Farkındamısınız??

'Güncel Bilgiler' forumunda Alya tarafından 21 Aralık 2008 tarihinde açılan konu


  1. Farkında Mısınız ?
    Herhangi bir durum, gelişme veya olay karşısında sinema seyirci olmaktan daha çok bir şeyler hakkında duruma müdahil olma, fikir beyan etme ve yeni fikirlere kapı aralama açısından katkıda bulunma biraz farkındalıkla olabilecek ve haddi zatında insan bilginin itici kuvvetiyle kendisini hadiselerin içine sokacaktır.
    İnsan sosyal bir varlık olmanın verdiği etkiyle çevresine karşı çoğu zaman duyarlı ve hassas olmuştur. Ve yalnız yaşamaktan, kalmaktan mümkün olduğunca uzak durmuştur. Yaşadığı ortama ve içinde yaşadığı dünyaya karşı her geçen gün yeni arayışların yolunu tutmuştur. Keşifler, icatlar, deneyler, birbirinden farklı geneli itibariyle de insanlığın yararına buluşların sürekli arayışı süregelmiştir. Öyle ki dünya var oldukça, dönmeye devam ettikçe, insanlık hep buna muhtaç halde. Toplumlar her zaman tüketmenin, sarf etmenin yıkıcılığı, yok ediliciliği karşısında üretmenin, yeni denilebilecek bir takım şeylerin ortaya çıkarılmasının inkâr edilemez bir gerçek olduğunu yer yer, zaman zaman unutabilse de, bu süreç elde ki kaynakların tükenmesi ile ihtiyaçları gereği geçte olsa anlaşılır. Aslında düşünüldüğü vakit rahat yaşama isteğinin, çalışmamanın, üretmemenin, hiçbir çaba sarf etmemenin yoruculuğu, bağımlı hale gelmenin zorluğu düşünüldüğü zaman hiçte akıllıca bir yol olmadığı gözle görülebilir bir gerçektir. Haddi zatında dün ve bugün için bu durumun ne gibi sonuçlar doğurduğu biz fakında olsak da olmasak da etkilerini kötüden kötüye hissettirmektedir.
    Esasında biz narkoz altında olan bir toplumuz ve olanların, sergilenen oyunların dışında kendimizin, kimliğimizin, kim olduğumuzun tam anlamıyla farkında değiliz. Şöyle bir tarih sayfalarında gezindiğimiz vakit bunun ne kadar doğru olduğunu zannımca anlayacaksınız. Bu fikre birazda arkadaşlarımla konuştuğumuz ve bana anlattıkları olaylardan sonra belki de bilmeme rağmen kapıldığımı söylemeliyim. Anlatılanlar farklı zamanlarda geçse de hepside tek bir şeyi gösteriyor.
    Öncelikle sondan geriye doğru gitmek gerekirse şu olaydan başlamak istiyorum;
    Bir arkadaşla oturuyoruz muhabbete başladık ve konu Türkler yani övünmekle gurur duyduğumuz ve ne kadar övünsek az gelen bir milletin evlatları olmak. Bana söylenen şu idi; Tarih boyunca çağların açılıp kapanmasında, bir başka çağa adım atmasında Türklerin etkisi üzerineydi. İlk çağın kapanıp orta çağa geçişe sebep Kavimler Göçü başrolde kim Türkler yani biz, sonra Orta çağı kapatıp Yeni bir çağa adım attıran olay İstanbul’un Fethi, Fatih Sultan Mehmet’in kumandanlığında çağ atlatan bir fetih, sonrasında Yeni Çağın kapanıp Yakın Çağ’ın gelişi, buna da sebep olarak Fransız İhtilali gösteriliyor. Ve bu zaman dilimine direkt olarak bir etkimiz, başrolümüz olmasa da dolaylı bir etkiden söz etmek mümkün. Ancak burada önemli olan nokta ve dikkatimi çeken Yeni Çağ’ın kapanıp Yakın Çağ’a girilirken etkinliğimizi kaybetmeye başlamamız olmuştur. Bununla birlikte dünya muvazenesinde çağ atlatacak bir olay daha olmamış, olamamıştır. Hala Yakın Çağ’ın içerisinde yaşamaya devam etmekteyiz.
    Bir başka sohbette ise anlatılanlar içinden beni etkileyen başka bir olay ise günümüzde olan, öğretmen ve öğrencisi arasında geçen bir diyalog olmuştur. Tarih dersinde konu Osmanlı Devleti ve öğrenci söz alıp öğretmenine şunları söylüyor;
    ‘’ Hocam bu atalarımız işi gücü yokmuş sanki her yeri fethetmişler, savaşlar yapmışlar, ne gerek varmış bu kadar…’’ der ve hocasından şu cevabı alır;
    ‘’ Eğer atalarımız senin gibi böyle düşünen birine bu toprakları bırakacağını düşünseydi ve bilseydi eminim bir karış toprak dahi fethetmezdi’’ der.
    Ben de eminim ki o öğrenci boş bulanarak söylediği sözün ağırlığını ve ciddiyetini öğretmeninin bu çıkışından sonra iyi anlamıştır. Ve sözünde samimi olmadığını fark etmiştir. Kanaatimce onun eksikliği kendi milletinin nasıl bir millet olduğunun farkında olmaması, araştırmaması, bilmemesi ve gelişi güzel düşüncelere kapılmasıdır.
    Ve ben bunun üzerine M. Kemal Atatürk’ün 20 Ekim 1927’de Türk Gençliğine Hitaben yaptığı konuşmasında ki şu son sözü ile cevap vermek istiyorum;
    ‘’ Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! ‘’
    Öyle sanıyorum ki biz öyle bir milletiz ki Yeni Çağ’ın sonlarından itibaren önceden de söylediğim gibi narkoz altına alındık, kendi kendimizi derin bir uykunun içerisine bıraktık. Ve bu uyku hiçte öyle tatlı geçmedi, kâbuslar yaşadık, karabasanlar sardı dört yanımızı, hafakanlar peşi sıra üzerimize geldi. Sıkıntılı, zorlu ve çetin bir uykunun ardından uyanışta hiç şüphesiz ağrılı, sancılı ve çileli olacaktır. Bu narkoz halinin en büyük etkisi olsa gerek. Kendimizle övündüğümüz kadar, öğüttüğümüz kadar belki de daha fazla üretmeli, okumalı, çalışmalı, çabalamalı ve ayak seslerimizi, izimizi bir kere daha dünya sahnesinin ortasına bırakmalıyız. Çağları aşan bir milletin evlatları olarak, Çanakkale’de destan yazmış dedelerimizin torunları olarak bunun farkına varmalı ve üzerimizde ki tozu, toprağı, ne varsa üstümüze çöken her şeyi atmalı, silkelenmeli ve kendimize gelmeliyiz.
    Kahraman bir milletin soluklarına Dünya bugün dün olduğu gibi çok muhtaç bir halde…

    Farkında mısınız?

     



  2. Cevap: Farkındamısınız??

    emeğine sağlık cnm
     



  3. Cevap: Farkındamısınız??

    emeğine sağlık ablacım
     



  4. Cevap: Farkındamısınız??

    Tşkler ......
     



  5. Cevap: Farkındamısınız??

    Alya emeğine sağlıkk...
     


Benzer Konular
Yükleniyor...