Ehl-i sünnet itikad mezhepleri

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 3 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ehl-i sünnet itikad mezhepleri

    Ehl-i sünnet demek, Kur'an ve sünnetin öğrettiği şekilde inanan ve yaşayan grup demektir. Bütün mesele, bu grubun içinde olmak ve kalmaktır. Çünkü ebedî kurtuluşa vesile olacak iman ve Allahu Teala'yı tanımak ancak böyle mümkün olmaktadır. İmanın hakikati akla ve nefse değil, vahye ve sünnete uymakla anlaşılır. Sünnete uymak için Ashab-ı Kiram'ı tanımak ve takip etmek gerekir. Çünkü bizimle sünnet arasında onlar köprü vazifesi görmektedir. İman ve islam konusunda Ashabın yerini ve gereğini Allah Rasülü (s.a.v) Efendimiz şöyle belirtmiştir:

    "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak; birisi hariç diğer hepsi Cehennem'de olacak" Oradakiler, hayretle: "O kurtulacak grup hangisidir Ya Rasülallah" diye sordular, Efendimiz (s.a.v): "Benim ve Ashabımın yolunda olanlar." buyurdu.( Tirmizi, iman; 18.)

    Bu kurtulan fırkaya "Fırka-i Naciye" denir. Bu fırkanın bir diğer ismi "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" fırkasıdır. Rasulullah Efendimiz (s.a.v) inanç, ibadet, ahlak ve yaşantı olarak kurtuluşun cemaata tabi olmakta ve İslam'ı cemaat halinde yaşamakta bulunduğunu belirtmiştir.( Ebu Davud, Sünnet, 1; ibnu Mace, Fiten, 17.Ahmed, Müsned, 145.)

    İtikad ve amelde bütün hak mezheplerin buluştuğu nokta Kur'an ve sünnetin çizdiği noktadır. Bu mezheplerin hedefi şahsi çıkar veya siyasi bir menfeat değildir. Bütün çabaları Allahu Teala'nın ve Rasülünün (s.a.v) muradını anlamak, anlatmak ve yaşamaktır. Hak mezhepler sayılırken önce "Selefiyye" mezhebi zikredilir.

    Selef, Hz. Peygamber'e (s.a.v) en güzel şekilde uyan ilk nesle ve onları güzelce takip edenlere verilen genel bir isimdir. Bizlerden önce gelen ve hak üzere giden salihlere de selef denir. Selef akidesi itikadi mezheplerin ortaya çıkmasından önceki müslümanların akidesidir. Yani Ashab-ı Kiram'ın ve Tabiun neslinin akidesidir. Bu mezhebin temel anlayışı, ayet ve hadislerin verdiği haberleri hiç akılla yorumlamadan, olduğu gibi kabul etmektir. Genelde Hanbeliler, itikatta selefin görüşünü benimsemiştir. Daha sonra müslümanların arasında İtikad alanında iki hak mezhep doğmuştur. Bunlar, Maturidiyye ile Eş'ariyye mezhepleridir.

    Maturidiyye mezhebinin kurucusu İmam Maturi'dir (rah). Tam adı Muhammed b. Muhammed'dir. Künyesi Ebu Mansur olup, daha çok Ebu Mansur Maturidi diye anılır. Hicri 238, miladi 852 tarihinde Semerkand'ın Maturid köyünde doğmuştur. Doğduğu yere nisbet edilerek "Maturidi" diye anılmaktadır. Hicri 333, miladi 944 tarihinde yine Semerkant'ta vefat etmiştir. Genel usulü, vahiyle birlikte aklı da kullanmak ve gerektiğinde ayet ve hadisleri akılla yorumlamaktır. Hanefiler ve Türklerin çoğu itikatta Maturidi mezhebini benimsemişlerdir.

    Eş'ariyye mezhebinin imamı Ebu'l-Hasen el-Eş'ari'dir. Asıl adı Ali b. İsmail olup, hicri 260, miladi 873 tarihinde Basra'da doğmuştur. Nesebi Ashab-ı Kiram'dan Hz. Ebu Musa el-Eş'ariyye'ye ulaştığı için ona nisbetle "Eş'ari" diye anılmıştır. Hicri 324, miladi 936 tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Amelde Şafii mezhebine bağlı olduğu için itikadi görüşleri daha çok Şafiiler arasında benimsenip yayılmıştır. Malikiler de itikatta bu mezhebi benimsemişlerdir. Matu-ridiler ile Eşariler, çok az konuda farklı görüşlere sahiptirler.

    Selefiyye, Maturidiyye ve Eş'ariyye mezhepleri Eh-i Sünnet inancını temsil etmektedir. Bunlardan başka bir çok itikadi görüş ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Bunların başında Hariciyye, Şia, Mutezile, Mürcie, Cebriyye ve Mü-şebbihe grupları gelir. Bunların da bir çok kolları mevcuttur. Bu gruplar Ehl-i Sünneti temsil etmemektedir. Bir çok yönden hataları ve hak çizginin dışında görüşleri vardır. Bunun için onlara bidat ehli denir, fakat kafirdir denmez.

    Eh-i Sünnetin içinde farklı mezheplerin hepsi hak dairededir ve doğru yol üzerindedir. Aralarındaki farklılık fitne değil, rahmet olacak şekildedir. Onun için bir mezhebe bağlı mü'min, diğer hak mezhebi de tasdik etmelidir.

    Fıkıh ve İtikad alanında ortaya çıkan hak mezhepler gibi, ahlakta da farklı terbiye yollan ve değişik terbiye metodları ortaya konmuştur. Kur'an ve sünnet çizgisinden ayrılmayan bu yollara "tarikat" ismi verilmiştir. Tarikat, yeni bir din değil, dinimizin ahlak ve terbiye alanında hizmet veren kuruluşlardır. Mezhepler ve tarikatlar yeni bir din değildir, dinin yeni bir anlayışla ifade edilmesidir. Hepsi ciddi bir ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. Hepsinin kaynağı Kur'an ve sünnettir.

    Bir mü'min itikadını düşündüğü gibi, fıkhını ve ahlakını da düşünmek zorundadır. Çünkü her birisi diğerinin parçası ve tamamlayıcısıdır. Dinimiz iman, ibadet ve güzel ahlaktan oluşmaktadır.

    Dr. Dilaver SELVİ