriz Manas Destanı’nda birbirinden bağımsız çeşitli masalların destana sıkıştırıldığı görülür Yusup Mamay versiyonunda Seyit bölümündeki bazı olayları buna örnek olarak göstermek mümkündür Manas Destanı’nın baş kısmındaki Kırgız adının menşeini anlatan kısımları da bir masal olarak kabul edebiliriz Çok eski zamanlarda Kırgızların başında olan Kalashan vardır Bu çok yakışıklı birisidir Ülkesindeki bütün çilli, çirkin insanları yok eder Kendi çocuğu da çiçek hastalığına yakalanır ve çilli olur Çocuğunu da öldürmesi gerekir, bu konuda vezirlere danışır Vezirleri çocuğu kimse görmeden öldürmek ister Ormana götürürler Vezir, çocuğu öldürmeden orada bırakır ve senin adın Kırgız olsun der Çocuk orada büyür ve kabile kurar Bu kabileye de Kırgız denir
    Bir Çin varyantında ise masal başka türlü yer alır Bir hükümdarın bir kızı, kızın da kırk cariyesi vardır Bunlar bir gün kırda gezerken bir yerden su içerler ve hamile kalırlar Hükümdar bunları kovar ve ormana bırakır Bunların yirmi oğlu, yirmi kızı olur Bunlar da büyüyüp evlenirler ve Kırgız soyu meydana gelir
    Köroğlu Destanı’nda da destanın giriş kısmanda Hz Ali’den Zülper Ayım’ın çocuğu olması kısmı masal gibidir Yine Köroğlu Destanı’ndaki Ağa Yunus Peri’nin, Miskal Peri’nin, Gülnar Peri’ni Köroğlu’na âşık olup onunla evlenmeleri bir masal unsurudur Perilerle evlenme, zaten başlı başına bir masal motifidir Edige Destanı’nda da buna benzer bir durum vardır Edige’nin bir perinin çocuğu olduğunun anlatıldığı kısım yine masal unsurları taşır Dede Korkut Hikâyelerindeki Tepegöz de bir peri ile çobanın beraberliği sonucunda ortaya çıkmıştır
    Masallardaki zaman kavramına benzer, gerçek olmayan bir zaman kavramını da destanlarda görürüz Manas’ın ordusu Pekin’e giderken, altı ay yol yürür ama dönerken yedi günde gelir Köroğlu Destanı’nda da Leyli Kır’ın bir aylık yolu bir günde aştığı ifadesi yer alır
    Destanlarda, masallarda ve halk hikâyelerinde görülen ortak motiflerden biri de büyü, fal gibi unsurlardır Manas’ta falcı mahiyetinde kâhinler vardır ve bunlar Kırgızlardan doğacak olan çocuğun egemenliği eline alacağını söyler Ahmet Han’ın da falcıları vardır Onlar da Köroğlu’nun yaptıklarını, O daha ülkeye dönmeden haber verirler
    At motifi, bütün türlerde geçen bir motiftir Oğuz Destanı’nda, Dede Korkut Hikâyelerinde, Manas Destanı’nda, Edige’de, Alpamış’ta, Köroğlu’nda vb hepsinde at motifi vardır Buradaki atlar üstün yeteneklere sahip olan, sahibi zor durumda kalınca onu kurtaran, sahibi için yas tutan, geçilmez engelleri kanatlanarak aşan cinsten hayvanlardır Konuşma ve düşünme yeteneğine sahip akıllı ve bir o kadar da olağanüstü varlıklardır
    Hızır, pir, evliya vb kelimeler de destan, masal ve halk hikâyeleri arasında ortak motiflerdendir
    Burada belirtilmesi gereken bir nokta da Dede Korkut Hikâyeleri’nden Bamsı Beyrek, Tepegöz ve Deli Dumrul ile ilgili hikâyelerin, Manas Destanı’ndan Er Töştük ve Almanbet ile ilgili destan parçalarının halk hikâyesi ve masal olarak anlatılmalarıdır Edige Destanı ise kimi zaman bir halk hikâyesi olarak geçmektedir
    Bunların yanında bir takım söz kalıpları da masal, destan ve halk hikâyelerinde ortak unsur olarak yer almaktadır
    Sonuç olarak; destan, halk hikayesi ve masal türleri arasında birçok yönden benzerlikler olduğunu ve metinler incelenirken bunların göz önünde bulundurulması gerektiğini söyleyebiliriz.

    Sevtap YAZAR​