Ebû Abdullah Seczi Kimdir Kısaca

'Biyografi' forumunda EyLüL tarafından 10 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ebû Abdullah Seczi Kimdir


    Ebû Abdullah Seczi Kimdir Biyografisi


    Evliyanın meşhurlarından. Dokuzuncu asırda (hicri üçüncü asırda) yaşamıştır. Horasan diyarında yetişen velîlerdendir. Horasan’ın Sicistan veya Secz şehrindendir. Evliyanın büyüklerinden Ebü Hafs Haddad ve Abdullah bin Menazil ile görüşüp, sohbet etmiştir. Onunla görüşüp sohbet eden sofîlerden bir zat şöyle anlatmıştır:

    Bir defasında Ebû Abdullah Seczî ile yol arkadaşı oldum. Trablus’tan yola çıkıp günlerce yol aldık. Hiçbir şey yemedik, yanımızda da yiyecek bir şey yoktu. Uzun yolculuğumuz sırasında bir gün yol üzerinde bir parça yaş meyve kabuğu gördüm. Dayanamadım ve alıp yemek istedim. Bana öyle bir baktı ki, bu bakışından meyve kabuğunu yememe razı olmadığını anlayıp, almaktan vazgeçtim. Sonra elimize beş dinar kadar para geçti. Yolumuz bir köye uğramıştı. Köye girince, elimize geçen parayla acaba yiyecek bir şeyler satın alır mıyız diye ümid ettim. Fakat hiçbir şey almadan yola devam etti. Bir müddet yol aldıktan sonra bana; “Eğer aç ve yaya yürüyoruz. Hiç bir yiyecek almadık, diyorsan yakında bir köye daha ulaşırız. O köyde ailesi kalabalık bir kimse var. Varınca onu buluruz. Bize hizmet eder bir şeyler yedirir. Elimizdeki beş dinarı da ona veririz çocukları için harcar. dedi. Nihayet köye ulaştık. Bahsettiği kimseyi bulduk ve misafir olduk. Bize bazı yiyecekler ikram etti. Yanımızdaki beş dinarı ona hediye ettik. Ertesi gün yola devam etmek üzere misafir olduğumuz evden ayrıldık. Bana; Sen nereye gidiyorsun? dedi. Seninle birlikte yolculuğa devam etmek istiyorum. dedim. Fakat bana; Ben seninle yol arkadaşı olamam. Çünkü bir parça meyve kabuğunu görünce dayanamayıp ahdi bozmaya kalkıştın. dedi. Sonra benden ayrılıp gitti. Arkasından hayran ve şaşkın bir halde bakakaldım.

    Dünyaya ve dünya malına asla düşkünlük göstermezdi. Tasavvufta yüksek hallere gark olmuştu. Bir gün sevenlerinden biri; Bir dinar param var onu sana vermek istiyorum. Ne dersiniz? deyince; Eğer onu bana verecek olursan senin için iyi olur. Vermezsen benim için hayır olur. Sen bilirsin. diye cevap verdi.

    Neden sofîler gibi hırka giymiyorsun? diye sorulunca; Hırka giymek fütüvvet sahibi yiğit kimselere yakışır. Fütüvvet ehlinden olmayan kimselerin böyle şeyler giymesi nifak alametidir. Fütüvvet yükünün altına girmeden, fütüvvet ehli gibi gözükmek yakışmaz. dedi. Peki o halde fütüvvet nedir? diye sorulunca Fütüvvet, kendini kusurlu, insanları mazur görmektir. Kendini noksan, başkalarını tam görmektir. İnsanların iyisi olsun kötüsü olsun hepsine merhamet ve şefkat nazarıyla bakmaktır. Fütüvvetin en yüksek derecesi ise hiç bir zaman halk seni Hak’tan alıkoymaması, perde olmamasıdır. buyurdu.

    Talebelerine ve dostlarına en faydalı işin salih kimselerle, iyi insanlarla görüşüp sohbet etmek, arkadaşlık kurmak olduğunu söylerdi. Ahlak ve davranış bakımından salih, iyi kimselere uymak lazım olduğunu önemle tavsiye ederdi. Ayrıca velîlerin kabirlerini ziyareti, arkadaş ve dostlara hizmeti tavsiye ederdi. Kendi günahlarının tamamen bağışlandığına kanaat getirmeyen kimsenin herhangi bir günahı sebebiyle başkasını kınamasını doğru bulmazdı. Kişinin ise kendi günahlarının tamamen bağışlandığını bilemeyeceğine göre, başkalarını kınama husûsunda hiç konuşmaması gerektiğini belirtirdi.

    Buyurdu ki: Evliyanın alameti üçtür: Birincisi, derecesi yükseldikçe, tevazusu, alçak gönüllülüğü artar. İkincisi, elinde imkan bulunduğu halde dünyaya değer vermez, düşkün olmaz. Üçüncüsü, intikam almaya gücü yettiği halde merhametli ve insaflı davranarak intikam almaz.

    “İlmini, din bilgisini doğru ve sağlam öğrenmeyenin işi, ameli doğru ve sağlam olmaz. Ameli doğru olmayanın bedeni saf ve temiz olmaz ve kalbi temizlenmez. Kalbi temiz olmayanın da niyeti temiz, doğru olmaz.

    Azalarıyla ve kalbiyle günah işleyip de, sadece dili ile tövbe eden, azasını ve kalbini günahlardan uzak tutmayan kimse ne kötü kuldur.