En Çok Okunan Şiirler

'En Güzel Şiirler' forumunda EyLüL tarafından 14 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. Çok Okunan Şiirler


    En Çok Okunan Şiirler Neler

    HERŞEY SENDE GİZLİ

    Yerin seni çektiği kadar ağırsın
    Kanatların çırpındığı kadar hafif..
    Kalbinin attığı kadar canlısın
    Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
    Sevdiklerin kadar iyisin
    Nefret ettiklerin kadar kötü..
    Ne renk olursa olsun kaşın gözün
    Karşındakinin gördüğüdür rengin..
    Yaşadıklarını kar sayma:
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

    Ne kadar yaşarsan yaşa,
    Sevdiğin kadardır ömrün..
    Gülebildiğin kada...Yerin seni çektiği kadar ağırsın
    Kanatların çırpındığı kadar hafif..
    Kalbinin attığı kadar canlısın
    Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
    Sevdiklerin kadar iyisin
    Nefret ettiklerin kadar kötü..
    Ne renk olursa olsun kaşın gözün
    Karşındakinin gördüğüdür rengin..
    Yaşadıklarını kar sayma:
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

    Ne kadar yaşarsan yaşa,
    Sevdiğin kadardır ömrün..
    Gülebildiğin kadar mutlusun
    Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
    Sakın bitti sanma her şeyi,

    Sevdiğin kadar sevileceksin.
    Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
    Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

    İşte budur hayat!
    İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
    Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
    Çiçek sulandığı kadar güzeldir
    Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
    Bebek ağladığı kadar bebektir
    Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
    Sevdiğin kadar sevilirsin...

    Can Yücel

    Zindandan Mehmet'e Mektup

    Zindan iki hece Mehmed'im lafta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de geri adam boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed' im!
    Kavuşmak mı? ... Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yolda tutuktur hapse düşeli...
    Git vegel... yüz adım... Bin yıllık konak.
    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak

    Bir alem ki, gökler boru i...Zindan iki hece Mehmed'im lafta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de geri adam boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed' im!
    Kavuşmak mı? ... Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yolda tutuktur hapse düşeli...
    Git vegel... yüz adım... Bin yıllık konak.
    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak

    Bir alem ki, gökler boru içinde!
    Akıl olmazların zoru içinde.
    Üstüste sorular soru içinde:
    Düşün mü, konuş mu sus mu unut mu,,?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, Bir kaç günlük fasıldı.
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

    Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'!
    Çatık kaş... hükümet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş kim eder azat?
    Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
    Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, Bir yırtıcı zil;
    Sayım var, Maltada hizaya dizil!
    Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
    İnsanlar zindanda birer kemiyet
    Urbalarla kemik, Mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, Nara ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccademin yüzünde şevkat;
    Beni kimsecikler okşamaz madem;
    Öp beni anlımdan, Sen öp seccadem!

    Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim senelik paydan!
    Zindanda dakika farksızdır aydan.
    Karıştır çayını zaman erisin;
    Köpük köpük, Duman duman erisin!

    Peykeler duvara mıhlı peykeler;
    Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
    gömülmüş duvara, baş baş gölgeler
    Duvar katil duvar, yolumu biçtin!
    kanla dolu sünger... beynimi içtin!

    sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
    Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.
    Yerinde mi acep ölü ve mezar
    yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz?
    Güneşe göç varda kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir,
    Ne gelir elden kader bu emir...
    Garip pencerecik, küçük, daracık;
    Dünya ya kapalı, Allah'a açık.

    Dua dua, eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
    gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
    Bir soluk, Bir tütsü Bir uçan buğu
    İplik ki incecik, örer boşluğu.

    Ana rahmi zahir şu bizim koğuş;
    Karanlığında nur, yeniden doğuş...
    Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!

    Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!
    Ölsekte sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

    Necip Fazıl Kısakürek

    İMKANSIZ AŞK

    Falcı kadın yalan söylüyor yalan

    Bizi birbirimiz için yaratmış Tanrımız

    Nasıl mümkün değilse

    Yıldızları toplamak gökyüzünden

    Öylesine imkansız bir şey aşkımız

    Kurudu gölgesinde oturduğumuz ağaçlar

    Bahçelerde sevdiğin çiçekler kalmadı

    Sadece hatıralarda ebedi olan

    Vazgeçemediğimiz, unutamadığımız

    Onlar bile bize yar olmadı

    Unut benden kalan ne varsa

    Unutmak tesellidir ya...Falcı kadın yalan söylüyor yalan

    Bizi birbirimiz için yaratmış Tanrımız

    Nasıl mümkün değilse

    Yıldızları toplamak gökyüzünden

    Öylesine imkansız bir şey aşkımız

    Kurudu gölgesinde oturduğumuz ağaçlar

    Bahçelerde sevdiğin çiçekler kalmadı

    Sadece hatıralarda ebedi olan

    Vazgeçemediğimiz, unutamadığımız

    Onlar bile bize yar olmadı

    Unut benden kalan ne varsa

    Unutmak tesellidir yalnızlığın

    Güneşi bir kadeh şarap gibi içip

    Delicesine sarhoş olmak

    En güzel tarafı imkansızlığın

    Ümitlerimiz fırtınalı denizler ortasında

    Bir hurda teknedir şimdi

    Dalgalar dünden daha zalim

    Rüzgar daha hoyrat

    Ne bulut var ufuklarda ne gemi

    Mevsimler toz pembe değil

    Gündüzler gecedir, geceler zindan

    Güneşin doğmasını beklemek boşuna

    Boşuna artık medet ummak

    Taş kalpli zamandan

    İnan ki! Kırılmış bir ayna gibi

    Paramparça, kırık dökük aşkımız

    Çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü

    Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü

    Büyük aşkımız

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    YALNIZLIK ŞİİRİ

    Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
    Nasıl korku verir sessizlik insana;
    İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
    Nasıl koşar aynalara,
    Bir cana hasret,
    Bilmezler.

    Orhan Veli Kanık

    AŞK DERSI

    Yabancı bir televizyon görüncesinde
    Bitkilerin nasıl çiftleştiğin seyrederken ağlıyorum
    Derken aklıma geliyor Güler'le ilk seviştiğimiz
    Orda da ağladığımı gülerek hatırlıyorum

    YOKLUĞUNDAKİ SEN
    Yine yalnız değilim her zamanki gibi
    Bu Uzakdoğu gecesinde yokluğunlayım

    Aramızda yirmibeşbin kilometre
    Sen kıştasın ben yazdayım
    Sen bir yarısında dünyanın
    Ben öte yarısındayım
    Yine de bırakmıyor ellerimi yokluğun
    Daha da bir gönlümcesin
    Varlığından bin kat güzel
    O yalımsal çıplaklığın yalaz yalaz
    Ve en gizlerden konuşurken ellerin
    İçimden gelmiyor mektup yazmak demeden
    Sevişiyoruz yirmibeşbin kilometreden

    SENI SEVIYORDUM

    Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...

    Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi

    İnsan hergün anımsarmı aynı gözleri

    SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu

    Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden başkaydı işte...

    Güldüğü zaman yukarıya bakardı;

    Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...

    Ne güzeldiler sen bilmiyordun...

    BEN SENİ SEVİYORDUM...

    Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler

    Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu

    Geri dönüyordu, çoğalıyordu

    Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun

    Kalp ağrısı oluyordun,

    Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,

    Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,

    Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk

    Cesurduk...

    Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kızmızıydı bütün karanfiller...

    Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...

    Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun

    Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra

    Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları

    Derken bir gün uzaktan gördüm seni...

    Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı

    Kalbimi acıttı her zaman ki gibi...

    Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun

    Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...

    BİRGÜN ANLARSIN

    Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
    Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
    Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
    Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
    Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
    Onun unutamadığın hayali,
    Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
    Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
    Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
    Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
    Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
    Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
    Duyarsın,
    Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
    Niçin yaratıldığını.
    Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
    Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
    Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
    Dolar gözlerin, için burkulur.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
    Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
    O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
    Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
    Uzanır, gökyüzüne ellerin.
    Ama çaresiz,
    Ama yorgun,
    Ama bitkin.
    Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
    Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
    Beklemeyi, ümit etmeyi.
    Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
    Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
    Lanet edersin yaşadığına...
    Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
    O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
    Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.