Gurbet Gülü

Konusu 'Dini hikayeler' forumundadır ve EyLüL tarafından 16 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. EyLüL

    EyLüL Üye

    Dini Hikayeler Gurbet Gülü
    Gurbet Gülü Hikaye



    GURBET GÜLÜ Yeni mezun bir Türkçe öğretmeniydi Mehmet .Henüz daha yeni adımını attığı bu alanda başarılı olmak en büyük idealiydi.Ufak tefek planları da yok değildi hani? Küçük bir okul veya dersane onun için uygun bir çalışma ortamı olabilirdi .Arkadaşlarının çoğu kararlarını vermiş ve çoktan gerekli yerlere başvurmuşlardı. Mehmet kararsızdı ve aklında türlü düşünceler dolanıyordu. Aklı ve vicdanı arasında iç muhasebe yapıyor, doğru yolu bulmaya çalışıyordu. Yine böyle günlerden biriydi.Gece bunları düşünmekten uyuyamamıştı ve bu yüzden hem zihnen hem de bedenen yorgun hissediyordu kendini.Uyanır uyanmaz aşağıya indi. Annesi kahvaltıyı hazırlamıştı ve onu bekliyordu. -“Günaydın anne!” annesi sesindeki keyifsizliği sezmiş olacak ki: -Günaydın oğlum,günaydın da neyin var senin? Kaç gündür moralsizsin. Şu okul işi mi sıktı canını oğlum? Dert etme çok uzak olmadıktan sonra mühim değil ben katlanırım gurbete. -Hem okul,hem başka şeyler anne.Sıkıntı bir değil ki. -Ne oldu oğlum,ne sıkıntısı? -Ya benim arkadaşlar canımı sıktılar dün. İlla da dersanede çalış diyorlar. “Ne yapacaksın okullarda sürünüp? Gel rahat et işte” sözlerinden artık bıktım. Baskı yaptılar yine. “İstemiyorum” diyorum.Yok anlamaları ne mümkün? Takmışlar bir kere. -Oğlum her ikisi de iyidir. Ben pek bilmem ama devlete yararın dokunsun isterim. Ama uzağa gitmenden de çok korkuyorum. -Ben kararımı verdim aslında Anadolu’da küçük bir yer bana uygun. Hem elbet döneceğim anne. Neyse ben bu hafta halledeceğim mutlaka… Yemeğini bitirip apar topar dışarı çıktı. Fazla işi de yoktu. Dolanacaktı öyle biraz, aklındaki düşünceler onu bir türlü rahat bırakmıyor,adeta boğuyordu onu. Biraz hava almak ona iyi gelecekti.Amaçsızca bir yürüyüş olsa da dışarıdan çok düşünceli ve yorgun görünüyordu Mehmet. O anda telefonu çaldı. Arayan en yakın arkadaşı: Tahsin, sesi pek heyecanlı geliyor: -Alo,Mehmet nasılsın arkadaşım? -İyiyim Tahsin ne olsun işte.Her zamanki gibi, bu aralar yaşadıklarımı biliyorsun zaten. -Bilmem mi arkadaşım elbette ki biliyorum. Bugün bana gelsene arkadaşlarla toplanacağız yine bu hafta ben aldım.Hem bu konularla ilgili de konuşacağız,belki anlattıklarımız şu okul mevzuu hakkında düşüncelerine yön verebilir. Ne dersin geliyor musun?,mutlaka bekliyorum. Mehmet beklenmedik bu teklif karşısında şaşırmıştı ilkin ne cevap vereceğini bilemedi. -“Tamam,gelirim” cevabı ağzından bir an çıkıverdi. Gidecekti ve öyle de yaptı. Güzel şeyler konuştular o akşam. Mehmet’in bilip de yaşayamadığı, yaşayıp da bilmediği şeyleri… Mehmet o günden sonra her hafta gitti toplantılara. Her gidişi ayrı bir doğuş, ayrı bir yenileniş olmuştu Mehmet için. Düşünceleri,davranışları kısacası hayatı değişmişti onlar sayesinde. Sık sık konuşulan konulardan biri de yurtdışında görev yapan öğretmenler ve onların yaşadıklarıydı. Gurbette açan bu güllerin hikayelerini can kulağıyla dinliyordu. Anlatılanları duydukça içi ürperiyor,zaman zaman kendini onların yerine koymaya çalışıyordu. İçi gidiyordu Mehmet’in,özeniyordu onlara. Mehmet de onların arasına katılmak istiyordu ama nasıl. Bu kutsal görevde,kutlu yolculukta ne yapıp edip yer almalıydı. Bu konuyu önce arkadaşı Tahsin’e açtı. Tahsin çok sevindi,çünkü o da görevlendirilmişti ve yakında gidiyordu. Arkadaşının da onunla aynı safta bulunması ona manevi kuvvet verdi. Gerekli kişilerle konuşuldu ve işlemler tamamlandı. Ama ortada büyük bir problem vardı “Annesi” peki ya annesine bunu nasıl söyleyecekti. Nasıl olacak da “Ben gidiyorum anne” diyebilecekti. Hele ki yurtdışına gitmesine annesi asla razı olmazdı,biliyordu. Ama kararını vermişti ve annesini ikna etmek için elinden geleni yapacaktı.Kesin gidecekti ama annesinin rızası olmadan da gitmek istemiyordu. Mehmet annesinin tek çocuğuydu aynı zamanda her şeyi. Babası altı sene önce bir trafik kazası sonucu vefat etmişti. Annesi yalnızdı ve Mehmet onun tek varlığıydı. Bu yüzden bu ayrılık, hem Mehmet hem de annesi için zor olacaktı.Ama ne olursa olsun gidecekti. Eve geldiğinde annesini mutfakta buldu. Annesinin neşesi yerindeydi. Ve bu gece yine maharetli elleriyle güzel yemekler yapmıştı. -Ben geldim anne! -Hoş geldin oğlum, bak sana en sevdiğin yemekleri yaptım, oğlum afiyetle yesin diye canım benim. -Ne gerek vardı anne, ben dışarıda yedim bir şeyler. - Olur mu oğlum? Açsındır sen. Mehmet lafı uzattıkça uzatıyor. Konuyu dolandırıyor,lafı şu gitme işine getirmeye çalışıyordu. Ama bu konuşmayı yapmak onun için çok zordu. Kendini güçlükle toparladı ve: -“Gidiyorum anne!” deyiverdi. -Ne gitmesi oğlum? Nereden çıktı bu şimdi. Hani daha belli değil diyordun atanma işleri falan. - Bu başka bir şey anne,yurtdışına gidiyorum. Yeri kesin değil şu an, ama ben kararımı verdim. -Nasıl benim haberim olmadan böyle bir şey yaparsın? Ben senin annenim, annen! Mehmet bir şey söyleyemedi. Sadece susmakla yetindi. Çünkü verecek cevap bulamamıştı ne diyebilirdi ki? Annesi haklıydı ama ya hayalleri.. Annesini çiğneyip de bir karar veremezdi ki, kendini kapana kısılmış gibi hissediyordu. Gitmek için can atıyordu ama annesi, annesinin rızası olmadan mümkün değil yapamazdı. Düşündü,düşündü bir yolunu bulamamak onu iyice sıkmıştı. Odasında ve yalnızdı. Çareyi Rabbine yakarmakta buldu. “Rabbim! Sen en hayırlısını bilirsin annemin gönlünü yumuşat, senin yolunda hizmet etmek istiyorum. Bana yardım et Allah’ım! Hayırlı işler yapma arzumu oraya giderek tamamlamamı nasip et Ya Rabbi’m. Bana bir çıkış kapısı göster. Gitmek ya da kalmak, benim için en hayırlısını sen bilirsin dualarımı kabul et Allah’ım.!..” bu yakarış Mehmet’in dudaklarından döküldü o gece… Rabbine yakarmak,ondan medet ummak az da olsa rahatlatmıştı onu. Geceyi zar zor uykusuzca geçirdi. Sabah kalktığında annesini odasında buldu,yatağının başuncunda.. Uyanmasını bekler gibi bir hali vardı. Mehmet akşamdan kalan tartışmaların,konuşmaların verdiği elemli bir sesle: -Günaydın anne, hayırdır bir şey mi söyleyeceksin? Annesinin gözlerindeki parıltı Mehmet’i iyice meraklandırmıştı. Hem hüzünlü,hem de mutlu bir hali vardı sanki. -Oğlum,haydi kalk bavulunu falan hazırlayalım, en azından sana gurbette gerekli olacak birkaç bir şey alalım dışarıdan. Haydi kalk bakalım. Mehmet olanlara bir anlam veremedi. Akşamki annesi bir anda değişivermişti. O şaşkınlıkla: -“Ne bavulu anne?” deyiverdi. -Ne bavulu olacak oğlum, gidiyorum diyen sen değil miydin? E hadi kalk bakalım küçük bey. Şu babanın seneler önce aldığı bavulu çıkaracağız kilerden daha. Sonra dışarı çıkıp orada sana lazım olacak birkaç bir şey alırız. -Ama anne seenn… Annesi Mehmet’in konuşmasını bitirmesine fırsat vermeden kolundan tuttuğu gibi yataktan kaldırdı. -Hadi bakalım kahvaltıya… Mehmet çok şaşırmıştı. Bu değişim, hem de bir günde… annesi nasıl bu kadar değişebilirdi? Aklı almıyordu doğrusu. Birden aklına gece uyuyamadığı o gecelerde ettiği o dualar geldi. Mehmet bu işi Rabbine havale ettiğini unutmuştu bu olay da ona göre duasının çok güzel bir cevabıydı. İçinden Rabbine binlerce kez şükretti. Mehmet gideceği için çok mutluydu ve bir o kadar da heyecanlı. Bir hafta sonra yola çıkıyorlardı. O,Tahsin ve birkaç arkadaşı daha. Moğolistan’a gideceklerdi. Ama Mehmet’in içi hala rahat değildi. Annesinin onu üzmemek için bu kararı verdiğini düşünüyordu. Son bir kez annesine sormak istedi: - Anne, gitmemi istediğinden emin misin? - Bak oğlum annen bir karar verdi mi doğrudur,işi daha fazla irdeleme. Herkes önceki kararını değiştirebilir bu gayet tabii. Bu kutsal görevde kendi oğlunun,canının parçasının da rol almasını hangi ana istemez? Annesi konuşmasını yaparken huzurluydu.Sanki üzerine yüklü bir görevi ifa etmiş olmanın rahatlığıyla konuşuyordu. Arada semaya bakan mavi gözleri yağmur yüklü bulutlar gibi doluydu. -Git oğlum ve Rabbinin hoşlanacağı hayırlı işlerde bulun. Mühim bir şey olmadıktan sonra da sakın dönme. Beni düşünme sen. Gurbet dediğin nedir ki? Beklersin günler akıp gider. Seni ömrüm yettiğince beklerim. Ama sakın bu yoldan dönme,başladığın bu işi tamamla… Mehmet’le annesi birbirlerine doyasıya sarılıp,ağladılar. Günlerdir her ikisinin de içinde tuttuğu sıkıntılar o gözyaşlarıyla damla damla akıp gitti. İkisi de huzurluydu şimdi. Mehmet annesinin rızasını aldığı için Fatma hanım da Rabbinin rızasına nail olduğu için.. … Mehmet Moğolistan’a geleli altı yıl olmuştu. Burada o ve arkadaşları düzenlerini kurmuşlar. Türk okullarında öğretmenlik hizmetinde bulunuyorlardı. İlk başta karşılaştıkları zorlukları Allah’ın izniyle yenmişler kendi güçleri yettiği kadarıyla ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlardı. Fatma hanım da Kütahya’da yıllardır oğlunun yolunu gözlüyordu. Mehmet oraya gittiğinden beri annesini yalnızca iki defa ziyaret edebilmişti. Sürekli telefonlaşıyorlardı ama bir anne için oğlunu görmek,kokusunu duymak bambaşkaydı.Özlemişti oğlunu. Mehmet bu dört yıl içinde oraya alışmıştı aradan geçen altı yıla rağmen o ilk günkü öğretmenlik aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Bu yolda hep daha iyiye, daha güzele doğru koşuyordu. Ama gurbetlik zordu hele annesinden ayrı kalmak onu çok üzüyordu. Bu aralar annesi de hastalanmıştı. Her ne kadar “iyiyim oğlum bir şeyim yok” da dese telefonda bile hastalığının ağırlaştığı belli oluyordu. Hem akrabaların söylediğine göre çok kötüleşmiş elden ayaktan iyice düşmüştü. Mehmet annesine kaç kere “ İstersen oraya dönerim anne,iyi değilsin,yanında olmalıyım” demişti ama bir türlü dinletememişti annesine. Ama bu sefer kesin gidecekti ne olursa olsun yapacaktı. Burada hiç aksatmadığı işlerini yarım bırakmak zorunda olsa bile… Ertesi gün telefon geldi,arayan annesiydi: - Oğlum, Mehmet nasılsın evladım? - İyiyim anne ben de seni arayacaktım ben yarın oraya ge…. Annesi konuşmasını tamamlamasına fırsat vermeden araya girdi: - Oğlum yarın geliyorum onun için aradım. - Ne? Ne diyorsun anne ne gelmesi? Ben de yarın yola çıkacaktım. Bu hasta halinle nasıl gelirsin ta buralara olmaz katiyen izin vermem buna. - İtiraz istemiyorum iyiyim ben yarın oradayım inşallah haydi hoşça kal.. Mehmet öylece kalakalmıştı. Bunu beklemiyordu.Körkütük hasta kadın nasıl gelebilirdi ta buralara kadar, bir anda iyileşmesi mümkün müydü? O gece annesinin merakıyla uyudu. Ertesi gün öğleye doğru kapısı çaldı. Açtığında annesini karşısında buldu. İşte sapasağlam karşısında duruyordu hasta olduğuna ilkin inanamadı. Yanında da iki delikanlı vardı. -Geç anne içeri ama ben gelecektim havaalanına neden beklemedin? -Olsun oğlum ben kendim geldim işte hem bak bu delikanlılar bana yardımcı oldular. - Onlar kim anne? Apar topar gittiler içeri bile davet edemedim. - Hiç, mahalleden komşunun oğulları onların da burada işleri varmış bana yoldaş oldular birlikte geldik. O gün annesiyle uzun uzun dertleştiler,konuştular hasret giderdiler. Annesi Mehmet’e o gün bambaşka biri gibi gelmişti. Çok hüzünlü ve düşünceliydi.Mehmet’e dönüp: - Oğlum bak ben oradan kalkıp ta buralara kadar geldim. Seni görmek için geldim, bana bu kadarı yeter. Sen burada kal ve yoluna devam et. Her anne yavrusunu özler ama dünyadaki özlemler gelip geçicidir. Rabbim öbür tarafta kavuştursun inşallah. Senin burada hayırlı,güzel işler yaptığını gördükçe mutlu oluyorum. Özlemmiş,hasretmiş hepsi yok olup gidiyor. Ama sana vasiyetim bu yoldan dönmemendir. Mehmet annesinin ağzından duyduğu bu sözlere bir anlam verememişti. Bir veda konuşması gibi gelmişti ona tüm bu sözler. Annesinin sözünü kesip: - Anne saçmalama ne vasiyeti veda eder gibi konuşma lütfen. Annesi cevap vermedi sükunetini korudu. Mehmet annesinin dizine koyduğu başının hafifleştiğini hissetti. Derin bir uykuya daldı. Uyandığında annesini aradı ama bulamadı . şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi. Daha akşam buradaydı? Bir anda nereye kaybolmuştu. Aklı almadı. Annesi onun yanındaydı ,başını okşamıştı, varlığını hissetmişti. Bu bir rüya olamazdı. Hemen telefona sarıldı. Annesini aradı ama telefonu kapalıydı. Çıldıracak gibi oldu. O an telefonu çaldı, arayan dayısıydı sesindeki titreyiş Mehmet’i korkutmuştu. Heyecanla: - Alo, dayı ne oldu? Sesin kötü geliyor. - Mehmet, oğlum akşam arayacaktım ama dilim varmadı sana söylemeye.. Mehmet kötü bir şeyler olduğunu anlamıştı içini bir korku kapladı. - Neyi dayı ne oldu? Beni korkutuyorsun. - Evladım annenin durumu akşam ağırlaştı hastaneye kaldırdık, ama kurtaramadılar. Onu kaybettik Mehmet başımız sağolsun. Mehmet duyduklarına inanamamıştı. Kulakları duymaz, gözleri görmez olmuştu sanki. Dünya başına yıkılmıştı. Ama nasıl olurdu annesi akşam buradaydı, ona sarılmıştı kokusunu duymuştu. Bu nasıl olabilirdi? İmkansızdı. Acısını unutup bunu düşündü bir an bunda da bir hikmet olabileceği geçti aklından. Mehmet bunları düşünürken telefonda onu teselli etmek için çırpınan dayısının sesini bile duymuyordu. Daha fazla bekletmemek için: - Beenn benn hemen yola çıkıyorum bekleyin beni… Mehmet apar topar yola çıktı. Yol boyunca aklında hep o esrarengiz olay vardı. Bir yandan annesinin ölümüne üzülüyor, bir yandan da tüm bu olanlara anlam vermeye çalışıyordu. Kütahya’ya vardığında tüm akrabalar oradaydı. Buraya annesinin cenazesi için mi dönecekti? Aklının ucundan bile geçmemişti. Eve girdiğinde onu dayısı karşıladı. Uzun uzun sarıldılar. Dayısı hem ona olan özlemini gideriyor hem de acısını dindirmeye çalışıyordu. Konuştular, dertleştiler. Mehmet içini döktü dayısına dayısı da annesinin acısını dindirmeye çalıştı Mehmet’in…Annesini o gün defnettiler. Mehmet kendini iyice toparlamıştı. Ölüm Allah’ın emri ne yapılabilirdi ki. Daha fazla dayanamayıp orada yaşadığı o sırlı olayı dayısına anlattı. Dayısı inanamadı ilkin, ama Allah’ın hikmetinden sual olunmazdı. Mehmet dayısıyla bunları konuşurken odaya teyzesi girdi. Telaşlı ve meraklı bir hali var gibiydi. Mehmet’e: - Mehmet, oğlum baksana bir, annenin odasında bunu buldum. Mektup galiba üzerinde Mehmet’ime yazıyor kesin annen yazmış olmalı. Bir bak bakalım. Mehmet şaşırdı. Bu mektup da nereden çıkmıştı şimdi annesi ona içinden ne geçerse söylerdi. Hiçbir şey saklamazdı ondan. Merakla mektubu açtı. Annesinin ona yazdığı bu satırları gözyaşları içinde okudu. Şunlar yazılıydı: “Oğlum, Mehmet sana bu satırları Moğolistan’ a gitmenden bir gün önce yazıyorum. Yarın gidiyorsun oğlum. Belki bunları okuduktan sonra “ Niye yüzüme söylemedin anne?” diyeceksin. Ama yapamadım. Ne olursa olsun oraya gitmeliydin ve buna engel olamazdım. Hani sana kızmıştım ilk söylediğinde ama birden fikrim değişivermişti sen de şaşırmıştın. Aslında o gün niyetim seni oraya göndermemek, engel olmaktı ama yapamadım. O gece bir rüya gördüm hem de pek kutlu bir rüya. Peygamber efendimiz( s.a.v)’ yi gördüm. Nurlar içindeydi, her yan parlıyordu. Efendimiz bana bir şeyler anlatıyordu, dualar okuyordu. Etrafta melekler vardı. Bana çok özelmişim gibi muamele yapılıyordu sanki. O an bir ses duydum, bana sesleniyordu. “ izin ver, izin ver oğlunun gitmesine izin ver Şüphesiz ki Allah en hayırlısını bilendir. Oğlun için gitmek daha hayırlıdır. İzin ver ki o da Rabbi için hayırlı işler yapabilsin, kutlu bir yoldan gidebilsin.” Bu sözler kafamın içinde tekrarlandı, tekrarlandı. Sonra beni iki delikanlı görünümünde meleğe teslim ettiler onlar beni yüksek bir yere çıkardılar. Ve küçük bir pencereden senin gelecekte yapacağın hayırlı işleri gösterdiler. Orada zaman kavramı yoktu. Her şey donmuş gibiydi. Bana öyle geliyor ki gideceğin bu yol boş değil. Belli ki yapılanlardan Rabbimiz de hoşnut. Belki de bunları sana söyleyemeye ömrüm yetmeyecek Allah bilir. Belki de seni son kez göremeden, tüm bunları sana söyleyemeden öleceğim.Bu mektubu da sana bu yüzden yazıyorum. Ama Allah’tan tek dileğim şudur. Ben senin hasretine katlanırım ama sen oralarda, gurbette bensiz yapamazsın biliyorum. Allah seni göremeden canımı alacaksa da senin hasretini gidersin. Sana vasiyetim şudur ki oğlum: sakın bu yoldan dönme ve ömrün yettiğince bunun için savaş çünkü bu yol pek hayırlı bir yoldur…” Mehmet gözyaşları içinde okuduğu bu satırlarda cevaplarını aradığı tüm sorulara yanıt bulmuştu. Ve yaşadığı o sırlı olayın asıl sebebinin annesinin duası olduğunu da anlamıştı. Kim bilir belki o gün gelen. Allahın görevlendirdiği bir melekti. O delikanlılar ise annesinin rüyasındakilerdi belki de. Mehmet artık bu hizmetin neden bu kadar önemli olduğunu anlamıştı. Bu yolun dönüşü olmazdı. Gurbette açan güller solamazdı. Ölünceye kadar bu yolda koşacağına söz verdi. Moğolistan’a döndü ve yarım kalan kutsal görevini devam ettirdi. Ömrünün sonuna kadar bu yol için uğraştı didindi. Mehmet’e gurbet vatan olmuştu ve vatanı bildiği bu topraklarda ömrü son bulmuştu…
     
Benzer konu başlıkları: Gurbet Gülü
Forum Başlık Tarih
Kitap özetleri Halikarnas Balıkçısı Deniz Gurbetçileri Özeti 15 Ağustos 2012
Ayrılık şiirleri Necip Fazıl Kısakürek Gurbet Şiiri 1 Temmuz 2012
İle İlgili Şiirler Gurbet İle İlgili Şiirler 2 Nisan 2012
Soru Cevap Gurbet Mutlaka Olacaktır adlı şiir hangi şairimize aittir 12 Şubat 2012
Magazin haberleri Cem Yılmaz dan Gurbetçilere Özel reklam Filmi 3 Ağustos 2011

Sayfayı Paylaş