Etkileyici Öyküler

'Masallar ve Hikayeler' forumunda EyLüL tarafından 10 Temmuz 2011 tarihinde açılan konu


  1. Etkileyici Öyküler
    Etkileyici Hikayeler
    Etkileyici Öykü ve Hikayeler

    Profesör sınıfa girip karsısında duran dünyanın
    en seçilmis ögrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra
    "Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle
    karısık bir sınav yapacagız" dedi. Kürsüye yürüdü
    kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı.
    Arkadan kürsünün altından bir düzine yumruk
    büyüklüğünde tas aldı ve tasları büyük bir
    dikkatle kavanozun içine yerlestirmeye basladı.
    Kavanozun daha baska tas almayacağına emin
    olduktan sonra öğrencilerine döndü ve
    "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu.
    Öğrenciler hep bir ağızdan "Doldu" diye
    cevapladılar. Profesör "Öyle mi?" dedi ve
    kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı.
    Mıcırı kavanozun ağzından yavas yavas döktü.
    Sonra kavanozu sallayarak mıcırın tasların arasına yerlesmesini
    sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha
    "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu.
    Bir öğrenci "Dolmadı herhâlde" diye cevap verdi.
    "Doğru" dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek
    bir kova kum aldı ve yavas yavas tüm kum taneleri taslarla mıcırların
    arasına nüfuz edene kadar döktü.

    Gene öğrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu.
    Tüm sınıftakiler bir ağızdan "Hayır" diye bağırdılar.
    "Güzel" dedi profesör ve kürsünün altına
    eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu
    bosalttı. Sonra öğrencilerine dönerek "Bu deneyin amacı neydi" diye
    sordu. Uyanık bir öğrenci hemen "Zamanımız ne kadar dolu görünürse
    görünsün daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır " diye atladı.
    "Hayır" dedi profesör "bu deneyin esas anlatmak istediği"
    Eğer büyük tasları bastan yerlestirmezsen küçükler girdikten sonra
    büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsın gerçeğidir".
    Öğrenciler saskınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti:
    "Nedir hayatınızdaki büyük taslar? Çocuklarınız esiniz sevdikleriniz
    arkadaslarınız eğitiminiz hayâlleriniz sağlığınız bir eser yaratmak
    baskalarına faydalı olmak onlara bir sey öğretmek!
    Büyük taslarınız belki bunlardan birisi belki bir kaçı belki hepsi.
    Bu aksam uykuya yatmadan önce iyice düsünün ve sizin büyük taslarınız
    hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taslarınızı kavanoza ilk
    olarak yerlestirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız o zaman da ne
    kendinize ne de çalıstığınız kuruma ne de ülkenize faydalı olursunuz.
    Bu da iyi bir is adamı gerçekte de iyi bir adam olamayacağınızı gösterir".
    Profesör ders bittiği hâlde konusmadan oturan öğrencileri sınıfta
    bırakarak çıktı...

    Sanırım hepimiz artık en büyük taşımızı seçer ona göre hareket ederiz...


    Adalet Hanım (çok etkileyici bir öykü)
    aşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.

    Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi. 'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.' Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.

    Kadın gülümsedi

    'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'

    'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'

    'Anıtkabir'e'

    'Anıtkabir'e mi?

    'Evet'

    'Tamam teyzeciğim'

    'Yaş kaç teyzeciğim?'

    'Seksen sekiz'

    'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim'

    'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum'

    'Haklısın teyzecim'

    Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.

    O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi

    'Hayır'

    'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'

    'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'

    'Ee o zaman'

    'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben'

    Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

    Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

    'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.

    'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'

    'Her ay geliyormusun?'

    'Evet'

    Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım' Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra 'Hadi gidelim' dedi.

    Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi.

    Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı.

    'Nereye gidiyoruz?'

    'Bankaya'

    Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

    'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?'

    'Sor bakalım evladım'

    'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'

    'Uzun hikaye evladım'

    'Olsun be teyze anlat ne olur'

    'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .'

    'Sen ne dedin peki?'

    'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.'

    'Peki olabildin mi Adalet Teyze?'

    'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.'

    'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze'

    'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'

    'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin'

    'Evet'

    'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'

    'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım'

    'Osman teyzeciğim'

    'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?'

    'Tamam teyzeciğim'

    Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

    'Hoş geldin Hakim Teyze'

    'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'

    'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?'

    'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol'

    'Nereye gidiyoruz?'

    'Seyranbağlarına'

    'Tabii'

    'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen'

    'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla'

    'Ne iş yapardı amca?'

    'Subaydı.'

    'Ne zaman vefat etti?'

    '1952′de'

    'Çok olmuş.Gençmiş'

    'Kore savaşında şehit oldu.'

    'Allah rahmet eylesin Hakim teyze'

    ' Sağol'

    'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?'

    'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'

    'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben'

    'Yok bekle burada'

    Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.

    Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.

    Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi.

    Araba hareket etti.

    'Nereye Hakim Teyze?'

    'Hemen iki sokak öteye'

    Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu.

    'Bekle beni'

    'Tabii Hakim Teyze'

    Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

    'İyi misin Hakim Teyze'

    'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor'

    'Nereye gidiyoruz?'

    'Cebeci Asri Mezarlığına'

    'Tamam'

    'Teyze nerelisin sen?'

    'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.'

    'Sonra ne oldu?'

    'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'

    'Çocuğunuz var mı?'

    'Bir kızım bir oğlum vardı.'

    'Neredeler şimdi?'

    'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'

    'Ne güzel'

    '1978′de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.'

    'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani'

    'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.'

    'Amin. Ya kızın?'

    'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.'

    'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma'

    'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol'

    'Geldik Teyze'

    'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.'

    'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.'

    'Yok beni alacaklar buradan'

    'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'

    'Çocukların var mı?'

    'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

    'Adları nedir?'

    'Kemal ve Ayşe'

    'Oğlumun adı da Kemaldi.'

    Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

    'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'

    Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

    Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.

    'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'

    Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında 'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığı…