Evliyalık Tacı Nasıl Veriliyor ?

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 11 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Yar ile Şimdi Evliyalık Tacı Nasıl Veriliyor





    Mürşidi Kamil Nasıl Seçilir

    Yakub (a.s), Azrail’e (a.s), benim ölüm vaktim yaklaştığı zaman bana haber ver, dedi. 0 da peki, olur, dedi. Bir gün Azrail (a.s) görevini icra etmek için ansızın geldi. Yakup (a.s),
    - Ne oldu, hayırdır, ni...ye geldin, dedi.
    - Ruhunu almak için geldim, dedi, Azrail (a.s).
    - Hani biz seninle sözleşmiştik, sen bana haber verecektin?
    - Ben haber verdim, dedi.
    - Nasıl haber verdin?
    - Bak, dedi. Saçına aklar düştü. Belin büküldü. Kuvvetin tükendi. Yemen ve içmen azaldı. Bütün bunlar senin ölümün için haberdi. Sen bunlardan anlamadın mı ölüm vaktinin geldiğini?
    Başımıza türlü türlü işler gelebilir. Bunların her biri bizim için aslında birer rahmettir. Bize âdeta hazırlığınızı yapın, diye haber veriyor. Bütün bu uyarılara rağmen hazırlık yapmazsak o zaman çekeriz. Kimseye bir şey diyecek halimiz de olmaz.
    Mübarek Allah dostları işte bu zahmeti çekmişlerdir. Onlar yatağında yatıp dururken baş ucuna evliyalık tacı konmamıştır. Bizden istediklerini fazlasıyla kendileri yapıyorlar. Durup dururken gelmiyor evliyalık. Sâdât-ı kiram efendilerimiz,
    - Allah Teâlâ, kimseye iltimas etmez, buyurmuşlar. Kim ne çalışmışsa onun karşılığını alır.
    Bizde de öyle değil mi? Bazı insanlar vardır, gayretinden dolayı ücret alır. Çalışması pek randımanlı olmayabilir; ama biraz gayreti varsa, o gayretinin karşılığında Allah Teâlâ ona lütuf ve ikramda bulunur. Onu boş bırakmaz. Bizim ilmimiz olmayabilir, aklımız çok olmayabilir, ama yine de gayretimiz olursa, bu yüzden kârlı çıkarız.
    Lisede beraber okuduğumuz bir arkadaşımız vardı. Hafızası zayıftı. Bir dersi on kere okur, yine de aklında tutamazdı. Devamlı ders çalışırdı. Biz teneffüste bahçeye çıkardık, o yine içeride kalırdı. Çok ders çalışırdı. Kitap okurdu. Başını kitaptan kaldırmazdı. Etrafına baktığını görmezdik. Yanında davul çalsalar, etrafına bakmaz, kitapla meşgul olurdu. O kadar gayretliydi. Fakat bu kadar gayretine rağmen imtihana girdiği zaman geçer notu almakta çok zorlanırdı. Öğretmenler de onun durumunu bilirlerdi. Gece de çalışırdı.
    Biz pansiyonda kalırdık. Herkes yatağa gider, o ise gece saat on ikiye kadar çalışırdı. Ancak her sene Öğretmenler kurulu kararıyla sınıfını geçerdi. Öylelikle bitirdi liseyi. Öğretmenler onun gayret ettiğini görürler ve geçerli notu verirlerdi.
    Biz de gayret edersek, yanlış da yapsak, noksan da olsa Allah Teâlâ lütuf ve kerem sahibidir. Bize gayretimizden dolayı yine aynı şeyleri verir. Şu halde biz dış tarafımızı düzelteceğiz, işin zahirini sağlam yapacağız. Dışımızı düzeltmek bize kolay gelir. İçimizi de sâdâtlar düzeltecek; onların verdiği vazifeyi yaparsak olur.
    Biz dışımızı nasıl düzelteceğiz? İbadetlerin nasıl yapıldığını hocalardan, kitaplardan öğreneceğiz. Bakınız şimdi, pek çok yerde dinî bilgiler verilmeye başlandı. Kitaplar çok var. Hepimiz kitaplardan kendimiz açıp okuyabiliriz. Okuma yazması az olanlar da cami derslerine devam edebilir. İbadetlerin nasıl yapıldığını, farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini, müstehaplarını bunların hepsini güzelce öğrenebiliriz. Bütün bunlar kolaydır.
    Öğrendikten sonra bize düşen vazifenin bir kısmı tamamlanmış demektir. Böylece, biz dışımızı (zahirî bilgiler öğrenerek) düzeltmiş oluruz. İbadet yaparken mümkün olduğu kadar Peygamberimiz’in (s.a.v) sahabilerine öğrettiği şekilde yapmaya çalışalım. Bunun için de mezhep imamlarımızın çizdiği yol haritasına uymaya gayret edelim. Taviz vermeyelim. Bu zamanda çok taviz veriliyor. Dikkat edelim.
    Eskiden camilerde takke kullananların sayısı çok idi. Sünnet olan başın kapalı olmasıdır. Çünkü her bir sünnetin içinde bize verilmek üzere gizlenmiş ikramiyeler vardır.
    0 ikramiyeler, kıyamet gününde bize azık olarak işimize yarayacak. O azıkları kaybetmeyelim.
    Allame İmam Şa’rânî hazretleri {rah.) buyuruyor:
    - Bir defasında İmam Şiblî hazretleri (rah.) abdest esnasında misvağını kullanmak istedi. Misvak aradı, ancak bulamadı. Bunun üzerine 1 dinara bir misvak satın aldı ve onu kullandı. Böylece misvak sünnetini terk etmemiş oldu. Bazı insanlar İmam Şiblî hazretlerinin (rah.) bir misvak için 1 dinar vermesini çok buldular. Bunun üzerine İmam Şiblî hazretleri şöyle buyurdu:
    “Dünya ve içindekilerin Allah’ın elinde sivrisineğin kanadına eşit kıymeti yoktur.” Allah Teâlâ bana, “Sen benim peygamberimin sünnetini niçin terkettin? O sünnet olan misvağı elde etmek için, sana verdiğim ve değeri sivrisineğin kanadı kadar bile olmayan malı neden harcamadın?” dese nasıl cevap vereceğim? İmâm-ı Rabbânî hazretleri de şöyle diyor:
    - “Zamanımızda âlim olsun, cahil olsun müslümanların çoğu, nafile ibadetleri yapmaya çok önem veriyorlar. Farzları yapmakta gevşek davranıyorlar. Farzların içinde bulunan sünnetleri ve müstehapları gözetmiyorlar. Nafilelere kıymet veriyorlar. Farzları aşağı görüyorlar. Sünnet olan cemaatin çoğalmasına, hatta namazı cemaatle kılmaya aldırış etmiyorlar. Farzları gevşeklikle, üşenerek kılmakla, vazifeyi bitirdiklerini sanıyorlar. Aşure gününe. Berat gecesine, Receb ayının 27. gecesine ve bu ayın Regaib gecesi dedikleri ilk cuma gecesine daha çok önem veriyorlar. Bu zamanlarda, büyük cemaatlerle nafile namazlar kılıyorlar. Bu cemaatleri iyi ve güzel sanıyorlar. Bunların, şeytanın aldatması olduğunu, günahları sevap olarak gösterdiğini anlayamıyorlar.”
    Onun için yaptığımızın kendimize ait olduğunu bilelim. Kendimiz için yapıyoruz. Allah Teâla’nın İhtiyacı olduğu için değil! Yani biz namazı çok güzel şekilde kılsak Allah Teâlâ’nın yüceliği zerre miktar artmaz. O’na bir menfaat vermez. Hiç kılmasak da aynıdır. O’na bir zararı dokunmaz. Bütün âlem namazını kılmasa, hiç kimse dinî ibadetini yapmasa Allah Teâlâ’ya zerre kadar zararı olmaz. Ama olan bize olur.
    Bu âlemde son derece güzel ibadetler yapmış olsak, yine Allah’a bir fazlalık olmaz. Yani yaptığımız bizedir. Kendimiz için yapacağız. Namazı güzelce kılmayınca kendi malımızdan çalmış oluyoruz. Büyük sevap kazanacakken, çoğunu bırakıyoruz, azını alıyoruz. Kendi kendimize yapıyoruz. Onun içerisi düzeldikten sonra yaptıkları çok kıymetli oluyor, buyuruyor büyüklerimiz.
    Gavs-ı Bilvânisî hazretleriyle beraber Suriye’ye Şeyh Ahmed Haznevî hazretlerinin dergâhına ziyarete gittik. Orada ziyaretten sonra bir evde misafir olduk. Ahmed Haznevî hazretlerinin evinde bir hasta var, dediler. Beni çağırdılar. Onu muayene için gittim. Muayene ettim, geldim.
    Gavs hazretlerinin yanında da bir hizmetçisi vardı:
    - Doktora söyle, dedi. Bugünkü kazançlarımızı ortak edelim; ben ne amel yaptımsa o da ne amel yaptıysa ortak olalım!
    - Kurban, dedim. Siz zarar edersiniz ortak olursak.
    - Niye dedi?
    - E kurban, dedim. Biz kitaplarda okuduk; Gavsların bir anlık ameli insanların ve cinlerin amelinin toplamından daha kıymetlidir, diyorlar.
    Ben bunları söyleyince hizmetini gören kişi, ona sözlerimi Kürtçe olarak anlattı. O zaman da Gavs-ı Bilvânisî hazretleri ona,
    - Bu doktor bir şeyler biliyor, demiş.
    Bakın orada iki kişi var; biri kâmil bir veli, Gavs-ı Bilvânisi hazretleri, diğeri de yetişmemiş biri! (Dr. Ahmet Çağıl, kendini kastediyor) “Yok öyle değildir” demedi. O da aynı ameli yapsa biri bir avuç alıyor, diğeri de denizler kadar alıyor. Bu kadar farkediyor. İşte içimizi düzeltmek için lazım gelen vazifelerin üzerinde mübareklerin durmaları da bu yüzden kardeşler!

    [​IMG]

    Dr. Ahmet ÇAĞIL