Egemenlik Nedir?

Konusu 'Bunları biliyormusunuz' forumundadır ve Blue tarafından 15 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. Blue Üye


    Egemenlik
    Egemenlik Nedir?
    Egemenlik Ne Demektir?


    Başkalarının davranışını kendi isteklerine zorla uydurabilme imkânı, emir ve direktifler vererek toplum davranışını yönlendirme gü*cü, yüksek otorite. Siyaset biliminde millî sınır*lar içinde Devlet’in en üstün yetki ve güç sahi*bi olması, uluslararası sistemde ise Devlet’in sadece kendi taahhütleri çerçevesinde sınırla*nabilen ve diğer devletlere eşit mutlak bağım*sızlığı anlamına gelir. felsefe, sosyoloji ve ikti*sat alanlarında az çok farklı anlamlarda kulla*nılan egemenliğin en yaygın kullanımı siyaset alanındakidir.

    Bir ülkede egemenliğin kimde olduğu soru* su, tarih boyunca geniş tartışmalara yol açmış*tır. ilk çağlarda bu günkü anlamda bir ege*menlikten söz edilemez. Devletler ya birbirin*den uzak yaşamakta ya da dış ilişkilerinde bir*birine üstünlüklerini kabul ettirmekteydiler. ilk kez XVI.yüzyılda Fransız hukukçuları (J.-Bodin) egemenliği bugünkü anlamına yaklaş*tırm Aya çalıştılar. Bunlara göre egemenlik, Fransa kralının içeride feodal senyörlcrc karşı üstünlüğünü, dışarda ise Roma-Germen im*paratorluğuna karşı bağımsızlığını koruma hak ve yetkisi idi. Bu çağlarda hükümdara iza*fe edilmiş olan ve dinî hukuktan doğan monar-şık egemenlik, daha sonra kendini demokra*tik egemenlik anlayışınıyansıtan millî egemen*liğe bıraktı. XVII.yüzyılda J.Locke ve XVIII.-yüzyılda J.J.Rousseau’nun geliştirdikleri “top*lum sözleşmesi” teorisine göre bölünemez ve başkasına devredilemez niteliklere sahip olan egemenlik, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesin*de “ Halk egemenliği” ilkesinin gelişmesine kat*kıda bulundu. 1789 Fransız devrimini yapan*lar ihtilal sonrası Fransa’nın anavasası olan

    1791 tarihli anayas aya halk egemenliği yerine “millî egemenlik” ilkesini soktular; “Egemen*lik tektir ve millete aittir”. Egemenliğe kazan*dırılan bu yeni boyut XIX. ve XX.yüz yılın an*layışını da yansıtır ve Milletin sahip bulundu*ğu egemenlik hakkının temsilcileri yoluyla kul*lanabileceğini ifade eder.

    Hukukî bakımdan egemenlik, devletin ayırı*cı vasıflarından biri olarak *kabul edilmiştir. Bu itibarla devlet, sınırlan belli bir ülkede ya*şayan halk üzerinde egemen olan yüksek otori*tedir. Bir ülkedeki halk egemen değilse, yani bir başka yerden emir ve direktif alıyorsa o, devlet değildir. Bu bakımdan devletin kendi ülkesi içinde rakip bir güce yer vermeyen dev*let kudreti, egemenlik olarak anlaşılmalıdır.

    Devletin egemenlik ilkesinin kullanılması da çeşitli tartışmalara sebep olmuş ve bu alan*da “kuvvetler ayrılığı” ilkesi yerleşmiştir. Yasa*ma, yargı ve yürütme güçlerinin birbirinden ayrı organlarca kullanılması yaygınlaşmışsa da, çağımızda yürütmenin yasam ayı dolaylı yoldan etkisi altına aldığı gözlenmektedir. As*lında devletin egemenliğinin sınırsızlığı anlayı*şının terk edilerek hem içte, hem de uluslara*rası alanda sınırlandırılmış bir egemenlik anla*yışının yerleşmiş olması söz konusudur. De*mokratik yönetim geleneği, egemenliği kulla*nan yöneticilerin gücüne Ö nemli kısıtlamalar getirmiştir. Anayasal sistemler ve hukuk devle*ti anlayışı egemenliğin nasıl kullanılacağını, bu gücü millet adına kullanacak olanların be*lirlenmesi hususunu düzenlemiştir. Uluslara*rası alanda da egemenlik kavramı bazı geliş*melere sebep olmuştur.

    Egemen bir devletin, uluslararası alanda kendini hiçbir güçle sınır*landırmaması anlayışı çağımızda terkedilerek devletlerin kendi taahhütleriyle bağımlı olma*ları anlayışı yerleşmiştir. içinde bulunduğu*muz yüzyılın başından itibaren devletlerin uluslararası alandaki egemenliklerini sınırla*yan bazı gelişmeler oldu. I. dünya Savaşı önce*sinde Lahey’de düzenlenen konferanslarda sa*vaşlarda devletlerin uyacakları bazı kurallar kabul edildi. Savaş sonrasında kurulan Millet*ler Cemiyeti’nin Ana sözleşmesi, devletlerin savaş açma konusundaki egemenliklerini sınırlandırdı. Pek çok devlet tarafından imzalanan Briand Kellog Paktı (1928), devletler arasın*daki anlaşmazlıkların savaş yoluyla çözümünü yasakladı. Ardından II.Dünya Savaşfndan sonra kurulan Birleşmiş Milletlerin Sözleşme*si, ülkelerin uluslararası ilişkilerde güce baş vurmaktan, Barış ve güvenliği tehditten kaçın*maları şartını getirdi. Savaş sonrasında ulusla*rarası plânda çeşitli alanlarda birliklerin ve uluslararası örgütlerin hızla çoğalması, devlet*lerin bu alandaki mutlak egemenliklerini sınır*landırmıştır. Bir devletin herhangi bir ulusla*rarası kuruluşa üye olarak girmesi, bu alanda*ki egemenliğinden bir kısmından kuruluş lehi*ne feragat etmesi anlamına gelmektedir. Ulus*lararası alanda, bütün devletlerin üzerinde bir yüksek otorite olmadığından ancak ilgili dev*letlerin kendi rızaları ile egemenliklerini sınır*lamaları söz konu su olmaktadır.

    Egemenlik kavramı, islam toplumları için Batılı toplumlardan farklı bir Anlam kazanmış*tır. Kur’an’da, “hüküm” olarak tefsir edilen “mülk’ün” Allah’ın olduğunun bildirilmiş ol*ması, Islam bilginleri tarafından bunun “ insan oğlunun Kanun koyma” yetkisinin olmadığı şeklînde yorumlanmıştır. peygamber (s) döne*minde her türlü egemenliği bizzat Hz.Muham-med kullanırken, onun ölümünden sonra hali*feler siyasal ve sosyal egemenliği ellerinde tut*muşlardır. ilk dönemde siyasal ve sosyal ege*menliği, Allah’ın halifesi olarak yaratıldığı be*lirtilen insanlar adına kullanacak bir “halife”-nin belirlenmesi bir tür seçimle gerçekleşmiş*ken, HzAÜ’den sonra “saltanat” usulü yerleş*miş ve yüz yıllar boyunca çeşitli hanedanlar, ge*nelde kuvvete dayalı olarak egemen olmuşlar*dır. Hanedanlar egemenliklerine meşruiyet kazandırmada dinden yararlanmışlardır. Ulus*lararası alanda ise Islam, antlaşmalara, veri*len söze ve barışa ö Nem vermiş, antlaşmalara uyulduğu müddetçe savaştan kaçınılmasını is*temiştir.
     

Sayfayı Paylaş