Günlük Anı Örnekleri

'Sözel Dersler' forumunda Aysell tarafından 31 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Anı Örnekleri
    Günlük Örnekleri



    Anı Örnekleri

    HİLMİ YAVUZ’DAN YAHYA KEMAL ANISI:

    İlk gençlik yıllarımızda İstiklal Caddesi’nde (o yıllarda şimdiki gibi omuz vurup geçenler ya da çantalarını savurarak yürüyenler henüz yoktu o caddede! Ve özür dileme unutulmamıştı!) yeniyetme ‘aylak adamlar’ olarak bir aşağı bir yukarı gezinirken, Tokatlıyan Oteli kahvesinin Cadde-i Kebir’e bakan büyük ve yekpare camlı vitrininde, Üstad’ı görmüştüm birkaç kez. Tıpkı şimdi Yıldız’a taşınmış olan heykelinde göründüğü gibi, iki eliyle bastonuna dayanmış, dalgın, önünden geçenleri seyrediyor gibiydi…

    Elbette, Üstad’la tanışmam sözkonusu değildi. Şiirlerinin tümünü neredeyse ezbere okuyabilecek kertede hayranlık duyduğumdan olmalı, o büyük ve yekpare camlı vitrinin önünden geçerken, Üstad orada olsun ya da olmasın, tuhaf bir yürek çarpıntısı hissettiğimi hatırlıyorum. Şiir yazmayı öğrenmeye çalışan bir yeniyetmenin, büyük bir şairin bu kadar yakınından geçmesi! Aramızda o büyük ve yekpare cam vardı sadece.


    Çanakkale Savaşı Anıları

    … Türklerin içinde iriyarı biri vardı, neredeyse iki metrenin üstünde olmalıydı. Bizimki de en az onun kadar iriydi. Sanırım prestij için iri adamlarını seçmişlerdi. İkisinde de beyaz bayraklar vardı ve ortada duruyorlardı… Ben ölüleri gömenlerden biri değildim ama siperin kenarında oturdum ve bir süre sonra yanlarına gidip Türk’e sığır kavurması ikram ettim. Gülemsedi, çok sevinmiş göründü ve o da bana ipe dizilmiş incir verdi. Jacko adını verdiğimiz Türk askerlerinden ben de bizimkilerin hepsi de pek hoşlanmıştı. Onun için kötü bir söz söylendiğini duymadım, temiz dövüşürlerdi ve dünyanın en cesur insanlarıydı. En yoğun ateş karşısında bile durmazlardı, adeta fanatik insanlardı. Onlarla ateşkeste karşılaştığımızda çok esaslı insanlar oldukları sonucuna vardık.

    (Er Henry Barnes)

    … Ateşe başladıklarında ödüm patladı. Şarapnel dolu gibi yağıyordu. Hemen cepheye gitmemiz gerekiyordu ve orada kurşunlar gerçekten uçuşmaya başladı. Korkmadığını söyleyen yalancıdır! George Washington başının üstünden uçuşan kurşun vızıltısından hoşlandığını söylemişti -ama o benim savaşımda değildi!



    (Deniz eri Joe Murray)



    … Köy korkunç bir tuzaktı. Her ev ve her köşebaşı keskin nişancılarla doluydu ve sokakta bir görünmek kafana kurşun yemek için yeterliydi…O köyde çok asker ve subay kaybettik. Düşman hiç görünmüyordu, görünen tek şey sadece bizimkilerin orada burada yere devrilmeleriydi. Bir evde keskin nişancı ararken tabancamla bir Türk öldürdüm ama bu arada az daha, önce ben ölüyordum.



    (Teğmen Guy Nightingale)



    … Aramızda ve askerlerimiz içinde Balkan utancının tekrarını yaşamaktansa ölmeyi tercih etmeyecek tek kişi olduğuna inanmıyorum. Eğer böyleleri varsa onları bir an önce biz kendi ellerimizle kurşuna dizelim



    (Mustafa Kemal)



    Atatürk ile ilgili anı örneği :

    “1935 senesinde idi. Atatürk’ün Çanakkale’ye geleceği rivayetleri dolaşıyordu. O zamanlar dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, memleketimizin de bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhinde bir hareket ve ayaklanma baş göstermişti. Bu hal karşısında bütün Museviler mallarını, mülklerini satarak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olduğuna göre Filistin’e gitmek istiyorlardı. İşte bu sıralarda “Atatürk Çanakkale’ye geliyor!” dediler. Çok sevindim. Çünkü Atatürk’ü daha önce hiç görmemiştim. Heyecanla Atatürk’ün geleceği Balıkesir Caddesi’ne koşarak gittim. Bütün Çanakkale halkı orada toplanmıştı. Ben de bir kenara dikildim. Bu esnada yanımda tesadüfen bulunan birkaç Yahudi’nin fısıltı ile pek hararetli olarak konuştuklarını gördüm. Alakadar olmaya vakit kalmadan karşıdan birkaç otomobil göründü. “Atatürk geliyor!” sözü yeniden ağızdan ağza dolaştı.



    Halkın “Yaşa, Varol!” nidaları arasında Atatürk otomobilinden indi. Alkışlar devam ediyor, o da halkın ortasında ilerliyordu. Garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı. Halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu. Tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hararetli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Atanın önüne atıldı. Muhafızlar mani olmak istediler. Atatürk:

    - Bırakın, gelsin! Dedi.

    Bu Musevi vatandaş, Atatürk’ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:

    - Paşam bizi kovuyorlar. Biz ne yapacağız? Dedi.

    Atatürk, bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı. Buna rağmen sordu:

    - Sen kimsin?

    — Ben Paşam, Çanakkale Musevilerinden Avram Palto.

    — Sizi kim kovuyor? Hükümet mi Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle? dedi.

    Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:

    - Hayır Paşam, halk kovuyor.

    Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:

    - Halk isterse beni de kovar, dedi ve yürüdü.”


    Günlük Örnekleri

    Hacivat’ın Günlüğü’nden

    27 Şubat Dolmuşta yanıma yaşlı bir kadın oturdu. Arkasından otomobile atlayan adam:
    - Manton yerlerde sürünüyor.

    - Ben kendim sürünüyorum, mantom sürünmesin mi? Ağzı kalabalık bir kadındı. Araba kazası geçirdiğini,
    ayaklarının bu yüzden sakat kaldığını çakçaka ile anlattı. Ben, Dil Kurumu durağına gelince dolmuştan nasıl çıkacağımı düşünüyordum. Kadın inmezse benim çıkmam çok zor olacaktı. Bir gün önce de ayağı sakat bir adam vardı dolmuşta. Tam kadının oturduğu yerde. Ben de ikinci sırada aynı yerdeydim. İnmek için iyiden iyi cambazlık yapmak zorunda kalmıştım.

    Kızılay’a geldiğimiz vakit dolmuş şoförü kadına nereye gideceğini sordu.
    Çankaya’ya.
    Ver paranı
    Benden para alma, yoksulum ben.
    Buraya kadar geldin (Büyük postanenin önünden binmişti), artık in de yeri boşuna kapatma.
    Bari elli kuruş vereyim, yok param.

    Ben bir an kadının inmesiyle, Dil Kurumu durağında benim de sıkıntı çekmeyeceğimi düşündüm ve şoförün, kadını indirmek istemesini çok yerinde buldum. (Evet, evet sevindim)

    Nedir, o anda Hans Fallada’nın Küçük Adam Ne Oldu Sana’sındaki Karla’nın sözleri geçti kafamdan: Ama ben onları hırpalamak istemiyordum. Onlardan hoşlanmak, onları sevmek istiyorum. Bir canavar olmak istemiyorum.”

    Bu kez, biraz önceki canavarlığımı kendime bağışlatmak için çıkardım, kadının dolmuş parasını verdim. Benim bu davranışım, en arkada oturan bir başka kadını da coşturdu. O da yaşlı kadına bir iki buçukluk tosladı.

    Bununla dönüş parası yaparsın.

    Ey gelecekteki okur, bu sözlerimde bir sahtecilik sezdinse memnun olurum. Evet, var burada bir sahtecilik. Çünkü arka sıradaki kadın, kesesine benden sonra mı, benden önce mi davrandı, kesin olarak bilmediğim halde önceliği kendime mal ettim. Ama bu, iyilikseverliğin, budalalık gibi bulaşıcı olduğunu söylememe engel olmaz sanırım.

    Alıntı