Hacı Bayram Veli Edebi Kişiliği

'Kısa Bilgiler' forumunda Merve tarafından 8 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. Hacı Bayram Veli Edebiyattaki Yeri

    Hacı Bektaş Veli’nin Edebi Kişiliği

    Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri ile birlikte değer yargılarında önemli değişmeler ortaya çıktı. Türk kültürü, İslami kültürün getirdiği etki ile yeni ve farklı bir kimliğe büründü. Anadolu’da İslamiyet öncesi inanç sistemleri ve İslamiyet yeni bir sentez oluşturdu.

    Hacı Bektaş Veli ikliminde gelişen edebiyat, birçok bakımdan orijinal bir edebiyattır. Bu özelliği ile diğer edebiyat ürünlerinden ayrılır. Adına genel olarak Alevi-Bektaşi edebiyatı da denilen bu yapı kendine özgü edebi türler oluşturmuştur. Din ulularını över, onlara ait menkıbeleri şiirleştirir, usûlden erkandan ayinden bahseder.

    Alevi ve Bektaşi teolojisinin ana kaynakları hiç kuşkusuz menakıbnameler ve velayetnamelerdir. Menakıp, tasavvuf
    tarihinde sufilerin ortaya koydukları inanılması güç doğaüstü olaylar demek olan kerametleri nakleden küçük hikayeler anlamında tahminen IX. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlamıştır. Bu yüzden IX. yüzyıldan itibaren kaleme alınan tasavvuf kaynaklarında, veli anlayışına paralel keramet anlayışı geliştirilmiş ve bunun teorisi oluşturulmaya çalışılmıştır. XI. yüzyıldan sonra yazılmış bazı tasavvuf kaynaklarında keramet teorisinin daha da gelişmiş olması sonucunda ilk defa kerametlerin bir tasnife tabi tutulduğunu görüyoruz.

    Anadolu’da tasavvufi eserlerin yanı sıra bir de menakıpname edebiyatı oluşur. Anadolu’da kaleme alınan evliya menakıpnamelerinin ilk örnekleri doğal olarak Anadolu Selçukluları dönemine aittir. Bu dönem Kadirilik, Rifailik, Kazerunilik, Kalenderilik, Vefailik vb. gibi dışarıdan gelme pek çok tarikatın yerleşme ve kendini kabul ettirme dönemi olduğu kadar Mevlevilik gibi yeni bir tarikatın oluşmaya başladığı bir zaman dilimini ifade eder. Anadolu’nun birçok yerinde çeşitli dedelerin, şeyhlerin açtığı tekkeler ve zamanla buralarda ortaya çıkan türbeler göz önüne alınırsa Anadolu Selçukluları döneminde sayıca oldukça fazla menakıpnamenin kaleme alındığı tahmin edilebilir.

    En önemli menakıpnamelerden biri, II. Bayezid dönemlerinde yaşamış Uzun Firdevsi lakabıyla tanınan Hızır bin İlyas’ın yazdığı Hacı Baktaş menakıbıdır. Bu menakıpname Hacı Bektaş’ın doğumunu, Horasan’da ki çocukluk dönemini ve Ahmet Yesevi ile ilişkilerini anlatmakla başlar. Daha sonra Anadolu’ya gelip Sulucakaraöyük’e yerleşmesi, buradaki yaşamı, o dönemdeki tasavvuf erleriyle ilişkileri ve sonuçta ölümü anlatılır. Hacı Bektaş’ın halifelerinin menkıbeleriyle eser son bulur. Bu menakıpnamenin Hacı Bektaş hakkındaki bilgilerin ana kaynağı ve özellikle Ahmet Yesevi ile ilgili anane ve menkıbelerin Anadolu’daki metinlerini içeren en eski yazılı kaynak olması sebebiyle önemi büyüktür.

    Bektaşi edebiyatında menakıpname ve vilayetnamelerin dışında deyiş – duaz – nefesler de önemli bir yere sahiptir.

    Deyiş
    Alevi Bektaşi ozanlarının söylediği ve ayin-i cem de kullanılan tasavvufi eserlerin tümü olarak bilinmektedir.

    “Hareket nardadır sacda değildir
    Keramet baştadır tacda değildir
    Her ne ara isen kendinde ara
    Kudus’te, Mekke’de, hacda değildir”

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Alevi kültüründeki şiirler 7′li, 8′li veya 11′li hecelerle hece vezni ile yazılmış ve bestelenip söylenmiştir. Deyişler belli kurallara, kalıplara ve belli düşüncelere bağlı şiir biçimidir. Ölçüde kafiyede, ayakta, nazım biçimleri aşık edebiyatı özellikleri gösterir

    Alevi-Bektaşi şiirlerinin ortak özelliği, dinsel inanış temelleri, tasavvufi yorumlar, ayet ve hadislerden yola çıkılarak ortaya konmuştur. “Ölmeden önce ölmek”, yani hayatta iken nefsi öldürmek, hakka ulaşmak, Peygamberin, Hazreti Ali’nin on iki imamların sevgisine nail olmak, dünya malına değer vermemek sıklıkla işlenmiştir.

    Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Hatayi, Virani, Kul Himmet, Teslim Abdal mahlaslı deyişlere sıkça rastlamaktayız.

    Köylerde Alevi dedelerinin bulunduğu ortamda saz eşliğinde deyişler söylenir. Deyişleri zakir veya dede söyler. Bektaşi tekkelerinde Bektaşi babasının nezaretinde genellikle Türk Sanat Müziği makamları ile nefesler söylenirdi. Nefesler ayin-i cem denilen muhabbet sofrasında (Ali sofrasında) mürşidin izni ile söylenir.

    İşitin ey yarenler
    Aşk bir güneşe benzer
    Aşkı olmayan gönül
    Bir kara taşa benzer

    Taş yürekte ne biter
    Dilinde Ağu tüter
    Nice yumuşak söylese
    Sözü savaşa benzer
    Yunus Emre

    Bu adem dedikleri
    El, ayakla, baş değil
    Adem manaya derler
    Suret ile kaş değil

    Adem oldur ey hoca
    Gıdası mana ola
    Maksut ademden ahi
    Hayal ile düş değil
    Kaygusuz Abdal

    Deyişlerin, nefeslerin, nutukların son kıtasına gelindiğinde mahlastaki şahsa hürmeten sağ el kalbin üzerine götürülüp daha sonra elin baş ve işaret parmakları dudağa değdirilerek onun ruhuna olan saygı belirtilir, gönüllerde olduğu ifade edilir.

    Akil gel beru, gel beru
    Gir gönüle nazar eyle
    Görür göz, işitir kulak
    Söyler dile, nazar eyle

    Baştır gövdeyi götüren
    Ayak menzile yetüren
    Dürlü maslahat bitüren
    İki ele nazar eyle

    Hatayi eydür ya Gani
    Veren Mevla alur canı
    Evvel kendü kendin tanı
    Sonra ile nazar eyle (Hatai)

    Duaz (düez – düvaz)

    Duaz, Duazdeh’in kısaltılmış halidir. Duazdeh Farsça olup on iki anlamına gelmektedir

    Duaz, cem ayinlerinde söylenen ve On İki İmamların adlarının geçtiği deyişlerdir. Duazlar bir nevi dua olarak da algılana bilinir.

    Bu deyişlerde On İki İmamların yani sıra basta Hz. Peygamber ve Hacı Bektaş Veli olmak üzere Alevi ulularının adları geçmektedir.

    “Allah medet ya Muhammed ya Ali
    Yusuf kuyusunda zindana düştüm
    Gülbankı çekilen Bektaşi Veli
    Yok mu gayretiniz dermana düştüm

    Fatıma Ana’dan el etek tuttum
    Şerver Muhammed’e göz gönül kattım
    İmam Hasan ile çok metan sattım
    Şah Hüseyin ile dükkanına düştüm

    Zeynel’i sevdim de aşnaya yettim
    Bakır’ı sevdim de musahip tuttum
    Cafer’i sevdim de göz gönül kattım
    Naci deryasında ummana düştüm

    Kazım Musa Inza’ya eriştim
    Tamam, asker ile hayli sürüştüm
    Kerbela; çölünde cenge karıştım
    Sinem yaralandı alkana düştüm

    Taki Naki Şah Askeri nurumuz
    Mehdi mağarada gizli sırrımız
    Cebrail önümüzce rehberimiz
    Kırkların ceminde erkana düştüm

    Oniki imam dergahında umum var
    Dünü günü sohbetim var demim var
    Günahım yok ama neden gamım var
    Ali gibi Şahı Merdan’a düştüm

    Kul Himmet Üstadım bu nasıl yazı
    Şirin lezzet verir muhabbet tuzu
    Ali’nin alnında Zühre yıldızı
    Meyli muhabbeti Selman’a düştüm

    Nefes
    Alevi-Bektaşi şairlerince söylenenayin-i cem’lerde, diğer toplantılarda kendine has bir beste ile okunan, böyle okunmak için yazılmış şiirlere denir. Şekil itibarı ile koşmalar gibi dörtlüklerle yazılır. Konusu ekseriya tasavvuf, tarikat akideleri ile ilgilidir. İçlerinde lirik mahiyet gösterenleri de vardır. Nefeslerin dili genellikle sade bir Türkçedir. Başta 11′li hece vezni olmak üzere 7′li, 8′li hece vezniyle yazılırlar. Aruz vezni ile yazılmış olanları da vardır. Alevi-Bektaşi öğretisinin nesilden nesile aktarılmasında nefeslerin önemli bir işlevi vardır. Nefeslerde konular her zaman özel bir anlatım tarzıyla, kelimelerin mecazi kullanımlarıyla işlenmektedir. Örneğin, çok kullanılan içki (dem, bade, dolu) manasına gelen kelimeler mürşidin irşadı; meyhane, irşad alınan yerdir.

    Bu mecazi kullanımın Bektaşi öğretisini Bektaşi olmayanlardan saklama ya da nasipli Bektaşinin aklını kullanarak yolun öğretilerini algılamalarını sağlamaktır. Burada katlı anlatım” olarak tanımlanan anlatım tekniği söz konusudur: “Bektaşi dilindeki “katlı anlatım” özelliği nedeni ile bir kelimenin bazen birden çok anlamı bulunmaktadır. Dinleyen kişinin yorumlayabilme seviyesine göre bu kelime anlam kazanmaktadır.

    Şu fani dünyaya geldim giderim
    Bin yılda bir çiçeğin bittiğin gördüm
    Ana rahminden geldim cihana
    Nice bin yıl yattığın gördüm

    Atamın belinde boyandım kana
    Al yeşil nurundan indim kandile
    Atam bahane oldu geldim cihana
    Erenlerin ikrar verdiğin gördüm

    Sülük sohbetinin ya sünneti kaç
    Eğer kamil isen; gel bir irfan aç
    Dünya kurulmadan güveren ağaç
    Güverip; hurmanın bittiğin gördüm

    Gülün emri neydi? gül şaha çekti
    Bülbülü de gülün oduna yaktı
    Bunca melaike seyrana çıktı
    Ol Şems-i Tiflis’in öttüğün gördüm

    Ol deryada balığın yatağında
    Peydah oldum Muhammed’in dağında
    Evvel kul yoğudu Cennet bağında
    Getirip Cebrail’in diktiğin gördüm

    Seyyit Mehemmed’im bu sıraya kattım.
    Yalan dünya sana çok gelip gittim
    Adem Safiyullah’la arzuhal ettim
    İnsanları katere çektiğin gördüm.


    kaynak:toplumdanısmanı