Gecenin bugusu

'Eğlence' forumunda Cagla tarafından 16 Eylül 2008 tarihinde açılan konu


  1. Arama motorundaki bir adreste rastladım sana. Yeni bir pencerede geç açıldın.
    Tüm öğelerin yüklendikten sonra karşımdaydın yüksek çözünürlükte. Güzel tasarım, içeriği zengin bir siteydin. Kısa hayat hikayesi, herkesin görebileceği türden görüntülerin, bilindik aşk şiirleri, sevilen sanatçılar ve filmler.
    Şu ana kadar 2 kez ziyaret edilmiştir yazıyordu sayfanın altında. Şaşırmıştım. Onca sitenin arasında ilk ziyaretçindim hem de senden sonra.
    Ve sen bilmiyordun. Okuyucu görüşleri istiyordun.
    Anlaşılan bıraktığın etkiyi ölçmek istiyordun. Adımı, mesleğimi, hangi şehirde olduğumu yanıtladım. Konuya tebrik, mesaj yaz kısmına seni seviyorum yazıp bastım gönder tuşuna. Kırmızı renkli harflerle lütfen e mail adresinizi giriniz uyarısı üzerine uyduruk bir e mail adresi yazıp tekrar göndere bastım. Belirttiğiniz isimde bir e mail adresine ulaşılamadı, lütfen adresi doğru girdiğinizden emin olun ve tekrar deneyin yazıyordu.
    Anlaşılan kim olduğunu bilmediğin insanlarca sevilmek istemiyordun. Çaresizdim, e mail adresimi yazıp göndere bastım. Sahi bu kaçıncı basışımdı gönder tuşuna. Seni sevmek kolay değildi anlaşılan. Her sevgiyi kabul etmiyordun besbelli. İletiniz başarıyla gönderildi.
    iletinize yanıt alabilmek için lütfen sitemize üye olunuz ibaresi çıkmıştı. Ne yapmaya çalıştığının iyice farkına varmıştım. Sana; sadece seni seviyorum, diyebilmek için ve bunun kabul görebilmesi için müptelan olmak, güçsüz yanlarımı sunmak, senin sevgiye koyduğun kurallarına uymam gerekecekti.
    Sevgilerde karşılık almak, istenen ve hoş bir durum olmasına rağmen benim böyle bir sevgi anlayışım yoktu.
    Sevmişsem sevmişimdir. Karşılıksız ve de içten. Seni bunca karmaşık bir yerde bulduğumu bildirmek arzusundan, üye olmak için bastım tuşa. Ardından, bir çok sorunun yanıtının yazılmasını gerektirecek başka bir sayfaya dönüşüverdin.
    Siteyi nasıl buldunuz, beğendiniz mi, yaşınız, boyunuz, kilonuz kaç, saç renginiz, göz renginiz ve “en çok” la başlayan arkası kesilmez sorular. Renkler, spor dalları, hobiler, yemekler, kitaplar, yazarlar, filmler, tv/radyo istasyonları.. Yorulmuş ve bunalmıştım..
    Senin soruların karşısında kendimi tanıma fırsatı buluyordum. Bu yanıtlarla tahlil edilecektim ve ben bu yanıtlar olacaktım.
    Tanımak için bir insanı bunlar yeterli miydi? Nasıl kokular aldığımı, kokuların ve görüntülerin bende bıraktığı anlamları, nasıl baktığımı, nasıl düşler kurduğumu, nasıl ağladığımı, nasıl sevdiğimi anlayabilecek miydin? Nasıl saygı suyduğumu, nelere katlandığımı öğrenebilecek miydin? Sadece seni sevdiğimi söylemek istemiştim.
    Öylesine uğramıştım, tesadüftü, kaderdi, yazgıydı yani. Bu esnada yayımcı kimliği doğrulanamayan bir küçük pencere çıkmıştı karşıma. Lisans sözleşmesi sona ermiş ve yayımcı kimliği bilinmeyen ve riskler taşıyan iletilere güvenip güvenmemek arasındaki seçimim soruluyordu. Ben insanlara her zaman güvenirdim. Bir yenilgi bile olsa bu. Güvenimin neticesinde önlenemez bir hızla yeni sayfalar, yeni pencereler çıktı karşıma. Durdurmak mümkün gözükmüyordu. Ve benim bilgisayarım, yani ben buna dayanamamıştım. İnternet bağlantım kopmuş, hattım düşmüş, bilgisayarım kilitlenmişti. Klavyenin hiçbir tuşu iş görmez olmuştu. Uluslar arası çağrılara iznim yoktu.
    Çaresiz kasadan kapadım seni, beni, bilgisayarımı. Kendime kahve yaparken bilgisayarım hatalarını düzeltmeye çabalıyor, hard diskte kalıcı, giderilemeyen hasarlar olduğunu söylüyor ve uygulamayı sonlandırmak için her zaman başlat yazan yerden kapamamı istiyordu. Anlaşılan sana güvenmek, aşka güvenmek ne olduğunu bilmediğim ama zararlı olan ve tarifini anlamayacağım hasarları da beraberinde getiriyordu. Kalp kırıcı bir yanın mı vardı..?
    Sana rastladığım o günü düşünerek yazmaya başladım word programında. “Nemsiz bir kış günü. Ayazsız bir soğuk. Bulutlarla engellenmiş güneşsiz, buğulu bir aydınlık. Arada bir gördüğüm, farkına varmadan hafızama kazınmış yüzünle sen, bir ağacın altında birini beklerken benim sevimsiz yüzümle karşılaştığın o gün. Çoğu zaman beklediklerimizin yerine başımızı çevirdiğimiz insanlar çıkagelir. Ve biz gelmeyen ve hangi anlamlarla yüklü olduğunu bilmediğimiz, sadece bizim yüklediğimiz anlamları taşıdığına inandığımız o gelmeyen insanları severiz. Ve sen. Tercihini seçmeni istediğim sen. Beni hatırladın mı adını bilmediğim gülümseme. Hatırlayıp hatırlamaman farketmiyor. Seni seviyorum. Sadece bunun için.” Kayıt tuşuna basmıştım, şimdi sıra tekrar internete bağlanıp seni bulmak ve sana üye olup bu word doyasını eklemekti amacım.
    İnternete bağlantım tamamdı, adres çubuğuna senin adını özenle, dikkatle yazdım. Küçük bir imla hatasıyla kalıcı hasarlar yüklediğin bilgisayarım virüsler yüzünden kilitlenebilirdi. Güvenle korkusuzca tıkladım sana, seninle beraber yüklenen virüslere aldırmadan. Üye olmadan mesaj yazacaktım sana, yanıtını beklemeden. Mesaj yaz kısmına yapıştırdım yazımın kopyasını ve gönder tuşuyla birlikte yazdığınız mesajın karakter sayısı fazla maximum 450 karakter yazabilirsiniz ya da mesajınızı bölüp gönderebilirsiniz diyordun. Sevgimi taksitle sunacak ve her defasında belirtecek biri değildim. Kafanın karışmasını istemediğin belliydi, kısa ve öz istiyordun yazımı. Seni seviyorum, yazıp yolladım iletimi.

    Ve sen bir gün iletimi okuyacaksın. Senden tek arzum; beni kopyalaman, beni yapıştırman, beni farklı kaydetmen, bilgisayarında yer işgal etmemi sağlaman. Hatta beni ekran koruyucun yapman. Adını bilmediğim gülümseme. Beni farklı kaydet olur mu! Gecenin buğusu.​
     



  2. Aşk özürlümüyüm nedir hiç duygulanmadım yaa..:) O yüzden kaydedemem şansına küssünn..:D