Ehli Sünnet nedir? Ehli Beyt nedir? Hz. Peygamberin torunları ehl-i sünnet midir?

'Merak Ettiklerimiz' forumunda Misafir tarafından 21 Ağustos 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ehli Sünnet nedir? Ehli Beyt nedir? Hz. Peygamberin torunları ehl-i sünnet midir? Ehli beyt Ehli sünnet yolunda değil miydi?
     



  2. Cevap: Ehli Sünnet nedir? Ehli Beyt nedir? Hz. Peygamberin torunları ehl-i sünnet mid

    İslam’a bağlı olmakla beraber, çok farklı yönleri bulunan kesimler açısından bakıldığında, genel olarak farklı iki ayrı zihniyet söz konusudur. Bunlardan birincisi. Ehl-i sünnet ve cemaat, ikincisi: Ehl-i bid’a olanlardır. Ehl-i sünnet ve cemaat, hadis-i şerifte “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu çizgiyi takip edenler” olarak tanımlanmıştır.(Mecmauz’-zevaid,1/189). Dolayısıyla bu itikada bağlı olmayanlar bidat ehli sayılır. Bunlar 72 fırkadır. Mutezile, Cehmiye, Kaderiye, Şia ve benzerleri bu kısma dahildir.

    Ehl-i sünnet ve cemaatin kendi arasında iki ayrı itikadî mezhepleri vardır: Eşarî ve Maturidî. Bunların temel esaslara ait hususlarda pek bir farkları yoktur. Detaylarda bazı nüansları vardır. Bu sebeple ikisi de aynı kesimi temsil etmektedir.

    Kur’an ve Sünnet çizgisi üzerinde olduğumuzun belgesi ise, ehl-i sünnet ve’l-cemaat denilen mezhep alimlerinin takip ettiği yoldur. Bilindiği üzere, her biri parlak bir yıldız gibi parlayan alimleri barındıran bu büyük cemaat, daha önce 12 mezhepten oluşuyordu. Sonra 4’te karar kıldı. Bu kadar büyük âlimlerden oluşan bir ekolün –camia olarak- yanlış yapma ihtimali çok azdır. Nitekim bir hadiste peygamberimiz “Ümmetim, dalalet üzerinde birleşmez” buyurmuştur. (Mecmauz’-zevaid,5/208). Ve İslam alimleri, ehl-i sünnet ve cemaatin doğru bir çizgide olduğuna delil olarak bu hadisi zikrederler. (Daha fazla bilgi için bk.Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace,Fiten, 17; İbn Hanbel, 2/332)

    Şunu da unutmayalım ki, ümmetin büyük çoğunluğunu teşkil eden, en büyük dahi alimleri içinde barındıran, Kur’an ve Sünnet çizgisini yol haritası olarak benimseyen ehl-i sünnetin çizgisini takip etmek, -deyim yerinde ise- marjinal grupların arasına girip kendini riske sokmaktan çok daha mantıklı bir yoldur. Büyük cadde dururken, izbe yollara sapmanın bir manası yoktur.

    Ehl-i Beyt, Hz. Peygamberin Hz. Fatıma’dan doğan neslinin adıdır.

    Ehl-i Beyti ehl-i sünnet dışında tasavvur etmek, üzerinde düşünülmesi gereken bir cehalet zirvesidir.

    Çünkü Ehl-i Beytin başında Hz. Ali ve Hz. Fatıma gelir. Ehl-i sünnet, Hz. Peygamberin yolunu takip etmek manasına geldiğine göre; acaba, eğer Hz. Peygamberin en yakını olan ve en sevdiği kimseler olan bu mübarek iki şahıs ehl-i sünnetten değilse, başka kim ehl-i sünnetten olabilir?

    Ehl-i beytten olan on iki imamın her biri kendi devrinde çok büyük saygı görmüş birer ünlü alimdir.

    Hz. Ali’den sonra ehl-i beytin imamları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir. Cennetin efendileri ve Resulullah’ın kokladığı iki gülü olan bu iki zatın, ehl-i sünnetten olmadığını, yani Hz. Peygamber ve ashabının üzerinde bulunduğu çizginin dışında olduğunu söylemek mümkün olmadığı gibi hiç bir müslüman da böyle bir iddiada bulunmaz.

    - Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den sonra gelen ehl-i beytin baş imamı Zeynelabidin’dir. Hz. Hüseyin’nin oğlu olan bu zatın asıl adı dedesinin adıdır; ALİ’dir. Fakat ilim, irfanla kalmayıp ibadet ve velayetiyle bit kutup olduğu için devrin alimleri kendisine ZEYNELÂBİDİN(İbadet edenlerin süsü, gülü) unvanını vermişlerdir. Gece-gündüzleri -her gün- bin rekat nafile namaz kılmakla şöhret bulması(bk. İbn Hacer, Tahzib, 7/304) bu unvana ne kadar layık olduğunun göstergesidir. Başta muhaddislerin hocası İmam Zührî olmak üzere, ehl-i sünnet alimlerinin ZEYNELABİDİN hazretlerinden nasıl hadis rivayet ettiklerini, onu nasıl övdüklerini görmek için kaynaklara bakmak yeterli olacaktır. (bk. İbn Hacer, Tahzib, 7/304).

    - İmam Muhammed Bakır ZEYNELABİDİN’in oğludur. İlim, irfan ve takvasıyla nam salmış bir ehl-i beyt imamıdır. İshak es-sebuî, Zuhrî, İbn Ata, Evzaî, İbn Cürec, Mekhul gibi ehl-i sünnet alimlerinin yıldızlarından olanların, ondan hadis rivayet etmeleri, İbn Sad, Nesaî, Iclî gibi muhaddislerin onu övgüyle anmaları(İbn Hacer, a.g.e, 9/350-352), başkalarının sözlerini hiçe indirger.

    - İmam Muhammed Bakır’ın oğlu İmam Cafer-i sadık sadakatiyle maruf ve meşhurdur. Ehl-i sünnet imamlarından İmam-ı azamın ona talebe olması, ondan hadis rivayet etmesi ve imam-ı Malik’in “Ben bazı zamanlar kendisini ziyaret ederdim, her defasında, ya namaz kılıyor, ya oruçlu oluyor, yahut da Kur’an okuyor olduğunu görürdüm. Onun abdestsiz hadis rivayet ettiğini hiç görmedim” diyerek sadakatine ve takvasına şahadet etmesi bu zat-ı mübarekin ehl-i sünnetten olduğunu güneş gibi göstermiyor mu? (alimlerin hakkındaki övgülerini görmek için bk. İbn Hacer, a.g.e, 2/103-105)

    Şimdi dönemin alim ve evliyalarının saygı duyduğu bu zat-ı muhteremi, dedesi olan Hz. Peygamberin yolunda gitmemekle suçlamak cinnet değil de nedir?

    Başta İmam-ı azam ve imam-ı Şafii olmak üzere dört mezhep imamı ve diğer pek çok ehl-i sünnet alimi ehl-i beyte olan saygı ve sevgilerinden dolayı ŞİA olmakla suçlanmış ve dönemin bazı devlet yetkilileri tarafından işkenceye tabi tutulmuştur. Hatta İmam Şafii bu zulümlere karşı haykırmış ve “eğer ehl-i beyti sevmek rafizilik(şiaların aşırı bir kolu) ise, bütün ins ve cin şahit olsun ki ben rafiziyim” diyerek ehl-i beyte karşı aşkını ilan etmiştir. Acaba ehl-i sünnetin tarih boyunca temsilciliğini yapmış olan dört mezhep imamlarının bu şahitliklerini kale almayan ve -haricilik-vahhabilik damarıyla- ehl-i beyt hakkındaki safsatalarını mı kale alacağız..!

    Özetle, Ehl-i beyt imamları ehl-i sünnet ve cemaattendir. “Ehl-i beyt” unvanı onlar için bir eksiklik değil, ayaklarını göklere bastıracak bir derecedir. Bunların bazı konularda farklı içtihatları da olabilir. Nitekim dört mezhep imamlarının da farklı farklı içtihatları vardır.

    Esefle belirtelim ki, Ehl-i beyte taraftar olan bir kısım şia grupları, onlardan yaptıkları rivayetlerinde onlara iftira edip yanlış şeyler yazdıkları için ehl-i sünnet alimleri (o imamlardan dolayı değil), onlardan rivayet ettikleri hadisleri, haberleri ihtiyatla karşılamışlar. Bazıları da Emevilik, haricilik zihniyetiyle hareket ettikleri için Ehl-i bey imamları hakkında yanlış yorumlar ve yargılar ortaya koyarak onları saf-dışı bırakmak gibi hain bir amaç takip etmişlerdir.

    O damar maalesef günümüzde de bazı talihsiz kimselerde devam etmektedir. Halbuki, Hz. Ömer’e karşı besledikleri kinlerini Hz. Ali’ye sevgi şeklinde yansıtan bir kısmı Şiaların bu davranışları ne kadar yanlış ise, Hz. Ali ve Ehl-i beyte karşı sempati duyan Şialara karşı besledikleri kinlerini Ehl-i sünnete bağlılık şeklinde ortaya koyanlar da o kadar yanlış bir yoldadır..

    Rabbimiz biz dosdoğru yoldan ayırmasın.. AMİN !

    Alıntıdır