Hace Osman Harûni Kimdir Kısaca

'Biyografi' forumunda Masal tarafından 8 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Hace Osman Harûni Hayatı


    Hace Osman Harûni Biyografisi


    12. yy'da yaşayan Hindistan'ın büyük velîlerindendir.

    1116 (H.510) senesinde doğdu. Künyesi Ebü'n-Nûr'dur. İran'ın Nişâbur şehrine bağlı Hârûn isimli beldede yaşadı.Hâce Osman, zamânının imâmıydı.Ömrünün yetmiş senelik bir kısmını riyâzet ve mücâhede nefsin istediklerini yapmayıp istemediklerini yapmak ile geçiren Hâce Osman, 1220 (H.617) senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti. Oraya defnedildi.

    Osman Hârûnî devamlı nefsi ile mücâdele ederdi. Hiçbir zaman doyuncaya kadar yiyip içmezdi. Geceleri çoğunlukla uyumaz, ibâdet ederdi.Çok acıktığı zaman, sâdece bir-iki lokma yemek yerdi. Duâsı makbûldü. Âhireti düşünerek çok ağlardı. "Bir gün öleceğim. Kıyâmette yaptıklarının hesâbını verecek olan kimse, nasıl gülebilir ve günlük işlere dalabilir. Eğer insanların akrep ve yılanların kabirde verecekleri sıkıntıdan birazcık haberi olsa, tuz gibi erirler." buyururdu."

    Osman Hârûnî, Hâce Hacı Şerîf Zendenî'den edep ve ilim öğrendi. Osman Hârûnî, ilk defâ hocasının huzûruna gelip tövbe edince, hocası ona; "Şu dört şeyi terk etmelisin: 1) Dünyâyı ve dünyâ ehlini, 2) Arzularını ve hırslarını, 3) Nefsin neyi hatırlayıp isterse onu, 4) Allahü teâlâyı zikretmek için, gece uykuyu. Netice olarak Allahü teâlâdan başka her şeyi terk etmelisin. Herkesi kendinden iyi bil ki, hepsinden iyi olasın. Tevâzu sâhibi ve alçak gönüllü ol ki, evliyâlık makâmına ulaşasın. Böyle olmayanın bizim yolumuzla ilgisi yoktur." buyurdu.

    Muînüddîn Çeştî anlatır: "Bir gün Osman Hârûnî ile birlikte bir seyâhate çıkmıştık. Dicle kenarına geldiğimizde, karşıya geçebilmek için bir kayığın bulunmadığını gördük. Osman Hârûnî bana dönerek; "Gözlerini kapa!" buyurdu. Birkaç sâniye sonra; "Aç!" dedi. Gözlerimi açtığımda karşı sâhile geçmiş olduğumuzu gördüm. Bunun üzerine Allahü teâlâya şükrettim.

    Yine birgün hocam Osman Hârûnî ile Sevastan'a gitmiştik. Bir müddet Sadrüddîn Ahmed Sevastânî'nin dergâhında kaldık. Hocama birisi geldiği zaman, görülmez kaynaktan Allahü teâlânın izniyle bir şey gelirdi. O da bunu yeni gelene verir ve ondan Allahü teâlâya ve Peygamber efendimize olan îmânla mezara gitmesi için duâ etmesini ricâ ederdi. Kabir azaplarından bahsedilince, bir yaprak gibi titrerdi. Bâzan günlerce ağlardı.