Feminist değil, eşine sevgili olan kadın Hz. Aişe

Konusu 'İslam Tarihi' forumundadır ve Wish tarafından 23 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. Wish Üye

    Hz Aişe
    Peygamber efendimizin Hz Aişe'ye olan sevgisi
    Hz Aişe'nin Peygamber Efendimize Sevgisi


    Hz. Aişe’nin evlilikte uyguladığı mutlu olma esası, “sevilmez, sevdirilir” prensibi olmuştur. Bu anlayış ile de evlilikte mutlu olmayı ve eşine kendini sevdirmeyi başarmıştır. O, her vesile ile eşine kendini sevdirecek davranış ve tarzlarda bulunmuştur. Neticede bu gayretinin karşılığını eşinden tam bir sevgi olarak almıştır. Peygamberimize (s.a.v.) en çok kimi seviyorsun sorusunun cevabında “Aişe” dedirten, o büyük gönül dünyasında sevgi gülleri açtıracak kadar hoş olan Aişe’yi bu yönleri ile kuşkusuz ki iyi izlemek gerekir.

    Hz. Aişe, günümüz evliliklerinde ideal olarak gösterilen “Eşlerinizin sevgilisi olun!” tavsiyesini başarmış bir hanımdır. Hz. Aişe, eşinin sevgilisi olurken, bunu bir imtiyaz olarak da ömür boyu kullanmasını bilir. O, eşinin sevgisini imza olarak kullanan, sevilmeyi başarmış olmanın ve eşinin sevgilisi olmanın mutluluğunu kimliğine yansıtan tek kadındır. Bu öz güvenle kullanır imzasını: “Allah’ın sevgilisinin sevgilisi”

    Hz. Aişe iyi bir kuldur. Gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçirdiği ömrünü Rabbine kul olmakta nakış nakış işler.


    Yeni evlenmişlerdi. Eşinin kendisini sevip sevmediğini merak ediyordu. Eşine merakını sordu:

    “Ey Allah’ın Resulü! Beni seviyor musun?

    “Evet” dedi sevgili eşi.

    Nasıl sevdiğini merak etti genç kadın.

    “Beni nasıl seviyorsun?”

    Peygamberimiz sevgili Aişe’sine baktı. Onu mutlu edecek ve asırlarca sevgilerinden söz ettirecek, sevginin eşsiz sözcüğünü fısıldadı eşinin gönül dünyasına.

    “Kördüğüm gibi…”

    Sevgi sultanı Peygamberimizin (s.a.v.) sevgi bahçesinde iki kadın, önemli yer tutmuştu: Hz. Hatice ve Hz. Aişe.

    Peygamberimizin Mekke’de iken yanında oranın sıkıntılı ve ağır yükünü temsil edercesine yaşlı, olgun, sabır yüklü Hz. Hatice vardı. O, Medine’nin umut yıllarına katılamadan hayata veda etmişti. Medine döneminde Peygamberin yanında fetih ufku gibi genç, coşkulu, İslam’ın yeni filizleri gibi Hz. Aişe vardı. Peygamberimizin esma yansımasında sanki Haticesi Celali, Aişesi ise Cemali yansıtan iki yürek aynasıydı.

    Hatice Mekke’yi, Aişe Medine’yi temsil ediyordu. Hatice, Peygamber’in (s.a.v.) gönül bahçesinde sabır gülüydü, Aişe umut tomurcuğuydu. Hatice teselli, Aişe sevinçti. Hatice dayanak, Aişe mutluluktu. Hatice sığ bir liman, Aişe coşkulu bir denizdi. Hatice Rahim ismiyle eşine yönelen bir eş, Aişe Vedud ismiyle seven bir eşti. Hatice anaydı, Aişe aşktı.

    Dinin yarısını öğreten kadın


    Peygamberimiz (s.a.v.) sevgili Aişe’sinin ellerinden tutar “Konuş ya Aişe! Gönlümüz açılsın.” derdi. Aişe şüphesiz pek çok yönleri olan bir kadındı. Onun İslam hukukundaki öğreticiliği, üstünlüğü, İslam’a hizmetleri Peygamberimizin, “Dininizin yarısını bu Hümeyra kadından öğreniniz.” iltifatına mazhar edecek denli büyüktü.

    Hz. Aişe genelde bu yönleri ile tanındı. Peygamberimiz ile evliliği değerlendirilirken de İslam’a böyle genç ve zeki bir beyinin hizmetine ihtiyaç için bu evlilik olmuş gibi yorumlandı. Fakat Hz. Aişe’nin konuşmasıyla bile eşinin gönlünü açan, onu mutlu kılan eş olma yanı göz ardı edildi.

    Hz. Aişe’nin önemli hususiyetlerinden birincisi de eş olarak, eşinin sevgisini kazanmış olmasıdır. Eşiyle mutlu olmayı başarmış, hem kendisini, hem de eşini mutlu etmiştir. Evliliklerde mutluluk formülleri arayışının çoğaldığı günümüzde Hz. Aişe’nin evliliğinin mercek altına alınmasına her zamankinden daha da çok ihtiyaç vardır. Hz. Aişe’nin evliliğinde mutlu olmayı sağlayan yönleri ciddi şekilde araştırılmaya muhtaç görülmektedir. Günümüz hanımlarının pek çoğunun çaresiz kalıp, acziyeti yaşadığı evliliklerindeki problemleri aşma konusunda, Hz. Aişe’nin bu yönlerinin belirlenmesine büyük bir gereksinim vardır. Evliliği süresince Hz. Aişe’yi ciddi şekilde okumak gerekir.

    Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Aişe’ye “gözbebeğim” derdi. Gözbebeği olacak denli pek çok eşin içerisinde göze girmeyi başaran bir kadının, elbette evlilikteki mutluluk yöntemlerini inceden inceye tespit etmek gerekir.



    Kendisiyle barışık ve özgüvenli


    Bu nazenin ve nazlı kadın, babasının nazlı şefkat çiçeği, babasından son derece şefkat ve sevgi görmüştür. Hz. Aişe’yi evliliğinde mutlu eden iki temel nokta vardır: Kendisiyle barışık olması ve özgüveni. Hz. Aişe kendisindeki bu iki vasıf ile eşiyle çok rahat iletişim kurabilmiştir. Evliliğindeki mutluluğunun temelini oluşturan bu iki noktayı, babasından gördüğü sevgi ve şefkat sağlamıştır.

    Hz. Aişe, babasıyla sorun yaşamayan bir kızdır. Çünkü babasıyla sorun yaşayan kız, eşiyle de sorun yaşar. Babasından sevgi ve şefkat konusunda emin olmayan kız, evlendiğinde eşine karşı da hep bir kuşku içerisinde olur.

    Hz. Aişe bu konuda çok şanslıdır. Hz. Ebu Bekir gibi bir babanın sevgi ve şefkatine doymuş, ruhunda asi bir yan kalmamıştır. Bu yönüyle de eşine kolaylıkla itaat etmiştir.

    Hz. Aişe’nin evliliğinde mutluluğunu sağlayan yanlarından birisi de zekâsıdır. Son derece zarif ve nazik bir kadın olan Hz. Aişe, kıvrak bir zekâya sahiptir. Eşine espriler yapar, fakat nerede durması gerektiğini bilir. Eşinin kızgın olup olmadığı anları iyi tespit eder. Onu evliliğinde mutlu eden özelliklerinden birisi de eşini anlaması ve anlamaya çalışmasıdır.

    Hz. Aişe hakkında “genç ve güzel olduğu için eşi tarafından şımartılmış, eşine istediği gibi davranmış” gibi bir yaklaşım yanlıştır. Hz. Aişe, Hz. Hafsa ile yaptığı bir planın bedeli olarak tüm eşlerle birlikte bir ay uzak kalma gibi bir cezaya da uğratılmıştır. Hasret dolu bir bekleyiş ile bu ayrılık günlerini bir bir saymıştır.



    Saygıda kusur etmeyen kadın

    Hz. Aişe’nin eşine karşı önemli hususiyetlerinden birisi de duruş noktasıdır. Cesur ve nazlı duruşlarının arka tarafında korkuyla çekilebilen bir Aişe vardır. “Eşinden korkan” ve “saygıda kusur etmeyen” bir Aişe vardır. O nazlı tavırlarının altında eşine karşı gizemini artıran, korku ve saygı karışımı bir adım geri duran halidir.

    Hz. Aişe kuşkusuz ki kıskançtır. Ondaki kıskançlık evliliği çekilmez hale getiren bir kaprise dönüşmez. Bu kıskançlık eşi ile arasında gizli bir sevgi akımını ve iletişimi oluşturur. Onun kıskançlıklarından Peygamberimiz (s.a.v.) de zevk alır.

    Hz. Aişe “romantik ruhlu” bir hanımdır. Geniş bir edebiyat kültürüne sahiptir. Peygamberimize şiirler okur. Peygamberimiz (s.a.v.) bu romantik eşin şiirlerinden her defasında memnun olur ve ona iltifat eder. Aişe bazı zamanlar soramadığı konuları şiirle eşine duyurur.

    Hz. Aişe, Peygamberimize (s.av.) bir gün uzun bir şiir okur. Bu şiirde beş altı hanım toplanmış, eşlerinin kendilerine neler yaptıklarını şiir yoluyla anlatmaktadırlar. Hepsi eşinden şikâyet eder ve eşlerinden gördükleri sıkıntıları anlatırlar. Sonuncu kadın ise eşinin kendisine yaptığı iyiliklerden söz eder. Nasıl kendisini memnun ettiğini, ikramlarda bulunduğunu, fakat sonunda kendisini terk ederek başka bir hanımla evlendiğini anlatır. Şiir bu şekilde tamamlanır.

    Peygamberimiz (s.av.) Aişesi’nin okuduğu bu şiirde eşlerinden dertli hanımların yakarışlarını tebessümle dinler ve Aişesi’ne der ki:

    “Ey Aişe! Benim son eşle benzerliğim nasıldır bilir misin? O eşini terk etmiş, ben ise seni asla terk etmeyeceğim.”

    “Peygamberimizin zarif sevgi çiçeği” zeki Aişe, eşinin kendisine bağlılığı konusunda duymak istediği, ama açıktan soramadığı sorusunun cevabını almıştır.

    “Feminist” yakıştırması iftiradır


    Son dönemlerde oluşan Hz. Aişe’ye “feminist” gibi bir yaklaşım şüphesiz ki onun büyük şahsiyetine haksız bir iftira olur. Onlar aynadır. Kendi dünyamız nasılsa onları öyle görebiliriz. Bu ayrımı iyi yapmak gerekir.

    O yüce şahsiyeti kendi aynasındaki gibi görmek isteyenler kuşkusuz ki ilk önce Allah Resulü’ne ve sonra da Aişe’nin babası Hz. Ebu Bekir’e haksızlık etmiş olacaktırlar. Hz. Aişe’yi “feminist bir yaklaşım” ile değerlendirmek ona ve onun yanındaki iki önemli şahsiyet olan erkeğe büyük bir suçlama olur. Belki de dünyada en son feminist olabilecek kadın odur. Çünkü Aişe’ye ne babası, ne de eşi haksızlıkta bulunmuştur. Haksızlığa maruz kalmamış ki hak arasın.

    Allah’ın kadınlara verdiği hakları en güzel şekilde Allah Resulü (s.a.v.) uygulamıştır. Peygamber eşlerinden birinin bu tarz bir tavır içinde bulunduğunu düşünmenin iki arka planı vardır: Ya Allah kadınlara hak vermemiş, onların hakkını korumamıştır; ya da verilen hakları peygamber uygulamamıştır. Bu düşünce tarzı her iki cihette son derece sakıncalı bir sonucu netice verir.

    Evet, Hz. Aişe her zaman sevilmiştir babası ve eşi tarafından. Kendisi de onları sevmiştir. Seven ve sevilen kadın feminist olamaz. Çünkü ruhunda isyankâr bir hal olmaz. Kadındaki feminist duygular sevilememiş olmanın isyanlarıdır.

    İsyan eden itaat edemez. Hz. Aişe her şeyden önce itaatkâr bir eştir. Hz. Aişe’nin, Peygamberimizden gördüğü sevginin coşkusuyla şımarık sayılabilecek pervasız konuşma ve davranışları bu tarz düşüncelere yol açmış olabilir.

    Şu önemli bir gerçektir ki Hz. Aişe eşine karşı gösterdiği saygı, itaat, fedakârlık ve büyük bir kanaatin karşılığını eşinden büyük bir sevgi olarak almıştır. Bu sevginin cesaretiyle de eşine zaman zaman tatlı serzenişlerde bulunabilmiştir.

    Hz. Aişe’nin Peygamberimizin (s.a.v.) vefatından sonraki fedakârlığı ise hiç şüphesiz Allah Resulu (s.a.v.) tarafından çok iyi biliniyordu. Çok genç yaşta eşinden ayrılıp, elli yıla yakın eşinden ayrı, sabır dolu, imtihan dolu, İslam’a hizmet dolu geçirilecek olan ayrılık yıllarındaki fedakârlığı, Peygamberimiz elbette ki biliyordu. Bu fedakâr hanımın istikbaldeki büyük fedakârlıklarına bedel olarak, onun çocuksu davranışlarına şefkatle yaklaşıyor, bu yaklaşımları ile de Aişe’ye istikbale ait teselliler yapıyordu.

    Hz. Aişe’nin aktif ve dinamik ruhunda İslamî hizmet anlayışıyla coşan eğitim faaliyetlerini feminist bir yaklaşım ile yorumlamak, onun yüce ruhunu anlamamak, onun üstün mefkûrelerini bilmemek ve onun temiz şahsiyetine haksız bir gölge yapmak olur.