en komik hacivat ve karagöz diyalogları

'Güzel Sözler' forumunda Demet tarafından 22 Kasım 2014 tarihinde açılan konu

  1. Demet

    Demet Editör


    En komik hacivat ve karagöz diyalogları


    Ramazan Geldi!

    Hacivat : Yar Bana Bir Eğlenceeee! Karagözüm Acele Çık Pencereyeee

    Karagöz : Ne Bağırıyorsun Hacı Cav Cav Kulağımın Dibinde

    Hacivat : Sevgili Karagözüm 11 Ayın Sultanı Ramazan Geldi Ne Güzel, Ne Bereket

    Karagöz : Nee! Sultan Bizim Eve Mi Geldi?

    Hacivat : Yok Karagözüm Can Özüm Ramazan Ayından Bahsediyorum. Hani, Ayların En Güzeli, En Bereketlisi

    Karagöz : Vıy Vıy Vıy Yine Mi Kaçtı Katibin Kedisi?

    Hacivat : Yahu Karagözüm Hep Yanlış Anlıyorsun

    Karagöz : Vıy Vıy Vıy Hacı Cav Cav Sen De İyice Kaşınıyorsun. (İftar Topu Atılır:Gümmm!)

    Hacivat : Yaşasınnn! Top Patladı Karagözüm Gel İftar Yapalım.

    Karagöz : Evin Kapısını Açık Mı Bırakalım?

    Hacivat : Yahu Karagözüm Gelde İftarımızı Edelim, Şerbetimizi İçelim.

    Karagöz : Şerbet Dedin Beni Mest Eyledin! Kunduramı Giydim Tez Yanına Geldim (Karagöz Hacivat’ın Evine Gider)

    Hacivat : Hoş Geldin Sevgili Karagözüm, Sefa Getirdin İftar Vakti Evime Neşe Getirdin Soframa Bereket Getirdin Bu İcabetinle De Beni Mest Eyledin

    Karagöz : Sende Sopayı İyice Hakettin (Gülerek:) Şaka Şaka Gülüşerek Yemeğe Başlarlar




    KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK

    Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi. Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ'dan duyuluyor. Karagöz tam bu esnada Hacivat'la karşılaşır.

    Hacivat: " Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? "

    Karagöz: " İyi değilim Hacivat. Donuyorum. "

    Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür. Parmağıyla leyleği işaret ederek:

    " Bak Karagözüm, leylekler gelmiş. Artık yaz geliyor. "

    Karagöz: " Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun, hem kaz geliyor diyorsun. "

    Hacivat: " Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. "

    Karagöz: " Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. "

    Hacivat: " Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da takırdıyor. "

    Karagöz çenesini tutar:

    " Takırtı benden geliyor. Paltom yok da, soğuktan dişlerim takırdıyor. "

    Hacivat: " Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim paltomu giy. " diyen Hacivat paltosunu Karagöz'e verir. Karagöz paltoyu giyer ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat'ın dişleri takırdamaya başlar.

    Karagöz: " Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa'ya gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. "

    Hacivat: " Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin olsun. Kürkçü Emin'den kendime kürklü palto alacağım. "

    Karagöz: " Körükçü Cemil'den palto mu çalacaksın? "

    Hacivat: " Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto satın alacağım. "

    Karagöz: " Hacivatım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. "

    Hacivat: " Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime kürklü palto alacağım. "

    Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime alacağım dedi ve birlikte Kürkçü Emin'in dükkanına girdiler. Bunlar dükkanda tartışa dursunlar, Kürkçü Emin bir diğer lakabı da tilki Emin: Gençliğinde bir taşla dört kuş vurmuşluğu vardı. Şimdi ise, bir taşla iki kuş vurmanın derdindeydi. Sensin dedi, büyüksün dedi, zenginsin dedi ve Hacivat'a iki kürklü palto sattı. Paltoların birini Hacivat, diğerini Karagöz giydi.

    Hacivat, Karagöz ile birlikte yolda giderken, gördüğü bir fakire eski paltosunu verdi. İki arkadaş ilk karşılaştıkları yerden geçerken, leyleğin o evin bacasının üstünde olmadığını gördüler.

    Hacivat: " Bak Karagözüm, leylek yok, gitmiş. "

    Karagöz başını kaldırır, etrafına bakınır:

    " Başka leylekler mi gelmiş? Hani nerede? "

    Hacivat: " Başka leylek falan yok. Tek leylek vardı, o da gitmiş. "

    Karagöz: " Ha, şu zamansız gelen leylek. Onun sayesinde kürklü palto sahibi oldum. Şansım açıldı. Bundan sonra beni kimse tutmasın. "





    KARAGÖZ İLE HACİVAT: MANGAL SEFASI

    Hacivat: " Karagözüm, sucuk aldım. Gel mangal sefası yapalım. "

    Karagöz: " Birer kangal alalım ama benim bahçe küçük, kangala dar gelir. "

    Hacivat: " Kangal demedim Karagözüm, mangal dedim. Mangalda sucuk pişirelim. "

    Karagöz: " Kangalla çocuk bir arada olmaz. Yaşar'ı kangal ısırır. "

    Hacivat: " Canım, ne Yaşar'ı, ne kangalı, sucuk dedim, mangal dedim. "

    Karagöz: " He öyle söylesene, sucuğu mandalla tavana asarsın. "

    Hacivat: " O neden? Neden sucuğu tavana asıyorsun? "

    Karagöz: " Kurusun diye. Kuru sucuğun tadı farklı olur. "

    Hacivat: " Tamam Karagözüm, sucuğu kuruttum, mangalı bahçeye oturttum. "

    Karagöz: " Ben senin bahçeye gelmem, Hacivat. "

    Hacivat: " Gelmezsen gelme. Ben de kendime ziyafet çekerim. "

    Uzaklaşıp giden Hacivat'ın arkasından Karagöz söylenir:

    " Seni gidi beni bilmez. Kangalı kesmiş, sucuk yapmış, mangalda pişirecekmiş. Bende o sucuğu yiyecek göz var mı? "

    SON



    HACİVAT – Hoş geldin sevgili Karagözüm!
    KARAGÖZ – Hoş bulduk kel kafalı kara üzüm!
    HACİVAT – Nereden gelip, nereye gidiyorsun bakalım?
    KARAGÖZ – Bir yere gittiğim yok da, oğlumla kaç saattir okuma-yazma çalıştık… Biraz gezeyim dedim.
    HACİVAT – Tabii iyi yaptın efendim, kafan balon olmuştur.
    KARAGÖZ – Hay hay, kafam balon oldu da uçmasın diye boynuma yapıştırdım.
    HACİVAT – Hemen yanlış anlama, yani uzun zaman ders çalışmaktan kafan şişmiştir.
    KARAGÖZ – Kafam pişti de soğutmaya çıktım.
    HACİVAT – Allah iyiliğini versin! Neyse, çalışmalar iyi gidiyor mu?
    KARAGÖZ – Hem de nasıl iyi gidiyor bilemezsin Hacı Cavcav! Sen söyle de müdür benim ilkokul diplomamı hazırlasın…
    HACİVAT – Efendim sen hele hepsini iyi öğren de diploma işi kolay…
    KARAGÖZ – Şey, okuma yazma öğrenirsem diploma başka başka ne işime yarayacak?
    HACİVAT – Bak, meselâ artık mühüre lüzum kalmayacak…
    KARAGÖZ – Yerine kimse bakmayacak mı?
    HACİVAT – Kimin yerine Karagözüm?
    KARAGÖZ – “Artık müdüre lüzum kalmayacak…” dedin ya!
    HACİVAT – Efendim müdür değil mühür! Hani imza yerine bastığın damga yok mu?
    KARAGÖZ – Öyle söylesene köftehor!



    KARAGÖZ İLE HACİVAT: PARAYI KİM BULDU

    Karagöz iş bulur. Yedi gün çalışır ve ilk haftalığını alır. Akşamüstü evine dönerken haftalığını kaybeder. Geldiği yoldan geriye döner ve düşürdüğü paralarını aramaya başlar. Diğer yandan da söylenmektedir:

    " Paracıklarım, paracıklarım, gitti paracıklarım. Keşke paralarım cebimde dursaydı da ben kaybolsaydım. "

    Aynı saatte evine dönmekte olan Hacivat Karagöz'le karşılaşır.

    Hacivat: " Hayrola Karagözüm, yanımdan geçersin beni görmezsin. Paracıklarım dersin. Para mı kaybettin? "

    Karagöz: " Hiç sorma Hacivat. Haftalık almıştım, onu kaybettim. "

    Hacivat: " Bir gören, bir bulan yok mu? "

    Karagöz: " Dört gören, beş bulan var. Canımı sıkma, canını yakarım. "

    Hacivat: " Aman Karagözüm kızma. Para kaybedince ararsın bulamazsan, kadıya gidersin. "

    Karagöz: " Hı. "

    Hacivat: " Para kaybettin, aradın bulamadın, ne yaparsın? Kadıya gidersin. "

    Karagöz: " Demek paramı kadı bulmuş. "

    Hacivat: " Kadının para falan bulduğu yok. Parayı bulan kadıya bırakır. Kaybeden kadıya gider. Para kadıdaysa parasını alır. "

    Karagöz: " Ya para kadıda yoksa. "

    Hacivat: " O zaman avcunu yalar. "

    Karagöz: " Yani şimdi avcumu yalarsam param bulunur mu? "

    Hacivat: " Nereni yalarsan yala paran bulunmaz. "

    Karagöz: " Ne yapmak gerekir? "

    Hacivat: " Kadıya gitmek gerekir. Buyur Karagözüm, önden sen yürü. "

    Karagöz: " Önden ben yürümem, yanyana gidelim. "

    Hacivat ile Karagöz kadıya giderler. Yolda para bulan birisi parayı getirip kadıya teslim etmiştir. Fakat paranın sahibinin kim olduğunu bilmemektedir. Karagöz'ün haftalığını kaybettiğini öğrenen Hacivat onu kadıya yönlendirir. Çünkü Karagöz'ün kaybettiği parayı bulan Hacivat'tır.



    BAYRAMLAŞMA BAYRAMI
    (Karagöz gelir, içeri girerler.)

    Hacivat : Karagöz'üm hoş geldin!...
    Karagöz : Hoş bulduk Hacı Cavcav, hoş bulduk!... Ver elini öpeyim!Hacivat : Efendim, bu ne el öpmesi?...
    Karagöz : Pataklarım ha, öğrenemedin mi? Bayramlaşma el öpmesi tabi...
    Hacivat : Tamam, biliyorum da, bayramın daha ilk gününde bu kaçıncı bayramlaşma?
    Karagöz : Köftehor, kaçıncı olursa olsun, bayramlaşma kötü mü?
    Hacivat : Canım kötü olur mu? Bayram güzel, bayramlaşma çok güzel ama...
    Karagöz : İyi ya, benim bayramın ilk günü fırsat buldukça senin elini öpmem de hepsinden güzel...
    Hacivat : Artık yeter efendim! Bayram namazından sonra sabah câmide bayramlaştık.
    Karagöz : Yalan söyleme! Bayram bahşişi almak herkesin içinde ayıp olur diye dışarıda bayramlaştım.
    Hacivat : Her ne ise... Beraber yürüdük, evlerimize ayrılırken tekrar bayramlaştın! Yine ses çıkarmadım.
    Karagöz : Hele ses çıkar da göreyim. "Hacivat benimle bayramlaşmıyor, elini öptürmüyor" diye bağırırım.
    Hacivat : Zaten ben de, sana inanan çıkar da eşe dosta bayram günü rezil olurum diye çekiniyorum.
    Karagöz : İyi yapıyorsun Hacı Cavcav!...
    Hacivat : İyi yapıyorum ya, durmadan elini öpen sadece sen olsan ona da razıyım. Çocukların torunların daha câmide iken senin arkanda kuyruk olmaya başladı.
    Karagöz : Ağzını bozma, bayram demem pataklarım. Köftehor ben kedi miyim de arkamda kuyruk uzasın?
    Hacivat : Yani, sen elimi öperken bir bakıyorum ki onlar da arkanda sıraya girmişler.
    Karagöz : Ne olacak ya?... Senin arkanda sıraya girecekler de, senden sonra ben çocuklarımın, torunlarımın mı elini öpeceğim?
    Hacivat : Allah iyiliğini versin! Öyle değil... Yani onların da senden sonra el öpmelerine de bir şey dediğim yok amma.
    Karagöz : Eeee, amması ne demek oluyor?
    Hacivat : Bahşişini almadan önümden çekilmiyorsunuz.
    Karagöz : Senin iyiliğin için öyle yapıyoruz.
    Hacivat : O nasıl oluyor bakalım?
    Karagöz : Köftehor, el öpüp de bayram bahşişimizi almasak görenler ne der?
    Hacivat : Hiçbir şey demezler...
    Karagöz : Ben öğretirim. "Hacivat, bayramda elini öpen Karagöz ile çocuklarına ve torunlarına bahşiş vermedi, çok ayıp etti" derler.
    Hacivat : İşin aslını astarını bilmezlerse tabii ayıplarlar. Fakat ben de senin çocuklarını torunlarını peşine takıp, benden bahşiş almak için kaç defa elimi öptüğünü söylersem ya sana ne derler?
    Karagöz : Bir şey demezler, beni ayıplamazlar.
    Hacivat : Allah Allah, neden?...
    Karagöz : Köftehor, sen Hacivat'sın, Ben Karagöz'üm!... Hem gülüp geçerler, hem de "Aferin, Karagöz ne akıllı, işini bilen adammış..." derler.
    Hacivat : Hiç güleceğim yoktu. Hah hah hah!...
    Karagöz : Hah hah ya, ben seni şimdi iyi güldürürüm. Unuttum zannetme de hele şu el öpme bayram bahşişimi ver bakalım Hacı Cavcav!
    Hacivat : Pekâlâ, az olacak ya kusura bakma! (Verir.)
    Karagöz : Zararı yok, üstünü sonra tamamlarsın! (Alır.)
    Hacivat : Nasıl oldu da bu sefer yalnız geldin?
    Karagöz : Kim dedi yalnız geldiğimi? Çoluk çocuk da yola çıkmışlardır. Sen paraları hazırla.
    Hacivat : Aman Allah'ım, sen bana sabır ver!
    Karagöz : Tamam Hacı Cavcav, anlaştık! Allah sana sabır versin, sen de bize her bayramda el öptükçe bahşiş ver. (Karagöz ve sonra Hacivat giderler.)

     


  2. Demet

    Demet Editör



    iFTAR BiLMECESi
    (Hacivat, arkadaşının arkasından yetişir.)
    Hacivat : Merhaba Karagöz'üm, uğurlar olsun
    Karagöz : İftar kokuları burnuna dolsun!
    Hacivat : Hah hah hah!... Eksik olma, beni yine güldürdün! Aman!...
    Karagöz : Ne oldu Hacı Cavcav, kel kafanı bit mi ısırdı?
    Hacivat : Değil efendim! Sen göbeklenmişsin?...
    Karagöz : Pataklarım ha, ağzını bozma!
    Hacivat : Canım fena bir şeyi mi söyledim?
    Karagöz : Köftehor, "Sen köpek yemişsin!" dedin ya!...
    Hacivat : Efendim hiç öyle söyler miyim? Yani göbek yapmışsın diyorum.
    Karagöz : Ne zaman börek yapmışsın?...
    Hacivat : Allah iyiliğini versin, hemen saçmalamaya başladın! Kilo almışsın...
    Karagöz : Bizde terazi yok ki, kilo alıp ne yapayım?
    Hacivat : Nasıl anlatmalı?... Şişmanlamışsın!...
    Karagöz : Öyle söylesene! Hay hay!...
    Hacivat : Nasıl da farketmemişim? Çok kilo almışsın!
    Karagöz : Köftehor, başka türlü geçinebilir miyim?
    Hacivat : Canım, Ramazan'da kilo almanın geçinmekle ne alâkası var anlayamadım?
    Karagöz : Anlayamayacak ne var? Her akşam birkaç iftira, her gece birkaç sahura gidiyoruz ya, tabii bir ayda yirmiiki kilo şişmanlıyorum.
    Hacivat : Allah Allah?...
    Karagöz : Sonra da parasızlıktan Ramazan sonrası on bir ay akşam yemekleri ile idare ettiğim için ayda iki kilo zayıflayıp, gelecek Ramazan'a kadar idare ediyorum.
    Hacivat : Allah iyiliğini versin! Bırak şakayı ama Karagöz'üm, şişmanlık iyi değil! çeşitli hastalıklara sebep olur.
    Karagöz : Hay hay!... Sen şimdi bırak şişmanlığı da Hacı Cavcav, aklıma bir bilmece geldi.
    Hacivat : Hatırın kalmasın, sor bakalım?
    Karagöz : Ama bilemezsen bize iftara geleceksiniz!
    Hacivat : Anlayamadım? Öyle şey olur mu?
    Karagöz : Pataklarım ha, bal gibi olur!
    Hacivat : Bilmeceyi bilirsem, siz bize iftara geleceksiniz? Ters oldu ama sor bakalım?
    Karagöz : Ters sensin! İyi dinle!... Bugün hangi gün?
    Hacivat : Canım bırak bugünü de sen şu bilmeceyi sor bakalım? Karagöz : Köftehor, sordum ya!...
    Hacivat : Allah Allah, ne zaman sordun? "Bugün hangi gün?" dedin o kadar...
    Karagöz : İyi ya, işte o bilmece idi.
    Hacivat : Efendim öyle bilmece olur mu? çocuklar bile cevabını hemen verir. Bugün hangi gün olacak? Sen de biliyorsun ki Cumartesi...
    Karagöz : Bilemedin Hacı Cavcav!...
    Hacivat : Hah hah hah, haydi Pazar olsun!
    Karagöz : Düşün de öyle cevap ver!
    Hacivat : Düşünecek ne var? Cumartesi, Pazar olmazsa... Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe...
    Karagöz : İyi düşün de sonra mızıkçılık yapma!
    Hacivat : Kaldı bir gün... Bildim, Cuma!...
    Karagöz : Bilemedin!...
    Hacivat : Allah Allah?... Pekâlâ bilemedim, cevabını sen söyle bakalım!
    Karagöz : Köftehor, bugün Ramazan günü...
    Hacivat : Birâder böyle bilmece olur mu? sen uydurdun!
    Karagöz : Baştan kabul etmeseydin!
    Hacivat : Haklısın ama bana doğru dürüst bir bilmece soracaksın zannettim. Ne olacak şimdi?...
    Karagöz : Söyledim ya, bu akşam bize iftira geleceksiniz?
    Hacivat : Karagöz'üm, sen bizi kolay kolay iftara dâvet etmezsin ya, bu işin içinde bir bit yeniği var.
    Karagöz : Bit yemi yok, fare zehiri var.
    Hacivat : Pekâlâ sorması ayıp olmasın da iftarda bize neler ikram edeceksin bakalım?
    Karagöz : Köftehor bilmiyor musun? Neler getirirseniz onları beraberce yiyeceğiz. (Yürümeye devam ederler.)