Hacı Bektaş-ı Veli

'İslami Bilgiler' forumunda eftelya tarafından 13 Eylül 2008 tarihinde açılan konu


  1. HACI BEKTAŞ-I VELÎ

    Hacı Bektaş-ı Velî şöyle demiş: “Bu ağaç dut verdikçe bilesiniz Anadolu bizimdir!”.
    [​IMG]
    Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatı, aslı menkıbelerden ibarettir.
    Tarikatı yoktur.
    Hz.Yesevî’den Resûlullah kanalından sıyrılmış ALLAH’IN velîlerinden biridir.
    Bektaşilik, Şiilik. Bunlardan münezzehtir.
    Bunların hepsi aklın almayacağı ve Bektaş-ı Veli hakkındaki hünkârın velâyetnamesinde ki, kimsede olmayan el yazması ve tahrif edilmemiş nüshasında yazılıdır.
    O nüsha da ha bu küçük satırları karalayandadır.
    Hacı Bektaş-ı Velî vefat ediyor.
    Yüzü peçeli, bir at üzerinde uzun boylu bir zât geliyor, Hacı Bektaş’a....
    Cenazeyi yıkıyor kefenliyor namazını kılıyor kabre indiriyor
    Toprağı atarken:
    “Yâ GANÎ! Ya ALLAH! Ya HAYY! Ya ALLAH! Ya KAYYUM! Ya ALLAH! Ya GAFFAR! Ya RAHÎM!” okuyarak mezara üflüyor.
    Atına binerek ayrılırken hünkâra otuz sene hizmet eden Sarı İsmail, atın dizginini tutarak:
    “Yâ Erenler! Yıkadığın, namazını kıldırdığın ve defnettiğin ER hakkı için kimsin, yüzünü aç göreyim!” demiş.
    Peçesini kaldırmış...
    Sarı İsmail görmüş ki Hacı Bektaş-ı Velî...
    Derhâl yere kapanarak atının sağ ayağını öper.
    “Ben sana otuz senedir hizmet ettim. Nasıl tanıyamadım!” der ve ağlamaya başlar.
    Bektaşi Velî :
    “ER ona derler ki kendi cenazesini kendi yıkar, namazını kıldırır defneder!” diyerek yüzünü örter ve atını sürer gider.
    Hacı Bektaş-ı Velî bu aklın almadığı hadisede gizlidir.
    Aklını başına alarak ona hakaret etmeden bu efsaneyi hâlletmeye çalış!
    O zaman Hacı Bektaş-ı Velî’nin kim olduğunu anlarsın.

    HAKK’ın emri:
    Nefse ait istek ve arzuların zıddı ve aksidir.
    Yalan gürültü yapar.
    Hakikat sakindir.
    Yıldırım, gök gürültüsü duyulmadan evvel çoktan düşmüştür.
    Güneşe arkasını dönen, gölgesinin peşinden yürür.
    Gayb, görülemeyen değil, görünmeyendir.
    Bu cümleyi bir iki defa okuyup düşünmenizi rica ederim.
    Sabır, zilleti izzete tebdil eder bilir misiniz?..
    Ruh âlemini zekâ kadrosuna sığdırmaya çalışmak en büyük beşer hamakatidir.
    Hacı Bektaş-ı Velî evlenmemiştir.
    Bu sözü ile evlidir.
    Sakal bırakmamıştır.
    Hacı Bektaş’ı rüyâsında görenlerden bilinir ve kendim de gördüm 70 senedenberi hem çok...
    Sakalı yoktu.
    “Köse değildi ha!..”
    Kadın.
    Ev.
    Harem.
    Aile.
    ALLAH’ın verdiği en büyük nimetlerdir.
    Dünyada en mukaddes bir ibadet mescididir.
    Kadın; ailenin, devletin temeli, evin her türlü ziynetidir,
    Kadını sevmek en büyük ibadetdir.
    Bu formül Resûlullah’ın bildirdiği İslamın vahdet ve birlik İlâhı sembolüdür.
    Erkek, kadının kölesi olursa; kadın erkeğin cariyesi olur.
    Erkek, kadının kölesi olmak mecburiyetindedir.
    Bu esas aile birliği, Bektaş-ı Velî’nin şu sözünde perdelenmiş açık berrak bir sûretde haykırılmıştır:

    “Eline
    Diline
    Beline
    ALLAH’ın emrine göre hakim ol!”

    Bu erkeğe hitaptır.
    Zira kadın ziynet ve nigmettir.

    7 asırdan beri her sene meyve veren bir kara dut ağacı vardır.
    Hacı Bektaş-ı Velî ‘nin türbesinde.
    Horasan’dan gelme...
    Yolun oraya düşerse bu dut ağacından bir parça yaprak ye! Sebebini sorma!
    Korkma hayvanlaşmazsın!
    Ot yiyenlerden olmazsın!
    Bu kara dut için Hacı Bektaş-ı Velî şöyle demiş:
    “Bu ağaç dut verdikçe bilesiniz Anadolu bizimdir!”.

    Hacı Bektaş-ı Velî Nişaburludur.
    Lokman-ı Perende’nin talebesidir.
    Ahmedi Yesevî’nin Anadolu’ya:
    “Bakın! görün!” diye saldığı ve Âdemiyet hamulesiyle görünmek hünerine sahip büyük insan...
    Kırk yıl çile ve ibadet hayatı yaşıyor.
    Çocukluğunda aklın alamayacağı, öteyi bilmeyenleri sarsacak kendisinden çok keramet zuhur etmiştir.
    Bundan ötürü hakiki hüviyeti hakkında tarihî malûmat yoktur. Tarihlere göre Selçukiler zamanında yaşamıştır.
    Aklın alamayacağı hadiselerle yogurulu insanları, nedense tarih içine almıyor veya onlar girmiyor.

    Sözlerle resmi şöyledir:
    Uzun boy. Kemikli, şişman degil, siyah uzun saçlı.
    Elmacık kemikleri çıkık.
    Gözleri simsiyah.
    Sakal yok denecek derecede.
    Dudaklarında daima vird ettiği şu:
    3 ALLAH, 5 İlâhî Esma.
    “Yâ ALLAH! Yâ ALLAH! Yâ ALLAH! Yâ GANÎ! Yâ HAYY! Yâ KAYYUM! Yâ GAFFÂR! Yâ RAHÎM!”
    Başka evradı yok...

    Dâr-ı ukbâya teşriflerinden hemen sonra kendilerine uzun senelerce hizmet etmiş Sarı İsmail’e söyle demişlerdi :
    “Eren o dur ki, ölmeden ölür.
    Kendi cenazesini kendi yıkar.
    Sen de böyle olmaya gayret et!..”
    Bu büyük söz, kendilerini Anadolu’ya salan Ahmedi Yesevî’nin şu sözünün ifadesidir:

    “Hepiniz Bir olun,
    Biriniz Pîr olun!..”

    Hacı Bektaş-ı Velî büyük hünkar hocasının sözünü yerine getirmişti...

    Anadolu’da Hacılık ve Velîliklerini âşıkâra vuran ve ilân eden üç büyük güneş vardır:
    Hacı Bektaş-ı Velî,
    Hacı Bayram-ı Velî,
    Hacı Şaban-ı Velî.

    Bu merkezler Anadolu’nun mânevî gücünün menba’larıdır.
    Onların ve onların yetiştirdiği büyüklerin mânevî kudret ve dualarıyla duruyoruz.
    Kabirlerini ziyâret ediniz!
    Orada arşa yükselen pencereler görebilirsiniz.
    Boş taraflarınızı onların haykırdığı “ALLAH” ile doldurunuz!
    Ruhaniyet-i Resûlullah ile yıkanınız!
    O zaman ne ölür, ne kurur, ne yıkılırsınız.

    Hacı Bektaş-ı Velî irtihal ettikten sonra yüzü yeşil bir örtü ile kapalı atlı bir zât Yassı Höyük’e gelir....
    Cenazeyi gasleder, namazını kıldırır ve hünkâr gömüldükten sonra yüzü yeşil örtülü adam cemaate vedâ eder.
    Tekrar atına binip gideceği sırada Sarı İsmail onun yanına sokuldu :
    “Namazını kıldığın, yüzünü gördüğün ER hakkı için söyle bana kimsin Sen?”
    Yüzü yeşil örtülü adam Sarı ismail’in yalvarmasına dayanamadı. Yüzündeki örtüyü açtı.
    Bu, Hacı Bektaş hünkârın ta kendisi idi.
    Sarı ismail yere kapandı:
    “Ah erenler sahi 33 yıldır hizmetindeyim nasıl da tanıyamadım seni. Bağışla!”
    Hünkâr, Sarı İsmail’e:
    “Eren odur ki ölmeden ölür, kendi cenazesini yıkar...
    Sen de böyle olmaya gayret et!” dedi.
    Atını sürdü ve gitti...
    Şimdi şu iki satırlık anlatılan hadise olmuştur.
    Hakikatdır.
    Buna bugün böyle şey olmaz diye ısrar edersen hayaldir bu... İnandırmaya çalışırsan :
    “Saçmalama, hurafelere nereden kapıldın?” diye üzerine hücum ederler.

    Bektaş-ı Velî’den sonra halife ve müridleri âzami bir asır kadar hakiki Bektaş-ı Velî’nin yolunu ahlâkını terbiye ve büyüklüğünü muhafaza edebilmiştir.
    Ondan sonra git gide hakiki mahiyetini kaybetmiş, bambaşka bir zümre ortaya çıkmıştır.
    Hacı Bektaş-ı Velî’yi kendilerine siper ederek, tamamıyla dinsiz, sapık ve münkir bir kafile olmuşlardır.
    Bir kısmı da Hz Ali efendimiz ve Ehl-i Beyt’i utandıracak âdet ve usullerle ne dinden olduğu belli olmayan bir zümre hâline gelmişlerdir.
    Bunlara birçok isimler icad etmişlerdir.
    Kızıl baş, Alevî, Bilmem ne.
    Bunlar tamamıyla saçma isimlerdir ki bugün hakikat gibi görünür.

    Resûlü Ekrem’de bir RİSALET bir de NÜBÜVVET vardı.
    RÎSALET : HAKK’ın emirlerini bildirmek.
    NÜBÜVVET : Nebîliktir.
    RİSALET: Ebu Bekir, Ömer risaletin halifesidir.
    NÜBÜVVET: Osman, Ali nübüvvetin halifesidir,
    Risalet halifeliği seçim ile olur.
    Devleti idare edecek şahıstır.
    Nübüvvet halifeliği ise HAKK tarafından verilmiştir.
    Resûl-ü Ekrem dünyadan ayrıldıktan sonra nübüvvet de bitmiştir.
    Hz.Fatıma’nın vefatından sonra nübüvvet bitmiştir.

    Ali, Hasan, Hüseyin Ehl-i Beyt.
    Ali ve Hasan ile Hüseyin’in Hz.Fatıma’nın vefatından sonra olan evlâtları ise Ehl-i Beytin torunlarıdır.
    Ehl-i Beyt’e bağlı bir İslâm, HAKK’ın emirlerini harfiyyen yerine getirmek mecburiyetindedir.
    Aksi varid değildir.
    Merduddur...

    Kara dut, Ahmed Yesevî’nin devamı olan Bektaş-ı Velî’nin ruhaniyetinin devamını bildiren maddî meyve...
    Hurafeleri at!
    Doğruyu söylüyorum:
    “Şu kara dut ağaçları meyve verdikçe bilesiniz. Anadolu bizimdir.”

    ALLAH’ın emânet ve hediyesi olan kadını her şeyden erkek korur. Bundan ötürü haremine sahip çıkmıştır.
    Kadın haremde ailenin, devletin temelidir.
    Erkeğin esiri değil...
    Evinizi bozmayın!
    Sıkıntı ve dertlerine tahammül edin!
    Bu sabırdaki güzellik ve zevki duyun!
    Yaşamak zâten budur...

    Hacı Bektaş-ı Velî hazretlerine bir gün bir garip gelmiş.
    “Yâ Sultanım! Bana öğüt ver de yapayım.”
    “Hiç yapmadığını yap!” demiş.
    Garip:
    “Yapmadığım kalmadı. Yok!” demiş.
    “O hâlde bütün yaptıklarına tövbe et!
    Sonra gel kulağına bir şey söyleyeceğim!” demiş.
    Garip adam gitmiş.
    Bir sene tövbe etmiş.
    Başkalaşmış tekrar gelmiş Sultanın huzuruna:
    “Efendim! Dediklerini yaptım.
    Kulağıma birşey sölyecektin... buyrun!” demiş.
    Sultan :
    “Yanaştır kulağını! Tövbe ettiklerine tekrar başla, tekrar gel!” demiş...
    Garip gitmiş bir sene sonra tekrar gelmiş:
    “Yaptım Efendim!” demiş.
    O zaman koca Sultan:
    “Hayvanlar insanları kabul etmezler.
    İnsanlar ne kadar zorlasalar onların kadrosuna giremezler.
    İnsanlar, bocalamalarında tahkir makamında hayvanların
    isimlerini kullanırlar.
    Hâlbuki hayvanlar en temiz mahlûklardır.
    Onlara sual yoktur.
    Sual ve azap olmadığı hâlde insanların emrine verilmişlerdir.
    Bu sözlerimden bir şey anlamadın hiç!.. Eşek!..”
    demiş...
    “Sen dediklerimi yapmakla insan olduğunu isbat ettin.”
    HAKK’ın emri böyle, muradı böyledir...
     



  2. Bilgi ve paylaşım için teşekkürler €ftelya