Farabi Ahlak Felsefesi Nedir

'Ders notları' forumunda Masal tarafından 13 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Farabi'nin Ahlak Anlayışı


    Asıl adı, Muhammed bin Turhan bin Uzluğ bin Turhan et-Türkî el-Fârâbî olup Ebû Nasr Muhammed diye tanınmaktadır. 873 senesinde Türkistan'ın Fârâb şehrinde doğdu.Doğduğu yerden dolayı ona Fârâbî denildi. Aslen Türk olup babası Vesic kalesinde bir Türk kumandanıydı. Batı felsefe dünyasında Alfarabius diye tanınır. İlk öğrenimini Fârâb'da gördü. Babasının tavsiyesiyle Bağdat'a ilim öğrenmeye gitti. Burada hıristiyan filozof Ebû Bişr Mettâ bin Yunus'tan felsefe dersleri aldı. Bu arada Arapça,Farsça,Yunanca ve Latinceyi çok iyi derecede öğrenerek Aristo ve Eflâtun'un eserlerini defalarca okudu. Derinden derine bunların etkisi altında kaldı. Ebû Bekr Serâc'dan gramer ve mantık okudu .Daha sonra kendini tamamen felsefeye verdi.

    İslam felsefesine zihinciliği getirmekle kalmamış, bu felsefenin ilk kez kapılarını açan da kendisi olmuştur. O, metafiziğe mantık yoluyle ulaşmış, İslam diniyle felsefe arasında sıkı bir ilişki kurmuştur.

    Fârâbî, kendileri ile, milletlerin ve şehirlerin bu hayatta dünya mutluluğu ve öteki hayatta üstün mutluluğu elde ettikleri insani nesneleri dörde ayırır. Bunlar:

    1) Nazari erdemler,

    2) düşünme erdemleri,

    3) ahlâkî erdemler,

    4) işlek (ameli) sanatlardır.

    Fârâbî, tüm bu insani nesnelerin birbirinden ayrılmamaları gerektiği, aksi takdirde bunların eksik ve sakat olacaklarını düşünüyor. En güçlü düşünme erdemiyle en güçlü ahlâkî erdemi birbiriyle bağlantılı görüyor. Burada sadece ahlâkî erdemler üzerinde durulacak fakat düşünme erdemleriyle birlikte incelenmesi daha doğru olacaktır.

    Ahlâki erdemler (fazilet) ve aşağılıklar (rezilet) ancak belirli bir huydan doğan eylemlerin, belli bir zamanda defalarca tekrar edilmesi ve ona alışık hale gelmesiyle, insanda meydana gelir ve yerleşir. Bu sebeple huyun değişmesi zordur. Bu huylar, iyiyseler erdem; kötüyseler aşağılık olacaklardır.

    Fârâbî, birçok milletin, bir milletin veya bir şehrin başına ortak bir olay geldiğinde, onların ortak (erdemli) faziletli amaçları için en faydalı olan nesneyi iyice keşfetmeyi sağlayan bir düşünme erdemi (fazileti) olduğunu söylüyor. Ona göre, bir erdemli amaç için en faydalı olan ile en güzel olan arasında fark yoktur. Bu düşünme erdeminin siyasi bir düşünme erdemi olduğunu ifade ediyor.

    Siyasi (düşünce) erdemler ile ahlaki erdemler arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Bir yandan siyasi (düşünce) erdemlerinin gerçekleşmesi ahlâkî erdemlerin miktarıyla doğru orantılı iken, diğer yandan siyasi lider kadronun yönetim tarzları ve öncelikleri bireylerin hayattaki gayelerini ve ahlâklarını belirleyebilmektedir.

    Fârâbî, ahlâkî erdemleri ve aşağılıkları belirli bir huydan oluşan eylemlerin tekrar edilmesiyle alışkanlıkla yerleşmesinden dolayı huyların değiştirilemeyeceğini düşünüyor. Ahlâkî erdemleri ve aşağılıkları, huyların iyi olup olmamasına bağlıyor. Ona göre faziletli amaç için en faydalı nesne düşünme erdemiyle birlikte keşfedilir.

    Fârâbî, düşünce erdemlerine örnek olarak, hikmet, akıllılık, anlayış yetkinliği gibi erdemleri sıralar. Ahlâkî erdemler, ise iffet, yiğitlik, cömertlik ve adalet gibi istekle ilgili olan erdemlerdir. Bu erdemlerin ise alışkanlık ile edinildiğini söylüyor. Bu sebeple ahlâkî erdemlerin kazanılmasını düşünce erdemlerinde olduğu gibi insani bir çabayı gerektirdiğini belirtiyor.

    Fârâbî'ye göre her insan, iyiliğe ve kötülüğe eşit ölçüde yatkın olarak doğar. Şüphesiz bu durum, ahlâk konusunda eğitimin ve alışkanlıkların son derece önemli olduğunu göstermektedir. Her şeyden önce ahlâk pratik bir ilim olduğu için yaparak ve yaşayarak öğrenilir. Nasıl ki herhangi bir sanat öğrenip o konuda gerekli beceriyi kazanmak için çok alıştırma yapmaya ve tekrara ihtiyaç varsa ahlâklı olabilmek için de iyi ve güzel davranışları benimseyip onları huy ve ikinci bir karakter haline getirmeye ihtiyaç vardır. Ahlâk alışkanlıklar sonucu kazanıldığına göre değişebilmektedir. Şu halde insanın mutluluktan pay alabilmesi için kendini mutluluğa götürecek erdemli davranışları kazanma ve kazandıktan sonra da onları koruma konusunda sürekli ve ciddî çaba göstermesi gerekir. Fârâbî'ye göre çoğunlukla iyi davranış sergileyen herkes âdildir.