ebussuud efendi kimdir

'Biyografi' forumunda Blizzard tarafından 25 Ağustos 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ebussuud efendinin fetvaları
    Ebussuud efendi ve kanuni




    Ebussuud Efendi,İstanbul civarında Müderris köyünde doğdu. Babasından, zamanın alimlerinden, bilhassa büyük İslam alimi Şeyhülislam İbni Kemal'den okuduktan sonra müderris, Bursa ve İstanbul kadısı, Rumeli kazaskeri ve 1548'de şeyhülislam oldu.
    Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan İkinci Selim zamanlarında 27 yıl kadar Şeyhülislamlıkta bulunmuş, devrin en büyük alimlerinden biridir. Babası Şeyh Muhiddin Mustafa İmadiyeli olduğu için ona da İmadi diyenler vardır.


    Ebussuud Efendi Kanuni Sultan Süleyman zamanında 22, Sultan İkinci Selim zamanında ise 6 yıla yakın bu görevde kaldı. 84 yaşında ölen Ebussuud Efendi, Eyüb civarında yaptırdığı mektebin yanına gömüldü. Osmanlı şeyhülislamları içinde en önemlilerinden biridir. İrşad-ül Aklıselim adlı bir Kuran tefsiri ile fetvaları meşhurdur. Şahsiyeti o kadar ün saldı ki ölümünde Mekke ve Medine halkları da cenaze namazı kıldı. Üsküp'te bir cami, İstanbul'da bir hamamı vardır ve İstanbul'un meşhur caddelerinden biri onun adını taşır. Türkçe şiirleri, düzgün ve kuvvetli olduğu gibi Arap edebiyatının en başarılı eserlerinden sayılır.


    Ebussuud Efendi güler yüzlü, tatlı sözlüydü. Çok düşünür, az konuşurdu. Son derece sade giyinirdi. Cömertti, elindekini paylaşmayı severdi. Konuşurken sözlerini yerli yerinde şakalarla süsler, bu yüzden çocuklar ona bayılırdı. O da çocukları pek sever, onlarla yakından ilgilenirdi. Sıradan insanları bile ciddiye alır, basit sualleri bile geçiştirmez, muhatabı anlayıncaya kadar da izah ederdi. 23 Ağustos 1574′te vefat etti. Gidip görmek isteyenler, ruhuna bir fatiha okumak isteyenler için mübarek kabri, Eyüp Meydanı‘nda adıyla anılan Dar-ül Hadis’in bahçesindedir.



    Ebussuud efendi ve kanuni Sultan Süleyman


    Bir gün Kanunî Sultan Süleyman, sarayın bahçesinde armut ağaçlarını kurutan karıncaların telef edilmesi için Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi’den aşağıdaki beyitle fetva istedi:


    “Dırahta ger ziyân etse karınca / Zararı var mıdır ânı kırınca?”


    Yani: “Eğer ağaca karınca zarar verse, onu öldürmek caiz midir?” diye sordu.


    Padişahın bu fetva talebi üzerine, Ebussuûd Efendi de şöyle bir beyitle cevap verdi:


    “Yarın Hakk’ın dîvânına varınca / Süleyman’dan hakkın alır karınca!”


    Bir karıncayı bile incitmekten çekinecek kadar mükemmel bir manevi terbiyeden geçmiş bulunan Kanunî hem dirayetli bir kumandan, zeki ve teşkilatçı bir devlet adamı ve hem de alim ve edip bir şahsiyetti.

    Ayasofya vakıflarına ait dükkânların kira bedelleri yükseltme kararıyla yaşanan. Kiracılar durum kendilerine tebliğ edildiğinde itiraz edip şikâyetlerini Kanuni Sultan Süleyman’a kadar ilettiler. Vakfın son derece zengin olduğunu, dükkânların mevcut gelirinin giderlere fazlasıyla yettiğini, dolayısıyla kira bedellerinin artırılmasına gerek bulunmadığını, esasen kendileri de Müslüman ve dar gelirli oldukları için daha yüksek miktarda kira münasip olsa dahi kendilerine kolaylık gösterilmesinin dinen caiz olduğunu anlattılar. Haklılardı Kanuni’ye göre. Esnaf tespit edilen kirayı ödemekte zorlanabilirdi. Huzuruna gelen heyeti dinledikten sonra kira bedellerinin bir yıl daha sabit kalmasına dair ferman yazdırdı Kanuni. Amaçlarına ulaşmış olmanın mutluluğu içindeki esnaf ferman yazıldıktan sonra kapıp Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin kapısına dayandı. Gereğinin uygulanması için fermanı kadılara tebliğ görevi Şeyhülislam’a aitti. Kayıtlarda Ebussuud Efendi’nin fermanı okur okumaz itiraz etti var.
    ‘Bu fermanı tamim etmem.
    Padişah fermanı ile kira tespiti yapılamaz. Zira yanlış olan bir şey padişahın emriyle yapıldığında meşru olmaz, haram olan nesne ferman ile helal olmaz. Bu hususlarda Emr-i Şer’i Şerif budur. Şer’i hükümlere
    vakıf iken onları hükümsüz saymak, Kur’an’a muhaliftir.’
    Esnaf soluğu Kanuni’nin huzurunda aldı. Durumu arz etiler. Kanuni Şeyhülislam’ın itiraz gerekçesini dinledi, boynunu büktü ‘Şeyh’in sözü haktır’ dedi ve geri gönderdi esnafı.
    Kanuni kendisine lakabını kazandıran kurallar manzumesini vazederken de Ebussuud Efendi’nin fetvalarından yararlanmıştı.


    Tarih: 7 Eylül 1566… Yer: Süleymaniye Camii. Muhteşem mabedin ibadete açılışının üzerinden henüz bir ay bile geçmemişken, Süleymaniye Camii’nin banisi Kanuni Sultan Süleyman avludaki musalla taşına uzatılmıştır. Cenaze namazını Şeyhülislâm Ebussuud Efendi kıldıracaktır. Saf bağlanır. İmam yüksek sesle niyet eder: “Er kişi niyetine!” Cihana hükmeden Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığı oracıkta son bulmuştur! Namaz ve dualar biter. Haklar, hıçkırıklar arasında helâl edilir. Ve cenaze, şimdiki türbesinin bulunduğu yerde açılan mezara konur. Tam perdeler kapatılmak üzereyken, mezar başına nefes nefese gelen bir saraylı, ”destur“la mezara atlayıp getirdiği çekmeceyi özenle mezara yerleştirmeye çalışır. Böyle şey şimdiye kadar ne görülmüş, ne duyulmuştur. Müslüman mezarına eşya koymak caiz değildir. Ebussuud Efendi hemen müdahale eder: ”Geri dur be adam, ne yapıyorsun?” Saraylı, sımsıkı tuttuğu çekmeceye bakarak konuşur:”Vasiyeti yerine getiriyorum.” Ebussuud Efendi: ”Ne vasiyeti?” ”Padişah vasiyeti… Öldüğünde kabrine koymam şartıyla bu çekmeceyi bana emanet etmişti. Filanla falan da şahittir.” Gösterdiği şahitler de bunu doğrularlar. Ancak Ebussuud Efendi’yi ikna edemezler. “Olmaz öyle şey, caiz değil!” diye diretir. Çekmeceyi adamın elinden almak için uzanır. Adam da vermek istemeyince hafiften bir çekiştirme yaşanır. O arada çekmecenin kapağı açılır. Bir sürü kâğıt saçılır etrafa. Ebussuud Efendi kâğıtlardan birini alıp okuyunca, kıpkırmızı kesilir, Sultan Süleyman’ın mezarına bakarak şöyle mırıldanır: “Ah Süleyman! Sen kendini kurtardın. Bakalım Ebussuud ne yapacak?” Çekmecenin içinde, Sultan Süleyman’ın sağlığında yaptığı icraatlara Ebussuud Efendi’nin verdiği uygunluk fetvaları vardı. Padişah, bütün yaptıklarını “fetva“ya bağlamış, böylece kendini bir bakıma “garanti“ye almıştı, ama fetvayı veren Şeyhülislâm Ebussuud Efendi ne yapacaktı? Bu yüzden kahırlanıyordu.





    Alıntıdır