Edebi Sanatlar

'Ders notları' forumunda YAREN tarafından 28 Ağustos 2010 tarihinde açılan konu


  1. Edebi Sanatlar,Edebi Sanatlar nelerdir,Edebi Sanatlar konu anlatımı,edebi sanatlar hakkında genel bilgi,edebi sanatlar ve örnekleri,

    Edebi Sanatlar


    TEŞBİH (BENZETME)

    Anlama güç katmak için, aralarında gerçek yada mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.
    Şair, kendisini etkileyen bir olay veya varlık karşısında heyecanlanır, bu heyecanını daha kuvvetli ve tesirli anlatabilmek için, o ruh hâlini okuyucuda daha iyi canlandırabilecek benzetmeler yapma yoluna gider ve bunun sonucunda da teşbîh sanatı meydana gelmiş olur.
    Teşbîh sanatında en az iki, en fazla dört öge bulunur ve yapılan teşbîh bu ögelerin bulunup bulunmamalarına göre bazı isimler alır. Bu dört benzetme ögesi (erkân-ı teşbîh, teşbîhin rükunları, ögeleri) şunlardır :
    1- Benzeyen (müşebbeh, teşbîh edilen, benzetilen) : Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır.
    2- Kendisine Benzetilen (Müşebbehünbih, kendisine teşbîh edilen, benzetmelik) : Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır.
    3- Benzetme Yönü (Vech-i Şebeh) : benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır. (Ancak bu ortak nokta her zaman vurgulanarak zikredilmeyebilir.)
    4- Benzetme Edatı (Edat-ı Teşbîh) : Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir. Teşbîhte genellikle şu kelime yada ekler benzetme edatı olarak kullanılır :
    Âdetâ, andırır, benzer, bigi, çü, çün, gibi, gûnâ, gûne, gûyâ, gûyiyâ, kimi, mânend, meger ki, misal, misillü, misl, nitekü, nitekim, sanki, sıfat (gül- sıfat), tek, tıpkı, -asâ, -vâr, -veş vb.
    Aşağıdaki örnekte benzetme ögelerini topluca görebilmekteyiz.
    Durmuş zaman gibiydi geçmeyen zaman.
    Yahyâ KemâlKaynakwh:

    1- Benzeyen (benzetilen, müşebbeh) : zaman
    2- Kendisine benzetilen (mişebbehünbih) : durmuş saat
    3- Benzetme yönü (Vech-i şebeh) : durup geçmemek, ilerlememek, durmuş
    4- Benzetme edatı (edat-ı teşbîh) : gibiydi

    Bu örnekte geçmeyen zaman durmuş bir saate benzetilmektedir. Bu mısrada kullanılan kelimelerin tamamı gerçek anlamlarında kullanılmıştır. Bununla birlikte “durup geçmeyen zaman” gerçekten durmuş bir saat değildir. Mecâzî bir benzerlik söz konusudur. Yani kelimeler gerçek anlamlarında kullanıldıkları halde meydan getirdikleri anlam bütünlüğü mecâzî bir yapı kazanır. Bu örnekte, şair kendi ruh sıkıntısından doğan zamanın bir türlü geçmeyişini, durmuş bir saate benzeterek okuyucu üzerindeki etkiyi arttırmaya çalışmıştır.

    TEŞBÎH ÇEŞİTLERİ : Benzetme ögelerinden (erkân-ı teşbîhten) birisinin yada birkaçının kullanılıp kullanılmamaları açısından yaygın tarife göre dört türlü teşbîhten söz etmek mümkündür.

    1- Mufassal Teşbîh (Teşbîh-i Mufassal, tafsilatlı, ayrıntılı teşbîh) : Benzetme ögelerinin tümünün bulunduğu teşbîhe mufassal teşbîh denir.

    Ali aslan gibi cesurdur.

    1- Benzeyen-benzetilen : Ali
    2- Kendisine benzetilen : aslan
    3- Benzetme yönü : cesaret
    4- Benzetme edatı : gibi


    Meltem’ in gözleri deniz rengi gibi masmavidir.

    1- Benzeyen : Meltem’ in gözleri
    2- Kendisine benzetilen : deniz rengi
    3- Benzetme yönü : masmavilik
    4- Benzetme edatı : gibi
    Bir güzel yırtıcı kuş gözleri gördüm, baktım
    Som mücevher gibi kan kırmızı tırnaklarına
    Yahyâ Kemâl

    1- Benzeyen : tırnaklar
    2- Kendisine benzetilen : som mücevher
    3- Benzetme yönü : kırmızılık, kırmızı renkte oluş
    4- Benzetme edatı : gibi

    2- Muhtasar Teşbîh (Teşbîh-i muhtasar, kısaltılmış, ayrıntısız teşbîh) : Teşbîhin ögelerinden (erkân-ı teşbîhten) benzetme yönü (vech-i şebeh) söylenilmeden yapılan teşbîhtir. Yani bu tür teşbîhlerde benzetme yönü bulunmaz.

    Ali aslan gibidir.

    1- Benzeyen : Ali
    2- Kendisine benzetilen : aslan
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : gibi
    Hizmetçiye gel der gibi Azrail’e gel der.Kaynakwh:
    Yahyâ Kemâl

    1- Benzeyen : azrail
    2- Kendisine benzetilen : hizmetçi
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : gibi
    Âb-gine içinde mey gibidir
    Leb-i la’lin hayâli dilde müdâm

    leb : dudak
    la’l : yakut
    müdâm : devamlı, sürekli,daima
    âb-gîne : billur, kristal; şişe, sürahi; kadeh; ayna, elmas; kılıç; gözyaşı; şarap
    mey : içki, şarap

    (Yâkuta benzer, yâkut renkli dudağının hayâli gönülde devamlı kadeh içindeki şarap-içki gibidir. / Yada : ey sevgili, senin yâkuta benzer dudağının hayâli gönlümde sürekli kadeh içindeki içki-şarap gibidir. / Senini dudağının hayâli hiç aklımdan, hatırımdan gitmiyor, çıkmıyor.)

    La’l (yâkut) : Kırmızı; kırmızı renkte bir taş. Şarap da kırmızı renktedir. Kadehin şekli de kalp şekline benzer şeklinde düşünülmüştür. Şarap da dudağa götürülerek içilir vs. Dudak-lal aynîleştiriliyor, özdeşleştiriliyor. Şairin dudağında tıpkı mey tadı, lezzeti veriyor ve onun gibi aklımı başımdan alıyor, sarhoş ediyor.

    1- Benzeyen : Sevgilinin dudağının hayâli
    2- Kendisine benzetilen : Kadeh içindeki şarap, mey
    3- Benzetme yönü : Sarhoş etme, aklı baştan alma, kırmızılık
    4- Benzetme edatı : gibi
    3- Müekked Teşbîh (Teşnîh-i müekked, te’kid edilmiş, eksiltilmiş) : Benzetme edatı bulunmayan teşbîh türüne denir.

    Yalnız bu katta mümkün olur dâimî uçuş
    Her hamlesiyle rûh, o çelikten kanatlı kuş
    Yahyâ Kemâl

    1- Benzeyen : ruh
    2- Kendisine benzetilen : çelik kanatlı kuş
    3- Benzetme yönü : uçma, uçuş (ruhun da uçar gibi göğe yükseldiği fikri)
    4- Benzetme edatı : -
    Sürekli sevgiyi duydukça anne topraktan

    1- Benzeyen : toprak
    2- Kendisine benzetilen : anne
    3- Benzetme yönü : sevgi duymak, göstermek
    4- Benzetme edatı : -
    4- Beliğ (güzel, uz) Teşbîh (Teşbih-i Beliğ) : Sadece benzeyen ve kendisine benzetilen ögeleriyle yapılan teşbîh türü olup teşbihin en makbul çeşididir.

    Som gümüşten sular üstünde giderken ileri
    Yahyâ Kemâl

    1- Benzeyen : sular
    2- Kendisine benzetilen : som gümüş
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : -
    Fark etmez anne toprak ölüm mâceramızı
    Yahyâ Kemâl

    1- Benzeyen : toprak
    2- Kendisine benzetilen : anne
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : -
    Hulyâ tepeler, hayâl ağaçlar
    Yahyâ Kemâl

    1- Benzeyen : tepeler, ağaçlar
    2- Kendisine benzetilen : hulyâ, hayâl
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : -

    Bu örnekte görüldüğü üzere birden fazla unsurun da birbirine benzetildiği olur. Hatta özellikle birden fazla unsur arasında yapılan edebî sanatlar vardır.
    Edebî sanatlardan bahseden eserlerde teşbîhin bu yaygın dört çeşidinin dışında, kullanışlarına göre de teşbîh çeşitleri hakkında bilgi verilmiştir.



    İSTİARE (İĞRETİLEME)

    Teşbihin ana öğelerinden sadece kendisine benzeyen ya da kendisine benzetilenle yapılan teşbihe istiare denir.Kendisine benzetilenle yapılana "açık istiare" kendisine benzeyenle yapılana "kapalı istiare" denir.



    İstiare

    Açık İstiare Kapalı İstiare

    Benzeyen-Yok Benzeyen-Var

    Benzetilen-Var Benzetilen-Yok


    *Bir ihlal uğruna Rab ne güneşler batırıyor.

    K.Benzetilen

    *Uludağ etekleri al ipekten bu akşam.

    *Kara dutum,çatal karam,çingenem

    Nar tanem,nur tanem,bir tanem

    *Varsın rüzgar bahçelerde gezsin

    *Ay zeytin ağaçlarından yere damlıyordu.


    MECAZ VE MECÂZ-I MÜRSEL

    Mecaz kelimesi sözlükte gelip gidilen, geçilen yol; geçilmesine izin (cevaz) verilen sınır ve gerçeğin zıddı anlamlarındadır. Bir edebî terim olarak ise mecaz, bir kelimenin gerçek anlamlarında kullanılmayıp, benzetme maksadı yada bir şeyle benzetme ilgisinin başka? anlamlarda kullanılmasıdır.

    Kelimelerin mecâzî anlamlarında kullanılmaları duygu ve hayali şahlandır, sözün etkisini arttır. Mecaz kullanımı sayesinde bir konunun daha iyi kavranması yada kavratılması sağlanır.

    Mecaz, başlı başına bir edebî sanat olmaktan ziyade, teşbîh, istiâre, kinâye, mecâz-ı mürsel vb. gibi değer bazı sanatların ortaya çıkmasına yardımcı olur. Bir diğer ifadeyle bu tür sanatlarda mecâzî anlamda kullanılmış bir kelime olacağından burada ağırlıklı olarak vurgulanan, tespit edilen sanata ilaveten mecaz sanatı da vardır. Bir babanın oğluna “aslanım” demesinde istiâre sanatı vardır. Zira iki unsur arasında bir benzetme ilgisi (ilişkisi) ve maksadı vardır ve bu unsurlardan sadece biri mevcuttur. Ayrıca mevcut olan unsur (aslan-kendisine benzetilen) mecâzî anlamda kullanılmıştır, geçek anlamda kullanılmalarına imkân yoktur. Burada mecâzî anlamda kullanılan “aslan” kelimesi ile yerine kullanıldığı “oğul” arasında bir benzetme ilgisi ve maksadı vardır. Eğer bir kelime mecâzî anlamda kullanılmış ve bu kullanımda yerine kullanıldığı kelime ile arasında bir benzetme, benzerlik ilgisi, ilişkisi yada maksadı varsa orada gerçek mecaz sanatı var demektir. Bu tip mecazlar sadece mecaz diye de anılırlar ve mecaz-ı mürselden farklıdırlar.

    Mehtâp her gece yeri, semâları dolaştı; gümüşlerini manzaralar üstüne döktü.

    Burada gerçek mecaz sanatı vardır zira;

    1. Gümüş kelimesi gerçek anlamının dışında mecâzî anlamda kullanılmıştır. Buradaki gümüşleri ile ayın parlak hâlinden saçılan ışıklar kastedilmiştir.
    2. Dolayısıyla ayın parlak hâlinden saçılan ışıklar gümüşlere benzetilmiştir. Yani saçılan ışıklar ile yerlerine kullanılan ve mecaz yapılan gümüş (ler) arasında bir benzetme ilişkisi (benzetme ilgisi) ve maksadı vardır.

    1- Benzeyen : mehtabın saçılan ışıkları (yok)
    2- Kendisine benzetilen : gümüşler (var)
    Mecazı (gerçek mecazı), mecaz-ı mürselden ayırmada dikkat edeceğimiz en önemli husus bu benzetme ilgi ve maksadını tespit etmektir. Şayet böyle bir ilgi ve maksat var ise orada istiâre sanatı vardır ve bu sanatın olduğu yerde ise mecaz-ı mürselin olması imkânsızdır.



    TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME) SANATI

    Cansız varlıklarla ve insan dışındaki canlılara insan özellikleri vermeye teşhis sanatı denir.

    *Onun ölümüne gök yüzü ağladı.

    *İçmiş gibi geceyi bir yudumda,

    Göğün mağrur bakışlı bulutları.

    *Ay suda bestelerken en güzel şarkısını

    Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı.