Eski çağlardan günümüze hukuk

'Güncel Bilgiler' forumunda cCasT tarafından 11 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. Eski çağlardan günümüze hukuk

    Hukuk sistemlerinde en çok aranan özellik,yasaların açık şekilde anlaşılır olması ve kesinlik göstermesidir.
    Özellikle yazının icat edilmesinden sonra bütün yasalar yazılı hale getirilmiştir.
    Yasal kurallar sistemli şekilde toplanmış,açıklık ve kesinlik kazanmış ve kolayca başvurulacak hale getirilmiştir.
    Bilinen en eski yasa derlemelerinden biri, Babil kralı Hammurabi’nin koyduğu yasalardır.
    300 kadar yasadan oluşan bu derleme,bugün de var olan alım satım,miras,iş sözleşmesi,evlenme,hırsızlık ve adam öldürme gibi sorunları ele almıştı.
    Değişik bir tür yasa da Musa’nın İsrail oğullarına Sina dağından getirdiği öne sürülen ve On Emir olarak bilinen yasalardır.
    Bunlar hemen hemen bütün dünyada hukukun biçimlenmesine kaynaklık eden ahlak ilkelerini içeriyordu.

    Eski Yunanlılar yasalara insancıl nitelik vermeye çalışmışlardı.
    O dönemlerde toplumun ihtiyaçlarını karşılamayan birtakım kurallar vardı.
    Zira mevcut yasaların tanrılar tarafından konulduğunu,bunların değişmez olduğunu sanıyorlardı.
    Ama Solon,yasaları değiştirme gücünü elde edince toplumu yeniden örgütlemeyi sağlayan kurallar koydu.
    Adaletsiz olan borçları kaldırdı.Halkın ekonomik durumunu düzelten birçok reformlar getirdi.
    Ancak o dönemlerin sosyal şartları içinde hak ve görevler ile toplum üyelerinin birbiriyle çatışan çıkarlarını dengelemesi oldukça zordu.
    Romalılar her işte olduğu gibi hukuk alanında da pratik uygulamaları tercih etmişlerdi.
    Romalı yasa koyucuların başlıca düşüncesi,ülke yönetiminin etkinliği ve düzeniydi.
    M.Ö. 450 yılında bir çeşit yasa derlemesi olan Oniki Levha Yasası temeldir.
    Sonra geliştirilen ilavelerle M.S. altıncı yüzyılda son şeklini aldı.
    Böylece çağdaş hukukun da temelini oluşturdu.

    A.B.D. Anayasası ‘Biz halk’diye başlar.
    Yeni kurulmuş olan ülkede yasal yetkinin krallardan veya benzeri kişilerden değil,kendi yurttaşlarından kaynaklandığını belirtir.
    1804 yılında Fransız yasaları derlenmiş ve ilk büyük medeni yasa özelliğini kazanmıştır.
    Bu derleme Fransız ve Roma hukukuna dayanıyordu.
    Kuzeyin geleneksel hukuku ile güney geleneklerinin bir uzlaşmasıydı.
    Devrim öncesi yasaları ile devrim sonrasının yenilikleri iç içedir.
    Çeşitli ülkelerin hukuki sistemleri farklı etkilerin izlerini taşır.
    Medeni hukuk büyük ölçüde Roma’dan kaynaklanır.
    Genel hukukta yargıçlar,yasa karşısında her insanın eşit olması ilkesini gözetirler.
    Benzer davalarda daha önce alınmış olan kararlar da göz önünde tutulur.

    Çağdaş dünyada pekçok hukuk sistemi bulunmakla beraber çoğu ilke ve yöntemlerin kaynağı aynıdır.
    Bu nedenle belirli gruplarda toplanabilirler.
    En büyük iki grup vardır.
    Birincisi,büyük bölümü medeni hukuktan oluşan sistemlerdir.
    Diğeri ise genel hükümleri kapsar.
    Medeni hukuk sistemleri Roma hukukunun deney ve düşüncelerini temel alır.
    Genel hükümlere dayalı sistemler ise İngiliz hukukundan kaynaklanır.

    Hepimiz yasalara uyulması gerektiğini biliriz.
    Aksi halde yaptırımların hiç te hoş olmayan yanları ile karşı karşıya kalırız.
    Para cezası,hapis ya da diğer kısıtlamalar hiçbirimizin arzu etmediği örneklerdir.
    Ancak hemen hemen hepimiz günlük yaşantımızı sürdürürken bu cezaların varlığını pek düşünmeyiz.
    Zira yasaların, istediğimiz yaşam biçimini koruduğunu peşinen kabul etmişizdir.
    Yasalara uymamızın başlıca nedenlerinden biri,yaptırımlardan kaçınma isteğidir.
    Bir başka neden de yasalara uymanın bir gelenek olmasıdır.

    Yasal yetkinin kaynağı nedir?
    Jean-Jacques Rousseau,yasaların uygulanabilecek değerde olmaları için yurttaşlar tarafından özgürce kabul edilebilecek bir toplum sözleşmesi statüsüne sahip olması gerektiğine inanıyordu.
    John Austin ise yasaların yönetenden yönetilene verilen bir dizi buyruktan başka bir şey olmadığını savunmuştu.
    Friedrich von Savigny yasayı,bir ulusun ruhundan,çevreden ve tarihinden doğal olarak çıkan bir şey olarak tanımlamıştı.
    Gerçekten de her ülkenin yasal sistemi kendine özgü nitelikler gösterir.

    Her ne kadar yasalar ülkeden ülkeye değişseler bile bazı temel kavramlar bütün hukuk sistemlerinde aynıdır.
    Bunların en önemlisi adalet kavramıdır.
    Bu kavram bireyin ihtiyaçları ile toplumun ihtiyaçları arasındaki sınırdır.
    Böyle bir sınırı bireyin çıkarları ile diğer bireylerin çıkarları arasında da düşünebiliriz.
    Daha bir genelleme yaparsak,adaletin, kamu hukuku ile özel hukuk arasındaki sınır olduğunu söyleyebiliriz.

    Ancak adaletin sağlanmasında birçok problem ortaya çıkmıştır.
    Hem şu kişiye hem de bu kişiye uygulanan bir yasanın baskıcı özellik taşıdığı öne sürülür.
    Herhangi bir kişi için adaletli olan bir yasa,başka biri için adaletsiz olabilir.
    Ancak kabul etmek gerekir ki yasa koyucular toplumun her üyesi için ayrı ayrı yasa yapamazlar.
    Yasalar toplumun bütünü için yapılır.
    Bir çok hukuk sisteminde bu tür adaletsizlikleri giderecek çareler ortaya konulmuştur.
    Bazı toplumlarda yargıçlara yasaları her türlü özel durumu gözönünde tutarak uygulamaları için yetki verilmiştir.
    Günlük yaşantımızda bazı hallerde kuralların çiğnenmesi bile yasalarda yer alır.
    Örneğin itfaiye araçları ile ambülanslar ivedi durumlarda trafik kurallarına uymazlar.