Facebook Dini Sözler

'Sosyal Medya' forumunda EyLüL tarafından 14 Aralık 2012 tarihinde açılan konu


  1. Facebook Anlamlı Dini Sözler



    Mucizeler ihtidaya değil, ithama yararlar.

    Allahı bilmek ile Onu sevmek arasında ne kadar büyük bir mesafe var!

    Tecrübe bize takva ile iyilik arasındaki muazzam bir fark olduğunu gösteriyor.

    Bir insanın umudunu ibadetin şeklî boyutuna bağlaması hurafedir; bu boyutun ifasını reddetmek de, küstahlık.

    Aksini yapmaları gerekirken, şehvetin hükümferma olmasına izin veriyor, vicdanın sesini susturmaya çalışıyorlar.

    Acziyet ümitsizliğe sevkeder. Gurur ise, haddini bilmezliğe.

    Allah sahip olduğu kudreti gözle görünen şeyler vasıtasıyla göstererek, görünmez ihsanlarda bulunma kudretini de gösteriyor.

    Allahın melekûtu cesette değil, ruhtadır. İnsanların düşmanları Babil halkı değil, kendi tutkularıdır.

    Yeter ki siz hakkı bilin ve hak sizi hür kılacaktır (Yuhanna 8:36). Öyleyse, hakkı bilmenin dışında kalan bir özgürlük olsa olsa mecazî bir özgürlüktür.

    Allahın kendini gizliyor olduğunu söylemeyen hiçbir din hak değildir. Allahın kendini niçin gizlediğini açıklamayan hiçbir din öğretici ve ders verici değildir.

    Seçilmiş olanı aydınlatmaya yetecek kadar ışık da, onların kibirlerini kırmaya yetecek kadar müphemlik de mevcut. Habis ve şerir olanı körleştirmeye yetecek kadar karanlık da, onları hesaba çekmeye yetecek kadar ışık da mevcut.

    Allah zihinden ziyade iradeyi sevketmek ister. Tam bir vuzuh hali zihne yardım ederdi gerçi; ama iradeyi hükümsüz bırakacaktı.

    Allahın bazılarını karanlıkta bırakıp bazılarını aydınlatmayı irade ettiği ilkesini kabul etmedikçe, Allahın eserlerinden hiçbirini anlayamayız.

    Birşeyin ihata edilemiyor oluşu, onun yok olduğu anlamına gelmez.

    Hakikatı tümüyle görmediği takdirde, insan faziletin kemal noktasına erişemez.

    Eğer bütün şeyler Allah tarafından ve Allah için ise, hak dinin bize yalnızca Allaha ibadet edip Onu sevmeyi öğretmesi gerekir.

    Bu sonsuz mekânların ezelî sessizliği içimi ürpertiyle dolduruyor.

    Adam gibi tefekkür etmeye gayret edelim; ahlâkın en birinci ilkesi işte budur.

    İnsanın ulviyeti tefekküre dayanmalıvarlığımızın kesinlikle doldurmaya yetmeyeceği zaman ve mekâna değil.

    İnsan yalnızca bir kamıştır, tabiatın sinesindeki en zayıf kamışama düşünen bir kamış. Demek ki bizim bütün izzet ve şerefimiz, tefekkürdedir.

    İster şu kadar yaşayalım, ister bu kadar; hepimizin hayat süresi, ezeliyet karşısında eşit derecede sonsuz küçük konumunda değil mi?

    Sınırlı bir varlığı, etrafını kuşatan ve durmaksızın kendisinden kaçan iki sonsuzluk arasında, hangi şey sabit bir noktada tutabilir ki!

    İfrat dereceyi bulan her nitelik bizi rencide eder.

    Haddimizi bilelim: bir şeyiz gerçi, ama herşey değiliz. Cismimiz tüm kâinatın eriştiği alan içinde ne kadar küçük bir yer işgal ediyorsa, idrak düzleminde de zekâmız işte o kadar küçük bir yer tutuyor.