Fabl örnekleri kısaca

'Bilgi Rehberi' forumunda Nalan tarafından 7 Nisan 2015 tarihinde açılan konu


  1. Fabl örnekleri kısa ve öz

    Fabl başrollerinde hayvanların rol aldığı hayvanların konuştuğu hayvan hikayeleridir. (Örn: Ağustos böceği ve Karınca)

    ŞEYTAN ve HANCI
    Bir zamanlar şeytan bir handa konaklamaya başladı. Eğitimleri epeyce ihmal edilmiş insanlarla doluydu han, kimse onu tanımadı. Haşarılığı aklına koymuştu bir kere, bir süre herkesi yıldırdı. Ama sonunda hancı resti çekip, şeytanı karşısına aldı.
    Elinde uzunca bir halat vardı.
    "Şimdi dayağı hak ettin," dedi hancı.
    "Bana sinirlenmeye hiç hakkınız yok ," dedi şeytan. "Ben buyum ve yanlış davranmak benim tabiatım”
    "Gerçekten mi?" diye sordu hancı.
    "Sizi temin ederim, gerçek bu," dedi şeytan.
    "Gerçekten kendini alıkoyamıyor musun kötülükten?" diye sordu hancı.
    "Bir an bile," dedi şeytan; "benim gibi birini dövmek yararsız bir zalimlikten öteye gitmez inanın."
    "Hakikaten öyle galiba," dedi hancı.
    Bir ilmek attı elindeki halata, boynundan geçirip şeytanı astı.
    Ve geriye çekilip mırıldandı, "Böylesi daha iyi!"

    İKİ KİBRİT ÇÖPÜ
    Günün birinde bir gezginin Kaliforniya ormanlarına düştü yolu. Kurak bir mevsimdi, alize rüzgarlarının ortalığı kasıp kavurduğu. At sırtında uzun mu uzun bir yol gelmişti, açtı ve yorgundu. Bir pipo içebilmek için atından indi. Ceplerini kontrol ettiğinde sadece iki kibrit çöpü kaldığını fark etti. İlkini çaktı, ama ateş alamadan söndü gitti rüzgarla, kala kala tek bir kibrit çöpüne kaldı.
    "İşte bu harika!" diye geçirdi içinden gezgin. "Bir pipo için canımı verebilirim ve olasılıkla ateş almayacak olan tek bir kibrit çöpüm var! Benim kadar talihsiz adam var mıdır dünyada? Ama yine de” diye düşündü “bu kibriti çaktığımda pekala ateş alabilir, pipomu içerim, içini otların üstünde temizlerim, öyle kuru ki otlar çalı çırpı misali ateş almalarına şaşırmamalı; tutuşan otları söndürmeye çalışırken, elimden kurtulan alevler çoktan şu zehirli meşe çalılıklarına uzanmış olur; ona da yetiştim diyelim, esinti alevleri önüne alıp başka tarafa savurur; çalıların üzerine dallarını sarkıtmış şu çam ağacına ne demeli; bir kıvılcım sıçradığı dakka en üst dalına kadar ateş alacak besbelli; tüm ormanı cayır cayır yakabilecek bu dev meşalenin alevleri nasıl da sürüklenir çılgın alize rüzgarları ile kimbilir! Bir an için yangın ve rüzgarın sesinin birleşmesiyle kükreyişini duydum sanki şu küçük vadinin, canımı kurtarmak için delice koşuyorum ve alevler kovalıyor beni karşıki tepelere doğru; bu güzelim ormanın günler boyunca yanacağını düşünüyorum da, tüm sığırların telef olduğunu ve kuruduğunu tüm kaynakların, ne büyük zarar görürdü bütün çiftçiler, dört bir yana savrulurdu hepsinin çocukları. Hayat nasıl da değişebiliyor bir anda!”
    Bu düşüncelerle uzandı ikinci kibritine, çaktı ateş almadı. “Tanrıya şükürler olsun!” dedi gezgin, yerleştirirken piposunu tekrar cebine.

    HASTA ADAM ve İTFAİYECİ.
    Evvel zaman içinde, çıkan bir yangında evde bulunanları kurtarmak için içeri giren bir itfaiyeci, hasta bir adamla karşılaştı.
    "Kurtarma beni dedi," dedi hasta adam. "Güçlü olanları kurtar."
    "Bana nedenini açıklayabilir misiniz lütfen?" diye sordu itfaiyeci, bu işi gönüllü olarak yapan biriydi.
    "Bundan daha adil bir davranış biçimi olamaz," dedi yaşlı adam. “Her durumda güçlü olanlar tercih edilmeli, onlar dünyanın işine daha fazla yararlar."
    İtfaiyeci hastanın söylediklerini bir süre düşünüp tarttı, felsefe ile az çok ilgisi olan bir adamdı. "Pekala," dedi sonunda, bu arada çatıdan bir parça çatırdayarak inmişti odaya; “fakat bu sohbetimizin hatırına bana söyler misiniz, en önemli işlevi nedir güçlü olanların?
    "Çok basit," diye karşılık verdi hasta adam; "güçlülerin en önemli işlevi zayıflara yardım etmektir."
    Söyledikleri itfaiyecinin üstünde etkili oldu, iyiden bir adamdı, içinde hiçbir kötülük yoktu. “Hasta olduğunuz için sizi anlayabilirim” dedi neden sonra, duvarın bir bölümü daha gürültüyle yıkıldı o esnada “ama bu kadar aptal olmanızı bağışlayamam.” Son derece adil bir insandı, baltasını olanca hızıyla kaldırıp yaşlı adamı yatağına mıhladı.

    TÖVBEKÂR
    Adamın biri ağlamakta olan bir gence rastladı. “Niçin ağlıyorsun?” diye sordu.
    "Günahlarım için ağlıyorum," diye cevap verdi delikanlı.
    "Başka işin mi yok be oğlum!" deyip geçti gitti adam.
    Ertesi gün yeniden karşılaştılar. Delikanlı yine oturmuş ağlıyordu. "Bugün neden ağlıyorsun peki?" diye sordu adam.
    "Ağlıyorum çünkü bir lokma yiyeceğim yok," diye karşılık verdi delikanlı.
    Başını salladı adam, "Nedense biliyordum işin buraya varacağını".