Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

'En Güzel Şiirler' forumunda Elfida tarafından 12 Temmuz 2011 tarihinde açılan konu


  1. Fazıl Hüsnü Dağlarcanın bütün şiirleri
    Fazıl Hüsnü Dağlarca şiirleri

    AF AKŞAMI

    Af buyruğuyla açılmıştı hapishane kapısı
    Taşıyordu koca burunlar tıraşlı enseler kara çeneler
    Dizleri eğri omuzları çarpılmış sırtlar çıkık dökülüyordu
    Vakitlere kapanmış büyük karanlıklardan
    Taşıyordu vay dökülüyordu vay
    Yırtık pis bitli çirkin
    Sokağı dolduruyordu terli can uğultusu

    Geçiriyordu avucunu şaşkınlıkla saçından saçından
    9 yıl yatmış

    Kolunda anası kucağında yavrusu
    Doldurmustu kapının önünü kalabalık
    Kimi ta dağ köylerinden koşmuş
    Kimi ta denizlerden
    Bir özlem sarmış bağrı ölümden yüce
    Sevgiyle arıyorlar parçalarını
    Heybelerinde ekmek destilerinde su

    Bir türlü inanamıyordu sokaklara sokaklara
    20 yıl yatmış

    Gönüllere sığmaz olmuş kavuşmak duygusu
    Öyle sarılır ki geçmişe
    Erir göğsü göğsünde tutuklunun
    Pişmanlık kavaklar tarlalar davarlar için
    Pişmanlık gemilere düğünlere ırmaklara
    Pişmanlık beşiklerden kağnılardan sessiz
    Yerce gökçe değil insan dolusu

    Çılgınca kucaklıyordu hepimizi hepimizi
    5 buçuk yıl yatmış

    Taşar içerde kalanların sorusu
    Çubuk demirler arkasından maviliğe
    Hem esenliğe ermiş hem yaşlı yelcek
    Bir yurt türküsü yeniler karanlığı
    Zaman yeğnik değildir yeğniktir
    Dön de gör ananı belleyecek
    Boş koğuşlar kurmuş pusu

    Sönük gözü aydınlıkla büyüyordu büyüyordu
    8 yıl yatmış

    Çıkınlarda gecenin binlerce gecenin uyunmamış uykusu
    Bir yorgunluk çökünce yürünmüş yeryüzünden
    Kalabalıkta dağılır birer ikişer özgür
    Doğuya batıya kuzeye güneye özgür
    Yüreklerinde bir çığ
    Yaşamak sevinci vay
    Yaşamak korkusu

    İnmeli yani sıçrıyordu havaya havaya
    17 yıl yatmış


    AĞIR HASTA

    Üfleme bana anneciğim korkuyorum,
    Dua edip edip, geceleri.
    Hastayım ama ne kadar güzel
    Gidiyor yüzer gibi vücudumun bir yeri.

    Niçin böyle örtmüşler üstümü
    Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
    Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
    Oyuncaklar gibi şehir.

    Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
    Ağlıyorsun, nur gibi.
    Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
    Duvardaki resimlerle, nasibi.

    Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
    Büyüyor göllerde kamış.
    Fakat değnekten atım nerde
    Kardeşim su versin ona, susamış.​
     



  2. Cevap: Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

    ANIMSAMALAR

    86

    Dünya kadar büyük bir günüydü çocukluğumun,
    Mektebe ilk gittiğim o altın sabah.
    Omuzumda kalmıştı el sıcaklığıyla
    Anamın okşarken söylediği bir 'Bismillâh'

    Muhayyeleme sığmayan beyaz bir bina
    Ve kocaman bir bahçe ki oyundan büyük.
    Harfler kadar yabancı ve çirkin çocuklar
    Renk renk elbise, renk renk göğüslük.

    İlk ders bir bayramın son günü gibi soğuktu
    Gördük karatahtada, 'Hesap' denen karaltıyı,
    Ezberletti kendi numarasını hoca, herkese;
    Ben de öğrendim iki haneli seksen altı'yı.

    Ve paydos gelmedi bir türlü odamıza
    Duvardaki levhaları ezberledim, masal gibi.
    Deminki çirkin çocukların oldu yavaşça hepsi güzel
    Ve o sevgiyle sevdim onları ki sızlatır daima kalbi.
    Oyunlar ve neş'elerle geçti o gün
    Ve tatlı rüyalar gibi bitti mektep.

    Bilgimi düşürmeden eve götürmek için
    İçimden seksen altı, seksen altı diyordum hep.
    Eve gelince kestim defterimden bir güle benzeyen iki rakamı
    Dolabıma yapıştırdım yan yana, bir zafer saadetiyle
    Ablalarımın göreceği saati bayram gibi bekledim
    Tatlıydı bu bekleyiş mavi bir arifeden bile.

    Fakat şaşırmıştım iki rakamın yerini
    Dolap kadar, ev kadar güldü halime ablalarım.
    Anlar gibi durdumsa da, anlamadım yer değişse ne olur?
    Ki hâlâ para saydıkça o hayreti duyarım.

    Ki hâlâ yaşarım bir ayrılıkta o hayreti
    Dalarım 86, 68 diye bazen.
    Yer değiştirince başka şey olmak ne tuhaf
    Ne tuhaf ölümü duymak seksen altıdan!

    ANKARA OLAYI

    Cebrail
    Azrail
    Mikail
    İsrafil

    Yenişehir’deki büyük yapının kapısına dayandılar
    Görevliler baktı kimliklerine
    Giremezsiniz dediler
    Siz içerde değil misiniz?


    GERÇEK

    Kar yağdı mı
    Büyürdü yaşlı çiftçi
    Büyük gelirdi eli çorba kaşığına
    Boynu gömleğine
    Ceketi omuzuna
    Bacakları pantolonuna
    Ayağı ayakkabısına
    Şaşıyordu bu duruma adamcağız

    Bu adam Anadolu olmasın
    Dağ taş kar
    Adamın ağzı kırk bin köy
    Lokması serçe​
     



  3. Cevap: Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

    APAÇIK YALAN

    Unuttuklarımız doldurmuştu toplantı alanını
    Üstleri başları karma karışık
    Kimi şalvarlıdır kimi külotlu
    Kimi cüppeli kimi pantolonlu
    Sakallı olan da var
    Yalnız bıyıklı olan da var
    Unuttuklarımızın yaşları pek belli değil

    Okulda mı tanışmışız
    Alışverişte mi tanışmışız
    İş yerinde mi tanışmışız
    Askerlikte mi tanışmışız
    Dergi yapraklarında mı tanışmışız
    Bir öykü de mi tanışmışız
    Bir şiirde mi tanışmışız
    At sürerken mi tanışmışız
    Denizde mi tanışmışız
    Tanışmadan mı tanışmışız

    Ortaktı gözlerimiz unuttuklarımızla
    Par1amaları tıpkı

    Yakına getirme güçleri tıpkı
    İçimize akmaları tıpkı
    Çocuk gibi olmaları tıpkı
    Yüzbin yıldır onlarla görmemiz tıpkı
    Bir yazıyı okurken anlamamalarımız tıpkı
    Onlarla yeryüzü yurttaşlığımız tıpkı

    Yalan söylüyordur
    Onları anlatırken
    Ben unutuluyordum
    Biri bile unutulmazken


    BALLI ÇAM

    Güneş ışıktan bir davul
    Gün başlarken tepemizden geçeri

    O düşler ki gerçek olur
    Binbir kişi kapımızdan içeri

    Ne gördükse şaşırırız nicedir
    Bu sözcükler gizimizi açarı

    Yedi melek göründü mü korkarız
    Yedi ağaç ormanlardan kaçarı

    Yeryüzünde ne varsa hepsi küsmüş
    Bilinmeyen ülkelere uçarı

    Kör karınca varmış kaya üstüne
    Benim demiş ağız ağız koparı

    Bir deveyim kutuplarda dolaşan
    Bir arıyım kendisinde uçarı ​
     



  4. Cevap: Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

    BEKLESEM

    Seni değil görsem de tek,
    Hayalini çiçeklesem.
    Hem güneş, hem ay bilerek,
    Seni beklesem, beklesem.

    Gönül sevgi denen çağda,
    Hangi tılsım var bu bağda.
    Yazın kırda, kışın dağda
    Seni beklesem, beklesem.

    Ölüm gözlerimde solsa,
    İçim mısralarla dolsa
    Ne gün olsa, ne yıl olsa;
    Seni beklesem, beklesem


    BİR MEMET DAHA

    Topraktan mı çıktı yarı toprak bir yaratık,
    Gökten mi indi yarı gök bir kartal.
    Bir Memet daha var oldu o sıra,
    Tepenin doruğunda kalpağı al.

    Bir Memet olduğu besbelli,
    Saçları başakta, gözleri çiçekte.
    Elleri ayakları öylesine kocaman,
    Yüzü altı Memet'in yüzüne öylesine benzemekte.

    Vardı üç adimda masalcana,
    Ağzı duman tüten makineliye, dev.
    Kabzeyi kavrar kavramaz bastı tetiğe
    Fışkırdı namludan sonsuz bir alev.

    Allah Allah, şaştı bütün dağlar, bütün gök,
    Şaştı dost düşman.
    Bu kimdir, bu kaçıncı Memet'tir,
    Ölülerde dirilerde dondu kan.

    Görsen efsane, görmesen efsane,
    Duysan efsane.
    Uzak mıdır bayraktan düşen,
    Yakın mıdır ne?

    Bir parıltı bir parıltı tarihten,
    Tanrıca dik.
    Yurdun ulusun kutsal gücü,
    Bu yedinci Memet, Memetcik. ​
     



  5. Cevap: Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

    BİTMEZ SESSİZLİK

    Ben sizin kardeşinizim ha peki söyliyebilirsiniz
    Nasıl evlendiğinizi
    Nasıl sevmediğinizi bir gece
    Peki söyliyebilirsiniz

    Sonra daha eskiden o resmin günlerinde
    Anneniz henüz çıldırmamıştı
    Saçlarınız altın gibiydi ak omuzlarınıza değerken
    Peki söyliyebilirsiniz

    Ağaçlara
    Gülerdiniz çok
    Ve bir masal kızlığı uyutmazdı sizi orman yeşerince
    Peki söyliyebilirsiniz

    Sonra kaçmıştınız evinizden
    Düşünceye yalnızlığa uykuya ölüme
    Bir yangın yıkıntısında çırılçıplak
    Peki söyliyebilirsiniz

    Bir kız bir oğlan duvarlarda taş gölgeler bir kız bir oğlan
    Yatmıştınız üçyüz genç bir dağ sığınağında siz
    Dışarda karın kurtlar soğuğu içinizde taş çağınca bir donukluk
    Peki söyliyebilirsiniz

    Ben yarın gidiyorum ha bir başka karanlığa
    Ben gömütlüklerle sessizim yaşlıyım sağırım
    Artık sevgiye inanmıyorsunuz artık hiç kimseyi sevmiyeceksiniz peki
    Peki söyliyebilirsiniz


    BU ELLER MİYDİ

    Bu eller miydi masallar arasından
    Rüyalara uzattığım bu eller miydi.
    Arzu dolu, yaşamak dolu,
    Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.

    Bilyaların aydınlık dünyacıkları
    Bu eller miydi hayatı o dünyaların.
    Altın bir oyun gibi eserdi
    Altın tüylerinden mevsimin rüzgarı.

    Topraktan evler yapan bu eller miydi
    Ki şimdi değmekte toprak olan evlere.
    El işi vazifelerin önünde
    Tırnaklarını yiyerek düşünmek ne iyiydi.

    Kaybolmus o çizgilerden
    Falcının saadet dedikleri.
    O köylü çakısının kestiği yer
    Söğüt dallarından düdük yaparken...

    Bu eller miydi kesen mavi serçeyi
    Birkaç damla kan ki zafer ve kahramanlık.
    Yorganın altına saklanarak
    Bu eller miydi sevmeyen geceyi.

    Ayrılmış sevgili oyuncaklardan
    Kırmış küçücük şişelerini.
    Ve her şeyden ve her şeyden sonra
    Bu eller miydi Allaha açılan !