Halide Edip Adıvar Edebi Kişiliği

Konusu '( e-f-g-h )' forumundadır ve EyLüL tarafından 28 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. EyLüL Üye

    Halide Edip Adıvar Edebi Kişiliği
    Halide Edip Adıvar


    Halide Edip Adıvar


    Dönemin tanınmış kişilerinden toplumbilim, felsefe, matematik dersleri alarak yetişti. Matematikçi Salih Zeki ile evlendi 1901). Eşinden ayrılınca (1910), İstanbul Kız Lisesi’nde, Öğretmen Okulu’nda tarih, pedagoji öğretmenliği yaptı. Türk Ocağı’na girdi. Dünya Savaşı yıllarında Suriye’ye giderek Lübnan ve Şam’da kız okulları genel müfettişliği yaptı. Doktor Adnan Adıvar’la evlendi (1917).

    İstanbul’a dönüşünde Ziyâ Gökalp, Fuat Köprülü, Hamdullah Suphi, Mehmet Emin Yurdakul’la birlikte “Türk Ocağı”nın “Hars ve İlim” kuruluna seçildi. Drülfünûn Batı Edebiyatı hocalığına atandı (1918). Bir yandan da Robert Koleji’nde eğitim işleriyle uğraşıyordu. Mütarekede Yahya Kemal’in de belirttiği gibi, “Wilson prensipleri ve Amerikan mandası” için toplantılar düzenlemeye, Amerikan cumhurbaşkanının barış önerilerine tek kurtuluş yolu gücü kazandırmaya çalıştı.

    Daha sonra, Birinci Dünya Savaşı’ndan galip olarak çıkan devletlerin, “Wilson Prensipleri”ne uymamaları üzerine, bunların “hiçbir maddî kıymeti kalmadığı” görüşüne varan Hâlide Edip, İstanbul’da düzenlenen, İzmir’in işgalini protesto mitingine katıldı. Eşiyle birlikte Anadolu’ya geçerek, Kurtuluş Savaşı’nda çeşitli görevler aldı (Yaşamının bu kısmı Türk’ün Ateşle İmtihanı kitabında anlatılır). Cumhuriyet’in ilanından sonra Dr. Adnan Adıvar’ın Rauf Orbay, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy’la birlikte kurucuları arasında bulunduğu “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”nın kapatılması üzerine yurtdışına çıktı (1925). Uzun süre Fransa ve İngiltere’de yaşadı. Amerika’da Colombia Üniversitesi’nde, Hindistan’da Delhi İslâm Üniversitesi’nde konuk profesör olarak çalıştı. Ülkeye dönüşünden kısa bir süre sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne profesör olarak atandı (1940). İzmir’den milletvekili seçildi (1950-1954). Politikadan çekilerek üniversitedeki görevine döndü. İstanbul’da öldü (9 Ocak 1964).
    Hâlide Edip, edebiyat dünyasına ilkin Tanin gazetesinde Hâlide Sâlih imzasıyla yayımladığı öykülerle girmişti. Sonra Şehbal, Büyük Mecmua, Musavver Muhit, Resimli Kitap dergilerinde yazdı. O da kimi çağdaşları gibi, Edebiyat-ı Cedîde beğenisine uyarak “mensur şiir” türünde örnekler veriyor, öykülerinde genç kadın psikolojisine dayanan konuları işlemeye özen gösteriyordu. İlk öykülerini topladığı Harap Mâbetler’le (1911), ilk romanı Seviye Talip (1910) büyük ilgiyle karşılanmış, yazarın “Türkçe edebiyat lisanında birçok keşifler icad ettiği” (Yakup Kadri), “Türkçe’nin en güzel üslûbuna ulaştığı” (Yahya Kemal) ileri sürülmüştü.

    Kurtuluş Savaşı yıllarına değin Türk Yurdu, Yeni Mecmua, Dergâh dergilerinde çıkan yazıarının yanı sıra, beş roman yayımlayarak dönemin verimli kalemleri arasına girdi. Ateşten Gömlek (1922), Vurun Kahpeye (1924) gibi savaşı işleyen romanlarıyla ünü ve etkisi daha da yaygınlaştı. Ülke dışında bulunduğu yılların ürünü olan, ilkin İngilizce yazılarak “The Clown and His Doughter” (Soytarının Kızı) adıyla Londra’da yayımlanan Sinekli Bakkal ise CHP Roman Armağanı kazandı (1942).

    HALİDE EDİP ADIVAR’IN SANATI

    Hâlide Edip, kimi konuşmalarında, bir romancıda gerekli başlıca nitelikleri belirtirken deney-gözlem-duygu ve yetenek üzerinde önemle durur. Romancı, ancak bu yeteneklerle yaşamı kavrayabilecek, kavrayışını ölçülü bie sentez hâline dönüştürmekle de başarıya ulaşacaktır. Kalıplaşmış düşüncelere ve yalnız bireysel duygulara kapılan sanatçı şair olur, ama romancı olamaz. Yaşamın çeşitli evrelerini anlatmak zorunda olan romancının en önemli sorunuysa olayları nesnel biçimde görebilmektir. Bunun için de hiçbir etkiyle sınırlanmaması gerekir. Yalız kendi duygularını ele alarak yazmak, bir çeşit “maskeli biyografi” yazmak demektir.

    Kurtuluş Savaşı yıllarına değin romanlarında kadın-erkek cinsiyet kavgalarına önem veren Hâlide Edip, savaş içinde kendisinden ve yetiştiği burjuva çevresinden uzaklaşarak yaşama açılmış, değişik sınıf ve tabakalardan gelen insanları görmesini, yansıtmasını öğretmiştir. İstanbul’un bilmediği fukara semtlerini, kenar mahallelerini gezerek halkı tanımaya çalışması da aynı nedene bağlıdır.
    Hâlide Edip’in dilimizin sadeleşmesi konusundaki görüşlerini kuşkuyla karşılanacak yönleri olduğunu söylenebiliriz. Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri (1956) adlı kitabının bir bölümünü bu konuya ayıran yazar, Lâtin harflerinin kabul edildiği geçiş yıllarına özgü kargaşalıklar sürüp giderken “dil inkılâbının” ortaya çıkmasını zamansız olarak niteler. Çünkü bütün girişimler “Bir nevi resmi Pürist cereyan” görünüşündedir ve “hükümet veya maârifin ilk yapacağı iş bu sahada terimleri ele almak olacakken” topyekûn dilin kendisi ele alınmıştır.

    “Lâtin harflerini kabulünde olduğu gibi” dil alanındaki girişimlerimiz de Batı’yla birleşme eğilimlerimizin bir ifadsi olduğuna göre “il yapılacak şey, gündelik dile girmemiş, halk tarafından benimsenmemiş terimlerin hepsini, Lâtinceden yahut milletlerarası kabul edilmiş olanlardan almak icab ederdi. Bu yapılmadı.” Kökleri Türkçeden gelmeyen kelimeler “adeta boykot edilerek” uydurma sözcük üretimine geçidi. Bunun da nedeni Cumhuriyet döneminde dil devriminin ani bir sıçrama ile fevri bir harekete çevrilmesidir. “Nedir ki Demokrat Parti döneminde” eski anayasanın iadesi ile Türk dili “asıl serbest inkişaf edebilme imkânını” bulmuştur.
    Son düzenleme: 28 Haziran 2011