Fıkra Nedir? Fıkra Nın Özellikleri Nelerdir?

'Etüt Merkezi' forumunda EyLüL tarafından 23 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. FIKRA NEDİR?
    Bu yazı türünü, halk arasında anlatılan kısa, güldürücü, ders verici olay anlatılarıyla karıştırmamak gerekir. Gazetelerdeki köşe yazılarındandır. Her gün aynı köşe ya da sütunda yayınlanır. Siyasal, ekonomik, eğitim... gibi günlük toplumsal konular ayrıntıya girilmeden kısaca işlenir.

    FIKRANIN BELİRLEYİCİ ÖZELLİKLERİ:

    - Makale gibi düşünsel plânla yazılır. Fakat makaleden kısa yazılardır.
    - Yazar anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Bilimselden çok kişisel görüşünü açıklar, okuyucusunu
    kendisi gibi düşündürme kaygısı yoktur.
    - Günübirlik yazılardır, en beğenileni bile birkaç gün sonra unutulur.
    - Yazar, yapmacıklıktan uzaktır. Anlatım yalın ve sade bir dille yapılır.
    - Anlatım yazarın kendine özgü olmalıdır.
    - Bu kurallara bütün yazılı anlatımlarda uygulanacak genel kuralları ekleyiniz.

    KAHRAMAN EBE
    Maraş'ın Bertiz Bucağına bağlı köylerdeki 10 tifolu çocuğu tedavi ederken 20 yaşındaki genç ve güzel köy ebesi aynı hastalığa yakalanarak ilaçsızlık yüzünden ölmüştür. Yolları, belleri kar tutmuş, köyün şehirle bağlantısı kesilmiştir. Elinde ancak çocukları tedavi edecek kadar ilaç bulunan Döndü Çomar adındaki genç ve güzel ebe çocukları kurtarmış, fakat kendini kurtaramamıştır.
    Döndü Çomar hatıra defterine şunları yazmıştır:

    "Doktor yüzü görmeyen, senenin 6 ayında dış dünya ile her türlü bağlantısı kesik olan bu masum insanlara elimden geldiğince yararlı olmaya çalışıyorum. Çevrede 10 tane tifolu yavru var. Doktor olmadığı için aileleri ile birlikte bu yavrular hayat umutlarını bana bağlamışlar. Onların yüzüne baktıkça üzüntüden kahroluyorum. Elimde çok az sayıda ilaç var. Yollar açılıncaya kadar bunlarla idare etmeme imkân yok. Güç bir görev yüklendiğimin farkındayım. Ama kendimi çok kuvvetli hissediyorum." Issız ve sahipsiz Anadolu... Aşağı yukarı bütün köyleri böyledir. Kış geldi mi, şehirlerle bağlantısı kesilir, yalnızlığa ve kaderine bürünür. Bertiz bucağına bağlı köylere bir ebe gidebilmiş nasıl gidebilmişse. Başkalarında ebe de, ilâç yoktur. İnsanlar, hayvanlar, kırılır da kimsenin haberi bile olmaz. Tuhaf bir raslantı, genç ebe Döndü Çomar'ın ölüm haberinin geldiği gün gazeteler Tıp Bayramını yazıyordu. Ankara'da ve İstanbul'da kutlanan bayram sırasında köylerimizin sağlıktan yoksun durumunu bildiren ölüm haberi de geldi. Bilmiyorum, doktorlarımızın yüreğini bu kahraman genç ebenin hayat hikâyesi burkmuş mudur?

    Gözleri ağlamaklı okudum ben haberi. Ebe, çocukları tedavi ederken kendinin de hastalığa yakalandığını anlıyor. Elinde ilâç yoktur. Çaresizdir. Çaresizliğini biliyor, fakat ne yapsın? Oturup hatıra defterine ölmeden şunları yazıyor: "Tanrıya binlerce teşekkür, 10 yavru yeniden hayata kavuştu. Bu arada elimde ilâç da kalmadı. Üç gündür hastayım. Tifoya yakalandığımı sanıyorum. Yollar kapalı, şehre inemem. Ayrıca çocukları uzaktan da olsa kontrol etmem gerekiyor. Her an, her dakika ölüme biraz daha yaklaştığımı hissediyorum. Ölüm beni hiç, ama hiç korkutmuyor. Görevini yapan insanların iç huzurunu duyuyorum. Bu arada bana inanan, beni seven insanların arasında rahatça ölebilirim."

    Ne bilinçli, ne görev duygusu ile dolu bir ölüme gidiştir bu!... İnsanların kafasında bu bilinç oldu mu, ölüme gidiş değil, ölümsüzlüğe gidiş oluyor. Bütün tarihe geçen kahraman hemşirelerin şanlı destanları arasına bu da katılacaktır. Bu köylerden birine, ikisine veya Bertiz bucağına bu kahraman ebenin adı konmalıdır. Bir de heykeli dikilmelidir. başka bir türlü kahramana minnet borcumuzu ödeyemeyiz. Köylüler çok sevdikleri bu ebenin anısına saygı örneği olarak İçişleri Bakanlığı'na başvurmalı, adının bucağa konmasını ve heykelinin dikilmesini istemelidirler.
    (Mehmed Kemal)

    = FIKRA ÖRNEKLERİ =

    TUFAN VE PAPAZ
    Hıristiyan bir ülkede tufan olmuş. İnsanların hepsi oradan uzaklaşmış. Ülkenin başka tufan olmayan bölgelerine göç etmişler. Sadece kilisedeki papaz kiliseden ayrılmıyormuş. Nedeni ise; Kilise Tanrın'ın evidir. Tanrının kendisini koruyacağını söylüyormuş. Papaz; "Ben insanlara Tanrı yolunu öğretiyorum demiş. Bu nedenle Tanrı beni kurtarır diyormuş. Yağmurlar yağmış, seller olmuş, her yeri su basmış. Devlet yetkilileri arabayla papazı almaya gelmişler. Papaz Allah beni kurtarır demiş ve gitmemiş.

    Sular iyice yükselmiş. Papaz kilisenin ikinci katına çıkmış. İnsanlar bu defa kurtarmaya botla gelmişler. Papaza: Boğulup gideceksin gel kurtaralım seni dedilerse de papaz inat etmiş gitmemekte. Allah beni kurtarır demiş tekrar.

    Sular yükselmeye devam etmiş. Papaz kilisenin en yüksek yerine çıkmış. Bu defa helikopterle gelmişler papazı kurtarmaya. Papaz bir kere inat etmiş ya; Tanrı beni kurtarır, ben Tanrıya güveniyorum demiş. Gitmemiş. Sular daha da yükselmiş. Papaz gidecek ve tutunacak yer bulamadığı için sularda boğulmuş gitmiş. Papaz ölünce öteki dünyada Tanrıya yakınmış: Ben sana çok güvendim kurtaracaksın diye. Ama bütün ümitlerim boşa çıktı. Benim canımı aldın sular altında demiş. Tanrı da Ben sana üç şans verdim. Sen aklını kullanamadın ben ne yapayım" demiş.


    İNGİLİZ, AMERİKAN ve TÜRK LİDERLERİ
    İngiltere başbakanı, Amerikan Başkanı ve Türkiye Başbakanı biraraya gelmiş sohbet ediyorlarmış. Konu da ekonomi ve işçi ücretleri üzerineymiş. Sözü ilk olarak Amerikan Başkanı almış;
    - Ben çalışan vatandaşıma ayda 4000 dolar dolar veririm. Bu paranın 2000 dolarını harcar, 2000 dolarını ne yapar bilmem.
    İngiliz lider de şöyle demiş;
    - Ben çalışan vatandaşıma ayda 2000 EURA veririm. Bu parayla rahatça geçinir. Eğlenceye nerden para bulur bilemem.
    Türkiye Başbakanı alır sözü ve;
    - Ben çalışan vatandaşıma ayda 450 YTL veriyorum. Türkiyede geçinebilmek için 1000 YTL gereklidir. 1000 YTL'nin 550 YTL'sini nerden bulur bilemem.


    BANKACILAR
    Yaşlı çift evliliklerinin kırkıncı yıl dönümünde paraya kıymışlar, Avusturalya'da tatil yapmaya karar vermişlerdi.Uçağın penceresinden saatlerdir okyanusu seyrediyorlardı.
    Sessizliği pilotun anonsu bozdu:"Sayın yolcularımız! Korkarım size kötü bir haberim var. Motorlarımızdan biri sustu, diğeri de susmak üzere. Acil iniş yapmak zorundayız."
    "Neyse ki altımızda haritada görülmeyen bir ada var ve sahiline inmeye çalışacağız."
    "Bunu başarabilirsek tek sorunumuz bizi bulabilmeleri için dua etmek olacak."
    Uçak minik adanın kumsalına başarılı bir iniş yaptı, kimsenin burnu kanamadı.
    Uzun bir rahatlama sessizliğinden sonra adam karısının ellerini tuttu,gözlerine endişeyle baktı;
    "Mona, bu ayki kredi kartı borcunu ödemiş miydin?" "Hayır sevgilim,unutmuşum. Kızdın mı?"
    Adam endişeyle yine sordu: "Araba kredisinin taksitini ödemiş miydin?" "Özür dilerim canım, onu da ödememiştim."
    Yaşlı adam karısının ellerini bıraktı ve kırk yıldır yapmadığı şekilde ona sıkı sıkıya sarıldı. "Aferin". Karısı şaşkın, korkarak sordu. "İyi misin tatlım?"
    "Hiç olmadığım kadar. Çünkü bankacılar bizi kesin bulur!"


    ACEMİ ASKER
    Askerliğe yeni başlamış bir er çavuşunun yanına giderek:
    -Efendim, çorbada kum vardı! dedi.
    Çavuş kaşlarını çatarak
    -Ne olmuş yani? Buraya yemek beğenmeye değil, vatan toprağını korumaya geldiniz. Bir daha böyle bir şikayet istemem! dedi. Erin cevabı hazırdı:
    -Evet ama komutanım! Biz buraya vatan toprağını yemeye de gelmedik!


    AKIL HASTANESİNDE
    Akıl hastanesinde doktor iki hastasına:
    -Şu dolabı beraber yukarı çıkarın! dedi.
    Biraz sonra hastalardan birinin dolabı omuzlamış, oflaya puflaya yukarı çıkardığını gördü:
    -Oğlum, hani diğer arkadaşın? Ben size dolabı beraber taşıyın demiştim!
    -Arkadaşım dolabın içinde rafları taşıyor doktor bey!


    AKLI GELİŞTİRİR
    Yolculuk sırasında mola vermek isteyen yaşlı bir adam, bir hana girdi. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girdi ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler istediler. Fakat hancı yiyecek olarak yalnızca bir balık olduğunu söyledi ve bunu paylaşmalarını önerdi.
    Bunun üzerine yaşlı adam, hancıya,
    -"Ben balığın yalnızca başını yiyeceğim" dedi.
    Hancı bunun nedenini sordu.
    Yaşlı adam da,
    -"Balık başı zekayı artırır, balık başı yiyen insan akıllı olur" dedi.
    Bunun üzerine öteki yolcu hemen atıldı ve yaşlı adama:
    -"Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum" dedi.
    Yaşlı adam da itiraz etmedi ve balığın koca gövdesini yedi ve bir güzel karnını doyurdu.
    Öteki yolcu ise yalnızca balığın başını yedi ve sonra yaşlı adama seslendi:
    -"Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun ben yalnızca kafayı yedim aç kaldım" dedi.
    Yaşlı adam da bu sözlere şöyle karşılık verdi:
    -"Bak nasıl akıllandın."