Efsane Futbolcular

'Spor Gündemi' forumunda Mavi_Kentli tarafından 6 Aralık 2008 tarihinde açılan konu


  1. PREKAZİ

    1957 yılında doğan Prekazi 1985-86 sezonunda Galatasaray'da forma giymeye başladı. Frikik ustası olan Prekazi, Tanju ve Mirsad ikilisine yaptığı asistlerle sayısız golü hazırladı ve bununla Galatasaray'ın unutulmazlar listesine adını yazdırdı.

    Galatasaray'ın lig şampiyonluklarında ve Avrupa kupası başarılarında büyük pay sahibi olan Arnavut asıllı oyuncu 1991 yılında Galatasaray'a veda etti.

    Bir süre Altay ve Bakırköyspor'da top oynadıktan sonra ülkesine geri döndü.
     



  2. SİMOVİC

    1954 yılında Karadağ'da doğan Simoviç futbol hayatına SZ Napredak takımında başladı. Yugoslav Milli Takımı'nda kalecilik yapan Simoviç 1984 yılında Galatasaray'a Derwall döneminde transfer oldu. Özellikle kurtardığı penaltı vuruşlarıyla ünlenen Simoviç, sarı kırmızılı forma ile 2 Lig Şampiyonluğu yaşadı. 1990 yılında futbolu bıraktı.
     



  3. tacsız kral METİN OKTAY (1936-1991


    Türkiye'nin en büyük golcülerinden biri olarak kabul edilen Metin Oktay 1936 yılında İzmir'de doğdu. 1954 yılında Yün Mensucat takımından İzmirspor'a transfer olan Metin Oktay aynı sezon 17 gole imza atarak 2.Lig'de gol krallığını ilan etti.

    Böylece Metin Oktay'ın gol krallığı dönemi başlamış oldu. 1955 yılında Gündüz Kılıç, Metin Oktay'ı 5 yıllık sözleşme karşılığında Chevrolet marka bir otomobil vererek sarı kırmızılı renklere bağladı.Galatasaray'da oynamaya başladığında henüz 19 yaşındaydı.

    Fakat genç yaşına rağmen Galatasaray camiasına çabuk ısındı ve daha ilk sezonunda 19 gol atarak gol kralı oldu.

    Aynı sezon Galatasaray da İstanbul Ligi'nde şampiyon oldu. Yalnız 1961-62 sezonunu İtalya'nın Palermo takımında geçiren Metin Oktay 1969 yılına kadar Galatasaray forması giydi. Futbol hayatı boyunca 6 kez gol kralı oldu ve 217 gollük bir rekora imza attı. Bu rekor 1988 yılında Tanju Çolak tarafından kırıldı. Taçsız Kral olarak anılan Metin Oktay derbi maçlarının büyük golcüsüydü. Ağları delip geçen meşhur golüyle birlikte Fenerbahçe'ye tam 18 gol atan Metin Oktay, Beşiktaş'a da 13 gol attı.

    36 kez A Milli Takım'da oynayan Metin Oktay bu formayla da 19 gol attı. Hayranlarınca daha çok 'Kral' olarak bilinen efsanevi oyuncu Metin Oktay, Türk futbol tarihindeki her rekoru kırdı: En çok gol atan oyuncu (632), birkaç sezon aralıksız en çok gol atan oyuncu (11), tek sezonda en çok gol atan oyuncu (38), uluslararası bir müsabakada en çok gol atan Türk oyuncusu (19).

    Taçsız kral 1969 sezonunda futbola veda etti. 1991 yılında vefat eden Metin Oktay Galatasaray Spor Kulübü'nün efsaneleşmiş golcülerinden biridir.
     



  4. Gheorghe Hagi

    1965'te Köstence'de doğan Gheorghe Hagi, futbola 1979-80 sezonunda Farul Köstence takımında başladı.

    1983-84 sezonunda Spartul'a transfer olan Gheorghe Hagi 1985 yılında Romanya'nın en iyi oyuncusu olarak seçildi. Daha sonra Steaua'ya geçen Hagi bu takımla 3 lig şampiyonluğu bir de Avrupa Süper Kupası'nı kazandı.

    1990 Dünya Kupası'nda sergilediği futbol ile dikkatleri üzerine çeken Gheorghe Hagi, Real Madrid'e transfer oldu. Bu forma altında 64 lig maçına çıkan Gheorghe Hagi 1992 yılında İtalya'nın Brescia takımına geçti.

    1994 Dünya Kupası'nda yine nefis bir performans sergileyen Gheorghe Hagi İspanya'ya geri dönerek Barcelona'da forma giymeye başladı.

    Geroge Hagi 1996 yılında Galatasaray'a katıldığında futbol otoritelerinin olduğu gibi hayranlarının da kafalarında çok sayıda soru işareti vardı.

    Gheorghe Hagi kendisini eleştirenlere karşın, ilk üç maçındaki galibiyet golleriyle Galatasaray'da etkisini kısa süre içinde gösterdi. Metin Oktay, Turgay Şeren veya Fatih Terim gibi kült oyuncuların ölesiye özlemini çeken taraftar Gheorghe Hagi'yi bağrına bastı. Çok geçmeden Ali Sami Yen'in yanısıra dört bir yandaki stadyumlar 'I Love You Hagi' şarkıları ve sloganlarıyla yankılanmaya başladı. 4 Lig Şampiyonluğu, UEFA Kupası ve Süper Kupa'nın kazanılmasında büyük rol oynadı. Futbola veda ettikten sonra Romanya Milli Takımı'nın başına geçen Hagi takım finale çıkamayınca görevinden ayrıldı. 2003-2004 sezonunda Bursaspor ile anlaşan Gheorghe Hagi, 12. hafta sonunda yeşil-beyazlı kulüpten istifa etti. Aynı sezonun sonunda Fatih Terim'in Galatasaray'dan ayrılmasıyla 27. Hafta'da Galatasaray'ın yeni teknik direktörü olan Hagi, Galatasaray'ı 2004-2005 sezonu boyunca çalıştırdı. Bu süreçte Fenerbahçe’yi tarihi farkla yenerek 5-1 kazanılan final maçının sonucunda Galatasaray’a 14. Türkiye Kupası’nı kazandıran kadronun da başındaydı.

    Çoğu insan onu 'Türkiye'de oynayan gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncu' diye tarif ediyordu. Nefes kesen serbest vuruşları, zarif çalımları, öldüren sol ayağı, dayanıklı mizacı ve kişiliği dünyanın her yanındaki Galatasaray hayranlarının aklında ve gönlündekini yerini hala koruyor. Bugün 10 numaralı forması Galatasaray Müzesi'nin duvarlarında asılı duran iki formadan biri; öteki de Metin Oktay'a ait.
     



  5. ANDRE CLAUDİO TAFFAREL (1966-
    1966 yılında doğan Taffarel 1994 yılında Brezilya'nın kazandığı Dünya Kupası'nda takımının file bekçisiydi. Kurtardığı penaltı vuruşlarından sonra yıldızlaştı ve tüm kulüplerin peşinden koştuğu bir file bekçisi oldu. Taffarel ise peşinden koşanlar arasından Parma'yı seçti ve 1998'de Galatasaray'a transfer olana kadar Parma'nınfile bekçiliğini yaptı. Galatasaray'da 3 sezon görev yapan Taffarel 2 Türkiye, 1 Lig Şampiyonluğu, UEFA ve Süper Kupa heyecanını takımıyla birlikte yaşadı. 2001 yılında Galatasaray'dan ayrılan Taffarel eski takımı Parma'ya geri döndü
     



  6. süper mario JARDEL
    böyle bir futbolcunun sonu bu olmamalıydı o bize süper kupayı getirdi en olmaz dediiğimz maçları bize kazandırdı o eli öpülecek bir oyuncuyduu
     



  7. Uğur Tütüneker
    Almanyada yetişip gelen futbolcuların ilklerindendir hatta Türk takımlarının Almanyada çok iyi Türk oyuncular yetişiyor araya yönelelim dimesinin başlangcıdır vücut çalımları ve müthiş deparları ile attığı ve attırdığı goller ile 80 lerin yarısından 90ların başına kadar olan dönemde efsane denilen her maça damgasını vurmuş Aslan yelesi gibi saçları ve karizmasına karizma katan sakalıyla dervall döneminden sonra Galatasarayın Avrupa Fatihi olmasının başlangıcındaki kilit oyuncuların başında gelir...ayrıca sayesinde Galatasaray pek çok bayan taraftar kazanmışdır...
     



  8. Popescu

    1967'de Kalafat'ta doğan Popescu Steaua Bükreş'te ve PSV Eindhoven'da oynadığı yıllarda yıldızlaştı. Daha sonra Barcelona'ya transfer oldu ve takımın kaptanlığını üstlendi. Kupa Galipleri Kupası Şampiyonluğunu yaşadıktan sonra 1997'de Galatasaray'a transfer oldu. Galatasaray tarihinin unutulmaz savunma oyuncularından olan Popescu 2001-02 sezonunda Lecce'ye transfer olana kadar sarı kırmızılı forma ile 3 lig, 2 Türkiye, 1 UEFA Kupası ve 1 de Avrupa Süper Kupasını kazandı
     



  9. hakan şükür
    Hakan Şükür 1 eylül 1971 tarihinde Sakarya'da doğdu.Futbol hayatına 1987 yılında doğum yeri olan Sakarya'da başladı.1980 senesine kadar Sakaryaspor'da forma giyen Hakan Şükür,buradan ayrılmasından sonra 2 sene formasını giyeceği 1.Lig takımlarından Bursaspor'a geldi.
    Hakan Şükür için dönüm noktası 1992 yılında Galatasaray'a transferiydi.Galatasaray'da birçok başarı toplayan ünlü futbolcu 1995 yılında torino'ya transfer oldu.İtalyan kulubünde 4 ay kaldıktan sonra yine Galatasaray'a geldi.1998 yılında FIFA tarafından dünyanın en iyi golcüsü seçildi.
    Takvimler 200 yılını gösterdiğinde,Galatasaray'da UEFA kupasını kaldırdı.Gene temmuz ayında birçok Galatasaraylı futbolcu gibi onunda Galatasarayla yolları ayrıldı.Bir diğer İtalyan takımı Inter'e transfer oldu.
    2002 yılında Inter'den Parma'ya kiralanan Hakan Şükür 1 yıldan kısa bir sürede bu takımda forma giyerek İtalya kupasını kaldırmanın mutluluğunu yaşadı.
    Aynı seneTürk Milli Futbol takımımızın dünya 3. sü olacağı dünya kupasında Güney Kore'e attığı 9. saniyedeki gol ile dünya kupası tarihinin en erken golune imza atmıştır.
    2002-2003 senesinde Blackburn'da forma giyen Hakan Şükür tekrar Galatasaray'a döndü.Şuandada hala Galatasaray'da oynayan Hakan Şükür Tanju Çolak'ıda geçerek Türkiye'nin gelmiş heçmiş en büyük golcüsü olmaya çok yakın.
    BRAVO KRAL
     



  10. ALİ SAMİ YEN (1886-1951)
    Sonradan Yen soyadını alan Ali Sami bey, 20 Mayıs 1886'da İstanbul`un Kandilli semtinde doğdu.Babası, ünlü edebiyatçılarımızdan Şemsettin Sami' ydi. Galatasaray Lisesinde okudu ve futbol oynadı. 1905 yılında Galatasaray Lisesi'nden arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray Kulübünü kurma kararını aldı ve Kulübün bir numaralı kurucu üyesi oldu. Ali Sami Yen ayrıca Türk futbolunun önde gelen örgütleyicilerinden de biri oldu. Yen 1923 yılında kurulan Türkiye idman cemiyetleri İttifakı'nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. 1924 Paris olimpiyatlarına katılan Türk kafilesinin başkanlığını yaptı. 1926-1931 yılları arasında Türkiye Milli Olimpiyat komitesinin başkanlığı görevini yürüttü. Galatasaray'da 1905-1918 arasında 13 yıl, 1925'te 1 yıl olmak üzere iki dönemde 14 yıl başkan olarak hizmet verdi.Ali Sami Yen' in Sarı Kırmızılı kulübe önemli bir katkısı da Galatasaray Müzesinin kurulması oldu. 1905 yılında yönettiği Moda-Kadıköy karşılaşması nedeniyle, Ali Sami Yen' in ilk Türk hakem olabileceği de çeşitli kaynaklarda yazılıdır. Mili Takımın Romanya ile yaptığı ilk maçta, teknik adam olarak takımın başında o vardı. Bu görevi de bir süre yürütmüş, yani Türk Milli Takımın ilk teknik direktörü olmuştur. Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen'nin adı bugün takımın her maçını oynadığı stada verilerek ölümsüzleştirildi. Ali Sami Yen 1951 yılında vefat etti ve Feriköy mezarlığında toprağa verildi.

    Ali Sami Yen, sadece Galatasaray' ın değil Türk sporunun en seçkin kişiliklerinden biriydi. Onun açtığı yoldan pek çok sporcu, teknik adam ve yönetici yetişti. Bunlar sadece Galatasaray' a değil Türk sporuna da büyük hizmetler verdiler. Atletizm, basketbol, voleybol gibi öteki spor dallarında da Galatasaray' lılar sadece öncü olmakla kalmadılar, sporcu, teknik adam ve yönetici olarak da bu sporların ülkemizdeki gelişiminde çok önemli roller oynadılar. Kısacası, Ali Sami Yen sadece Galatasaray kurucusu olarak kalmadı, Türk sporunun da pek çok kuruluşunun temelinin atılmasını ve yükselmesini sağladı. Böylece Galatasaray' lıların çok önemli bir özelliklerini de en çarpıcı biçimde ortaya koymuş oldu. Bu gelenek hep devam etti. Galatasaraylılar her zaman ülke sporuna çok önemli hizmetlerde ve katkılarda bulundular.
     



  11. CÜNEYT TANMAN (1956- )
    1956 yılında doğan Tanman Galatasaray alt yapısından yetişti. 342 lig maçında görev yapan Tanman, 1.Lig'de en çok forma giyen oyuncu ünvanını aldı. Bu ünvanı 2001-02 sezonuna kadar korudu. Savunma ve orta sahada görev yapan Tanman, 1975-76 sezonunda Giresunspor'da kiralık oynadığı dönem dışında futbol hayatı bitene kadar Galatasaray'da futbol oynadı. 1988-89 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finale çıkan Galatasaray'ın kaptanlığını yaptı. 17 kez A milli Takım'da görev yapan Cüneyt Tanman futbola 1991'de veda etti. Daha sonra Galatasaray'da Lucescu döneminde ve A Milli Takım'da Mustafa Denizli yönetiminde menajerlik yaptı.
     



  12. ULVİ ZİYA YENAL (1908-1993)
    1908'de İstanbul'da doğan Yenal futbol hayatına Galatasaray Lisesi'nde okurken başladı. 12 yaşındayken genç takıma ve 16 yaşında da Milli Takım'a seçildi. Galatasaray'da 4 kere İstanbul Ligi Şampiyonluğu gördü ve Milli Takım'ın formasını 6 kez giydi. Futbolu bıraktıktan sonra Hakem Kurulu, Futbol ve Tenis Federasyonlarında başkanlık yaptı. 1953-54 ve 1962-65 yılları arasında Galatasaray Spor Kulübü'nün başkanlığını yaptı..
     



  13. sOnG
    İşte hayatın en dibinden en yükseğe doğru sıçramış başarılı oyuncumuz song'un hayat hikayesi

    zaman zaman parasını alamadığı için çıkardığı küçük çaplı isyanlarla Galatasaray yönetiminin tepkisini toplasa da sanki 40 yıllık ‘aslan’mışçasına tekmeye kafa uzatan gözüpekliği, sınır tanımayan hırsı, arkadaşlarına güç katan karizması ve sahaya sadece fiziğini değil beynini de koyan akılcılığıyla sarı-kırmızılı taraftarların sevgilisi o. aslında ‘aslan’ unvanını kazanması florya’nın kapısından girmesinden çok daha eskilere dayanıyor. Çünkü o bir kamerunlu ve ülkesinin “afrika aslanları” olarak tanınan milli takımının da kaptanlığını yapıyor.
    babası paul song'u küçük bir bebekken kaybeden ve üzüntüsünü “onu hiç tanıyamadım. hiç bir şeyi babamla paylaşamadım. başarılarımın mutluluğunu birlikte yaşamayı, meyvelerini onunla paylaşmayı çok isterdim. ancak kader bu ve kabul etmekten başka hiçbir şey yapılamıyor” cümleleriyle dile getiren rigobert song’un afrika’dan fransa’ya, oradan da neredeyse bütün avrupa’yı dolaştıktan sonra türkiye’ye uzanan hayat öyküsü ilginç maceralarla dolu. gelin bu hikayeyi song’un ağzından dinleyelim.

    gerekİrse taŞ yİyecektİm

    genç rigobert futbolcu olmayı kafasına koymuştur ve bu amaçla yaşadığı şehir olan yaounde’yi terk ederek bangou’nun yolunu tutar. amacı, İtalya-90 dünya kupası’nda hayranlıkla izlediği ‘kamerun aslanları’ndan biri olmaktır. o günleri anlatırken şu sözleri kullanır song: “bangou şehrinin takımı red star'da oynamak için yaounde'yi terk ederken, çok saygı duyduğum annem evden ayrılmamı büyük bir olgunlukla kabul etti ve hiç tepki göstermedi. hayat benim için zorlaşmıştı. kiramızı denk getirmek için bir odada kalabalık bir arkadaş topluluğuyla kalmak ve her sabah 200 litre su taşımak zorundaydım.
    İtalya’daki dünya kupası’nda başarısına hayranlık duyduğum futbolcularla benim için yeni bir dönem de başlamış oldu. ‘niçin bir gün ben de onlar gibi olmayayım?’ diye düşünüyordum. İdealim olan oyuncuları selamlamak için caddelerde otobüslerinin peşinden koştuğumu hayatım boyunca unutamayacağım. zira ben de onlara benzemek istiyordum. artık benim için çok sıkı çalışma zamanıydı ve hedeflerime ulaşmak için gerekirse taş bile yiyecektim.”
    eve dÖnÜŞ ve profesyonellİk
    red star’da sergilediği futbol ona sadece profesyonelliğin değil, annesinin yaşadığı şehir olan yaounde’nin de kapılarını açacaktır. tonnerre yaounde’de oynarken futbolun yaşatabileceği her duyguyu tadar song: “korku, futbol tutkunu taşkın seyircilere karşı oynamak, zaman zaman hiç sebebi yokken karnımda duyduğum ağrı, sevinç, profesyonel futbolun size yaşatabileceği her şey artık hayatımın bir parçası oldu.”
    song’a songo’o desteĞİ
    kamerunlu futbolcular için avrupa’ya atlama taşı fransa ligi’dir. bir tür menajerlik görevini de üstlenen amcası, metz kulübü ile temasa geçip song’la ilgili bilgileri fakslar fransız kulübüne. ancak o dönemde metz’in teknik direktörlüğünü yapan joel müller tüm bu bilgileri çöp sepetine göndermektedir.
    hikayenin bu bölümünü song’dan dinleyelim: “müller’in benimle ilgili belgeleri çöp kutusuna attığını gören ve metz kulübünün kalecisi olan milli takımdan arkadaşım jacques songo’o duruma müdahale etmiş. müller’e benim gerçekten iyi bir futbolcu olduğumu ve metz’in işine yarayabileceğimi anlatmış. bunun üzerine müller benimle ilgili bilgileri çöp sepetinden çıkartıp yeniden incelemiş. 1994’te abd'de düzenlenen dünya kupası’nın hemen öncesinde yaşanmıştı bu olaylar. müller bana güvendi ve metz’e transferim gerçekleşti. ben de hem dünya kupası’nda oynadığım futbol hem de daha sonra metz’de gösterdiğim performansla onu hayal kırıklığına uğratmadım. bugün onu manevi babam olarak kabul ediyorum. evimde de herkes onu tanır. futbolu bana o öğretti ve başarılı olmamdaki en büyük etkenlerden biridir. bugün geldiğim noktaya onun sayesinde ulaştım ve ona kocaman bir borcum olduğunu düşünüyorum.”

    metz’de gÜzel gÜnler

    metz günleri, song’un futbol hayatındaki en güzel dönemdir. kamp ve deplasmanlardaki oda arkadaşı ise geçtiğimiz transfer döneminde Galatasaray’ın adını sakız gibi çiğnediği robert pires’tir. “futbol kariyerimin en güzel golünü de metz formasıyla lyon’a attım” diye anlatır song ve gerisini şöyle getirir: “metz kulübünde futbol atmosferi çok iyiydi; en güzel günlerimi orada geçirdim. futbol kariyerimin en güzel golünü de lyon’a karşı oynarken attım. o gün sahadan 2-1’lik galibiyetle ayrıldık. bugün arsenal'de oynayan robert pires’le aynı odayı paylaşıyorduk. gol attıktan sonra pires'in arkasında diz çöker ve o pozisyonda yürürdük. golden sonra sevincimizi böyle yaşardık. 1996'da lig kupası’nı kaldırdık, 1998'de de lig ikincisi olduk. unutulmaz günlerdi.”

    avrupa turu İtalya’dan baŞliyor

    song için o unutulmaz günlerin ardından bir avrupa turu görünmektedir artık. ve ilk durak İtalya’dır. yeni kulübü ise salernitana… “benim için bir transit kulüp oldu” der song salernitana için, “İtalya bana göre dünyanın en büyük futbol ülkelerinden biridir. burada dünyanın en kaliteli futbolcularıyla birliktesinizdir. bu ülkede oynamak bütün futbolcuların rüyasıdır. İtalya’da milan'da oynayan gattuso ve parma'da oynayan di vaio ile çok yakın arkadaşlık kurmuştum.”
    İngİltere’de hayal kirikliĞi
    sırada liverpool vardır kamerunlu için. 1998-99 sezonunda ada’nın yolunu tutar: “liverpool'da oynamak benim için gerçekleşemez bir rüyaydı sanki. salernitana'dan sonra liverpool'da oynamak avrupa’da ciddi bir referanstır. bu kulüpte metz’de olduğu gibi futbol hayatımın en iyi performansını sergilemek istiyordum. ancak teknik direktörümüzün sistemine ayak uyduramadım. liverpool’dan derhal ayrılmam gerekiyordu. bereket versin ki bana büyük bir destek veren titi camara ile karşılaştım. bugüne kadar da iyi ilişkilerimizi koruduk. west ham takımına transferim benim için bir kurtuluş oldu. Çünkü liverpool’da oynayamıyordum. west ham’da tekrar futbola dönme fırsatı bulmuştum. başlangıçta her şey çok iyi gidiyordu. ne yazık ki daha sonra aynı senaryo tekrarlandı ve yine sandalyede oturma dönemi başladı. ancak titi camara bir kez daha imdadıma yetişti ve hafızamdan silmek istediğim bu kariyer dönemini köln’e giderek kapattım.”

    almanya gÜnlerİ

    köln, song için gerçekten bir kurtuluş kapısı olmuştur. liverpool ve west ham’da bulunduğu dönemde kenarda oturduğu günlerin acısını çıkarırcasına oynamaya başlar: “köln’de başarılı futbol kariyerimi tekrar konuşturdum. zira west ham’da hiç oynayamamıştım. Çok sevdiğim bir şehre gelmiştim ve 2002 dünya kupası’ndan önce futbol oynama zevkini yeniden tattım.”
    ama her güzel şeyin olduğu gibi köln defterinin de sonuna gelmişti song: “orada kalmayı çok isterdim. ne yazık ki bundesliga’da kalmayı başaramadık. köln’de zamanımın büyük bir kısmını birlikte geçirdiğim anthony baffoe ve alessane ouedraego'nun tavsiyelerini hiç bir zaman unutmayacağım.”

    fransa’ya dÖnÜŞ

    köln’ün küme düşmesinin ardından bayern münih ve bayer leverkusen, song için ciddi transfer girişimlerinde bulunur. ama lens daha hızlı davranmıştır: “fransa’ya dönmeden önce bayern münih ve bayer leverkusen’le transfer noktasında çok ileri seviyeye giden temaslarımız oldu. ancak lens çok hızlı çıktı. fransa’ya döndüğümde aynı motivasyonu tekrar yaşadım. Özellikle joel müller'i yeniden buldum. burada ailemin diğer üyeleriyle de bir araya gelmiştim: daguy bakari ve zoumana camara. birlikte çok mutlu zamanlarımız oldu.”

    kamerun aŞki

    kamerunlu olmak song için önemli bir gurur kaynağı. bu gururu anlamak için şu sözlerini kulak vermek yeterli: “kamerun’u çok seviyorum. Ülkemi temsil eden bir sembol gördüğüm zaman içim titriyor. Ülkemin onuru için her şeyimi vermeye hazırım. bunun içindir ki milli takım’a her çağrılışımda artık başka bir şey düşünemiyorum. hangi takımda oynarsam oynayayım aklım devamlı milli takım’dadır. böyle prestijli bir takımın kaptanlığını yapmak benim için büyük bir onur. her zaman milli takım’a seçilmekten de doğrusu çok memnunum. milli takım’daki ambiyans çok güzel. takım olarak büyük bir aile gibiyiz. patrick mboma ile düzenli olarak telefonlaşırız. Çok iyi bir ilişkimiz var. bugün geriye dönüp baktığımda, yaptığım işten çok memnunum. en iyi oyuncu olmadığımı kabul ediyorum ancak elimden gelenin en iyisini yapmak için çabalıyorum. oynarken fiziki gücümün yanı sıra ruhumu da ortaya koymaya çalışıyorum.”

    bÜyÜk Şef “rİgo”

    kamerun milli takımı da onun değerini biliyor. arkadaşları song’a “büyük Şef rigo” diye hitap ediyor. türkiye’ye geldiği tarih ise bir cumartesi gününe rastlayan 10 temmuz 2004'tür. bir sonraki gün pazar sabah saat 10.00'da sağlık kontrollerine başlayan song, öğleden sonra saat 15.25’te Galatasaray'la bir yılı opsiyonlu üç yıllık sözleşme imzalar. lens’ten ayrılıp Galatasaray’a demir atan song’un duyguları nasıldır acaba?
    “lens'te oynarken kendimi çok iyi hissediyordum. felix bollaert stadı’nı ve taraftarlarını asla unutmadım. buradan bir defa daha onlara teşekkür ediyorum. İstanbul'da da aynı şeyleri yaşadım ve ümit ediyorum yaşamaya devam da edeceğim. İstanbul çok güzel bir şehir. en sevdiğim yemeklerin başında pilav geliyor. Çünkü pilav bizim milli yemeğimiz. biz pilavı soslu yeriz. acılı afrika sosuyla tadına doyum olmaz. o sosu burada bulamadığımız için fransa'dan getirtiyoruz.”