Fareler Ve İnsanlar Kitabının Özeti Kısa

'Kitap özetleri' forumunda Yasemin tarafından 1 Mart 2013 tarihinde açılan konu


  1. Fareler Ve İnsanlar Kitabının Özeti Kısaca


    Fareler Ve İnsanlar Kitabının yazarı

    Ünlü Amerikan yazar John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar romanı, kendilerine ait küçük bir ev ve arazi satın alma hayaliyle Kaliforniya’nın Salinas Vadisi’ndeki bir çiftliğe çalışmaya giden iki arkadaşın ve çiftlikte çalışan diğer işçilerin karın tokluğuna verdikleri zorlu yaşam mücadelesini anlatır.

    [​IMG]

    Fareler ve İnsanlar Romanının Özeti


    Fareler ve İnsanlar romanı, kendilerine ait küçük bir ev ve arazi satın alma hayaliyle Kaliforniya’nın Salinas Vadisi’ndeki bir çiftliğe çalışmaya giden iki arkadaşın ve çiftlikte çalışan diğer işçilerin karın tokluğuna verdikleri zorlu yaşam mücadelesini anlatır.

    Salinas Vadisi’ndeki çiftliğe giden iki arkadaştan ufak tefek olanı, zeki, olgun bir insandır; iri yarı olanı ise zeka özürlüdür. Ufak tefek olanın adı George’tur, iri cüsseli olanın adı ise Lennie’dir. Lennie kocaman bir cüsseye sahiptir, ancak zekası küçük bir çocuğunki kadardır. Çok güçlüdür, fakat bu gücü kontrol edecek zekaya sahip olmadığı için, bu güç tehlike yaratır, başlarına büyük belalar açar. George her ne kadar arkadaşına göz kulak olmaya çalışırsa da yine de beladan kaçamazlar.

    Lennie’nin hastalıklı bir tutkusu vardır: yumuşak ve tüylü şeylere dokunmak, onları okşamak. Yumuşak tüyleri olan fare, tavşan, köpek gibi hayvanları okşayıp mıncıklamaktan çok büyük keyif alır. Fakat gücünü kontrol edecek zekası olmadığı için bu okşamalar, mıncıklamalar farkında olmadan sertleşir. Okşadığı hayvanları farkında olmadan öldürür. Onlara zarar verdiğinin farkında bile değildir. Okşadığı hayvanın ölüp ölmemesi de önemli değildir. Okşarken öldürdüğü bir fareyi gizli gizli cebinde taşır, okşamaya devam eder. Bu hastalık, başlarına daha büyük belalar da açar. Lennie, sokaktan geçen bir kızın elbisesini okşamaya kalkınca kız çığlığı basar. Kasabanın tüm erkekleri peşlerine takılır. Salinas Vadisi’ndeki çiftlikte çalışırken de bir kadının yumuşak saçlarını okşarken, farkında olmadan okşayışları sertleşir, kadın çığlık atmaya başlayınca Lennie paniğe kapılır, ne yapacağını bilemez. Kadını sert bir şekilde silkeler. Kadının boynu kırılır.

    Romanda işlenen önemli temalardan biri arkadaşlık'tır. George hiçbir karşılık beklemeden zeka özürlü arkadaşına göz kulak olur. Ona bir anne şefkati ve sabrıyla yaklaşır. Gözünü bir an bile ondan ayırmaz. Her an başını belaya sokacakmışçasına tetiktedir. Bir çocuk zekasına sahip koca bir adamı kollamak, kontrol altında tutmak öyle sanıldığı kadar kolay değildir. George’un da kahırlandığı, sabrının taştığı anlar olur.

    “Allah biliyor ya tek başıma çok daha rahat bir hayatım olurdu. Bir iş bulup çalışırdım, hiç de sıkıntı çekmezdim. Ne dert, ne bela olurdu başımda, ay sonu geldi mi elli papelimi aldığım gibi kasabaya iner istediğimi satın alırdım. Hatta canım isterse bütün geceyi kerhanede geçirirdim be. Yemeğimi de istediğim yerde yerdim, otele falan gider aklıma eseni ısmarlardım. Hem de bunu her ay sonu yapardım. Bir şişe viski alır, oyun salonuna gider, istersem kumar, istersem bilardo oynardım.Peki ben ne yapıyorum?Senle uğraşıyorum! Bir işte dikiş tutturamıyorsun, senin yüzünden ben de girdiğim her işten kovuluyorum. Senin peşinden hababam ülkeyi gezip duruyorum. Bununla kalsa yine iyi. Her gittiğin yerde başını belaya sokuyorsun. Sen belaya bulaş, kurtarmak yine bana düşsün.(s.17-18)

    Bırakın zeka özürlü bir arkadaşı, normal bir arkadaşımıza bile ne kadar dayanabiliyor, sabır gösterebiliyoruz? George’un arkadaşına karşı gösterdiği sabırlı ve içten tutumu, gerçekten takdire değer. George, Lennie’nin normal bir insan gibi yaşayabilmesi için elinden geleni yapar, fakat Lennie yaptığı hiçbir şeyin farkında değildir. Saçlarını okşadığı bir kadını sert bir şekilde silkeler, kadının boynu kırılır. George, bu olaydan sonra, kendisi ne kadar uğraşırsa uğraşsın Lennie’yi kontrol etmenin olanaksız olduğunu, Lennie’nin çevresindeki insanlara zarar verdiğini, acı da olsa kabullenir. Zeka özürlü arkadaşının çevresindekilere daha fazla zarar vermemesi için onu tabancayla vurarak öldürür. Steinbeck bu romanıyla, zeka özürlü bir insanın normal insanlarla bir arada yaşamasının, onlara uyum sağlamasının ne kadar zor olduğunu, bunun tehlikelerini okuyucularına göstermek istemiştir.

    Romanda işlenen diğer bir önemli tema “yoksulluk”tur. Çiftlikte çalışan işçiler, çok düşük ücret karşılığında ölesiye çalışırlar. Kazandıkları para hiçbir işe yaramaz. Yazarın romanına seçtiği “Fareler ve İnsanlar” sözünün ne anlama geldiğini buradan çıkarabiliriz. Yazar, çiftlikte çalışan yoksul işçileri, farelere benzetir. Bu insanlar da tıpkı fareler gibi; hedefsiz, amaçsız, hayalsiz yaşarlar; insan olduklarının farkına bile varamazlar, kaldıkları yatakhane çok bakımsızdır, yedikleri yemekler çok kötüdür, onları hayata bağlayacak küçücük bir dalları yoktur, başlarını sokacakları bir evin hayalini dahi kuramazlar… Yaşam koşulları açısından işçilerinki ile farelerinki arasında hiçbir fark yoktur. Günlerce kan emek kazandıkları parayı bir gecede içip eğlenerek tüketirler.

    “Bizim gibiler, yani çiftliklerde çalışanlar, dünyanın en yalnız adamlarıdır. Aileleri yoktur. Yerleri yurtları yoktur. Bir çiftliğe gidip üç beş kuruş için gece gündüz çalışırlar, sonra şehre inip bütün paralarını çarçur ederler, ertesi gün bir bakmışsın yine bir çiftliğin yolunu tutmuşlar. Böylelerinin hayattan hiçbir beklentileri yoktur. (s.20)

    George ve Lennie’nin hayali, kendilerine ait küçük bir evlerinin olmasıdır. Roman boyunca George, bu hayali sık sık anlatır. George bu hayalin gerçekleşmeyeceğini çok iyi bilmektedir, fakat zeka özürlü arkadaşını sevindirmek için sık sık bu hayali anlatır. Kim bilir, bunları anlatırken çok küçük bir an bile olsa, anlattıkları gerçekmişçesine tat alıyordur. Okuyucu, bu satırları okurken küçük bir ev almayı bile hayal edememenin acısını yüreğinde duyar.

    Romanda göze çarpan diğer bir tema ırkçılık'tır. Çiftliğin seyisi Crooks, zencidir. Sırf zenci bir insan olduğu için işçilerin kaldığı yatakhaneye onu almazlar. Crooks, ahırın duvarına yaslanmış kötü bir barakada kalır. Odasına da kimse gelmez, adeta vebalı bir insanmış gibi herkes ondan kaçar. İşçiler kendi aralarında kâğıt oynarlar, ancak Crooks’la oynamazlar. Sırf zenci olduğu için ikinci sınıf insan muamelesi görmek, Crooks’un iç dünyasında derin yaralar açar. Yalnızlığını kitaplarıyla gidermeye çalışır. İçini dökecek, konuşacak birilerini arar, bulamaz. Kimi zaman kendi kendine konuşur. Yalnız yaşamaya mahkum olmak, psikolojisini bozar. Bir gece Curley’in karısı odasına gelir, hakaretler yağdırır. “Bana bak zenci parçası O ağzını açacak olursan sana neler yapacağımı biliyorsun değil mi? Zenci köpeğin birisin sen, haddini bil.” (s.92)

    Romanı okuduğumuzda 1930-1940’lı yılların Kaliforniya’sında bir insanlık ayıbı olan ırkçılığın var olduğunu görüyoruz. İnsanoğlunun güzele, doğruya ulaşmasında hangi aşamalardan geçtiğini, ne kadar canların yandığını görmüş oluyoruz. Bir insanı, sırf derisinin renginden dolayı aşağılamak, köpek yerine koymak kabul edilir şey değildir.