Fikret Başkaya

'Biyografi' forumunda YAREN tarafından 14 Ekim 2008 tarihinde açılan konu


  1. Fikret Başkaya ( 1940)


    Doç. Dr. Fikret Başkaya, 1940'da Denizli'de doğdu. Izmir Atatürk Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Iktisat ve Maliye bölümünü bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Doktora aşamasında ve sonrasında, Azgelişmişlik Emperyalizm, Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş Sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. Yurda döner dönmez askere alındı. Yedek Subay Okulu'ndayken 'sakıncalı er' sayılarak Erzurum'a (Oltu) sürgün edildi.Askerlik sonrası değişik kuruluşlarda araştırmacı olarak çalıştı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi Iktisat Bölümü Öğretim Üyesi iken Paradigmanın Iflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti.

    ESERLERİ: Çevre Kapitalizmi ve Azgelişmişlik Süreci* Devletçilikten 24 Ocak Kararlarına* Borç Krizi Üzerine Bir Deneme* Paradigmanın Iflası* Kalkınma Iktisadının Yükselişi ve Düşüşü* Azgelişmişliğin Sürekliliği.

    Yenilgi Tuzağı
    Fikret Başkaya
    Ütopya Y. İstanbul 2001

    Türkiye, "Nizam-ı Cedit"ten "Güçlü ekonomiye geçiş programı"na kadar iki yüz yıldır bir yenilgi tuzağına düşmekten yakayı kurtaramadı. Bütün bu zaman zarfında üretilen tüm kavramlar veya hakim retorik, hep aynı anlama gelen şeylerdi. Hepsinin ortak paydasında Batı'da ortaya çıkan kapitalizme "uyum sağlamak" vardı. Nizam-ı cedit, asrileşme, muasırlaşma -daha sonra bu kavram çağdaşlaşma olarak yeniden sahneye çıkacaktı-, batılılaşma, modernleşme, kalkınma, "istikrar", "yapısal uyum", şimdilerde "güçlü ekonomiye geçiş" vb... esas itibariyle sömürgeleşmenin başka kavramlarla ifadesinden ve başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildi. Velhasıl, kapitalist gelişmenin farklı evrelerine "uyumu" ifade eden, olup-bitenleri meşrulaştıran, kavramın gerçek anlamında bir "retorikti".

    Dünya'nın geri kalanının da kapitalizmin ilk defa ortaya çıktığı ve ortaya çıkar çıkmaz hakim duruma gelen emperyalist ülkeler gibi olması, onlara benzemesi, iki bakımdan olanaksızdır: Birincisi, kapitalist üretim tarzı kutuplaştırıcıdır, hiyerarşi üretmeye mahkumdur; İkincisi de, herkesin Batı gibi "zengin" ve "müreffeh" olması ekolojik sınırlılık nedeniyle olanaksızdır. Artık iflas eden, iflası sürekli tekrarlanan bu yenilgi tuzağından kurtulmanın, paradigmanın iflas ettiğini kabullenmenin, velhasıl paradigmayı değiştirmenin zamanı gelmiş olmalıdır.
    (Arka Kapak)

    Paradigmanın İflası
    Batılılaşma, Çağdaşlaşma, Kalkınma
    Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş Fikret Başkaya Doz Y. İstanbul 1997

    "Ne mutlu o yoksullara ki öteki dünya onlarındır, er ya da geç bu dünya da onların olacaktır."
    F. Engels

    1- Türkiye iki yüzyılı aşkın bir zamandan beri Batı gibi olmak için onu taklit ediyor. Küçük bir azınlığın "refahı" pahasına, giderek insanlığın varoluş koşullarını ortadan kaldıran burjuva uygarlığının "ayrıcalıklı" ülkelerine benzemek istiyor. Öyle bir burjuva uygarlığı ki: "Sahiplerinin çıkarına olarak sermayenin genişletilmiş yeniden üretimini sağlıyor da, bir bütün olarak toplumun basit yeniden üretimini sağlıyamıyor."
    (Kitabın İçinden)