Ebru Sanatı Ustaları Kimlerdir

'El Becerileri' forumunda HazaN tarafından 6 Nisan 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ebru ustaları hakkında bilgi
    Ebru sanatı ustaları

    Şebek Efendi
    1608 yılında yazılmış ve ebruyla ilgili elimizdeki en eski eser olan Tertib-i Risale-i Ebri’de (bkz. resim 1) Şebek Efendi’den “Allah ona rahmet etsin” duası ile bahsedildiğine göre ölümünün bu tarihten önce gerçekleştiği anlaşılıyor. Yine aynı eserde geçen “Nüsha-i Şebek” sözünden de, ebru hakkında bilmediğimiz bir eser sahibi olduğu meydana çıkmaktadır. Ebrularındaki gevşek görünüşün formülü de bu eserde verilmekle birlikte, o ebruları diğerlerinden ayırabilmek için gereken bilgiye sahip değiliz.

    Hatib Efendi
    Ayasofya Camii’nin hatibi olması sebebiyle Ayasofya hatibi veya sadece Hatip diye anılan Mehmed Efendi’nin doğum tarihi bilinmiyor. Nisan 1773 tarihinde vefat etmiştir. Bu büyük sanatkarın ebruları o devirde yapılan işlerde daima kullanılmıştır, renklerinden ve üslubundan hemen tanınır. Hatip Mehmed Efendi Hatip Ebrusu diye anılan ebru tarzının mucididir. Hocapaşa’daki evinde çıkan yangında, eserlerini kurtarmak isterken kendisi de beraber yanmıştır. Sanat tarihimizde Hatip Ebrusu denilmekle onun buluşu olan ebru tarzı anlaşılır. Hatip’in ebrusu denilirse hangi tarzda olursa olsun onun tarafından yapılan, onun elinden çıkan ebru kağıdı anlatılmak istenir.

    Şeyh Sadık Efendi
    Buhara’nın Vabakne şehrinde doğan ve Üsküdar Sultantepesi’nde Özbekler Dergahı şeyhliğinde bulunan Sadık Efendi’nin hayatı hakkında fazla bilgimiz yoktur. Ebruculuğu Buhara’da iken öğrendiği ve iki oğluna (Edhem ve Nafiz efendiler) da öğrettiği bilgimiz dahilindedir. Dergahtaki kabir kitabesinden 11 Temmuz 1846 yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır.

    Hezarfen Edhem Efendi

    Geçen asrın ebrucuları arasında en maruf olanı Üsküdar Özbekler Dergahı Şeyhi İbrahim Edhem Efendi’dir. Özbek Türklerinin kurduğu ve Hacca giden Türkistanlılar’ın İstanbul’daki uğrak yeri olduğu için bu isimle anılan dergahın Milli Mücadele tarihimizde de çok önemli bir yeri vardır. Çünkü, Milli Mücadeleye inanarak Anadolu’ya geçecek olan asker veya sivil önemli şahsiyetlerin birçoğu, İstanbul’daki son gecelerini burada geçirirler ve ertesi sabaha karşı Samandıra üzerinden yola çıkarlardı. Fen ve sanat tarihimizde Edhem Efendi’nin önemli bir yeri olması gerekirken, unutulup gitmiştir. Edhem Efendi’nin doğu ve batı kültürünü şahsında toplamış kıymetli bir hariciyeci olan torununu tanıyanlarınız muhakkak bulunur, Washington büyükelçisi merhum Münir Ertegün. Ya da yakın zamanda kaybettiğimiz ve dergahın kabristanına defnedilen önemli müzik adamı Ahmet Ertegün’ü. Günümüzde ebru sanatını aynı tekkede icra eden Eda Özbekkangay’da yine Edhem Efendi’nin torunlarındandır.

    Nafiz Efendi
    Hazerfen Edhem Efendi’nin kardeşi olan Nafiz Efendi ebruculuğu babasından öğrenmiştir. Elimizde eseri yoktur.

    Sami Efendi
    Zamanının en maruf hat üstadlarından biri olan Sami Efendi (1838 – 1912) Hezarfen Edhem Efendi’nin yakın arkadaşı olması sebebiyle ebruculuğu ondan öğrenmiş, fakat meslek edinmemiştir. Hattat Şevki Efendi’nin (1829 – 1887), en güzide öğrencisi Bakkal Arif Efendi (1830 –1909) için yazdığı Sülüs-Nesih meşk murakkaı’nın (hocanın hattı öğrenmesi için öğrenciye yazdığı yazıların albümü) etrafını süsleyen ebrular Sami Efendi eli ile yazılmıştır.

    Aziz Efendi
    Sülüs-Nesih yazılarında Bakkal Arif Efendi’nin en önde gelen öğrencisi olan Şeyh Aziz Efendi de (1871 – 1934) Özbekler Dergahı’na devamı sırasında Edhem Efendi’den ebruculuk öğrenmiş ve amatör zevk ile bu sanata karşı ilgisini sürdürmüştür.

    Necmeddin Okyay

    Pek çok hünerlerinin (mürekkepçilik, aharcilik, okçuluk, gülcülük, eski tarz mücellitlik, hatalık vb.) yanı sıra ebruculuğu da meslek edinen Hafız Necmeddin Okyay bu sebeple üstadı Edhem Efendi gibi hezarfen lakabıyla anılır.
     



  2. Cevap: Ebru Sanatı Ustaları Kimlerdir

    Abdülkadir Kadri Efendi
    Kadıköy Osmanağa Camii imam ve hatibi olan Abdülkadir Kadri Efendi de (1875 – 1942), Edhem Efendi’den ebruculuk öğrenenlerdendir. Fakat bu işi meslek edinmemiştir.

    Bekir Efendi
    Yirmici asrın başlarında Beyazıt’taki Kağıtçılar Çarşısı’nda yapıp sattığı battal ebrularından tanıdığımız Bekir Efendi, aynı zamanda eski tarz is mürekkebi imalcilerindendir. Hayatı hakkında pek bilgimiz yoktur. Ebruculuğu kimden öğrendiği de belli değildir. O devirde resmi dairelerde kullanılan defterlerin üzerine geçirilen alikurna denilen sağlam Avrupa kağıdı ile yapılmış olan ebrular Bekir efendi’nin işidir. Ebru yerine zamanla siyah cilt bezi kullanılmaya başlandıktan sonra, bu halin ebruculuğu ticari bakımdan gerilettiği de bir gerçektir. Necmeddin Efendi bu zatla ilgili bir hatırasını şöyle anlatmıştı. “Kendi yaptığımız ebruları bir gün dükkanına giderek Bekir Efendi’ye gösterdik. Yanındaki çırağı Tatar Mustafa: Usta bunları bu adamlar mı yapmışlar? Dedi.Bekir Efendi’nin evet onlar Şeyh’in çıraklarıdır, yaparlar cevabı üzerine pek şaşırdı. Çünkü orada sadece battal ebrusu yapıyorlardı.Bizim götürdüğümüz hatip ebruları için çırağın: Usta bunlardan biz de yapalım demesi üzerine Bekir Efendi: Ömrümde bir defa hatip ebrusu yaptım, bir daha da yapamadım, çünkü yaptıklarımı hala satamadım cevabını verdi”

    Sami Okyay

    Necmeddin Okyay’ın ortanca oğlu Sami Bey 1910!da Üsküdar’da doğmuş, bu sanatı babasından öğrenerek çığır açacak eserler vermiştir. Aynı zamanda ince bir tezhib, hak (oyma), lake (rugan) ve şemse tarzı cilt sanatkarı olan merhum Sami Okyay Şark Tezyini Sanatlar Mektebi’nde öğretmenken yakalandığı peritnoitten 12 Haziran 1933 yılında vefat etmeseydi meşgul olduğu sanat dallarına muhakkak ki başka yenilikler de getirecekti. Yirmi üç yıllık kısa ömründen geri kalanla şaheserleri bu sözlerimizin en kudretli şahitleridir.

    Sacid Okyay

    Necmeddin Okyay’ın küçük oğlu olan Sacid Okyay (doğ. 1915 - Üsküdar) 1936 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde, Şark Tezyini Sanatlar Şubesinin açılışından 1973 yılında emekliye ayrılmasına kadar geçen zaman içinde ebruculuk ve eski tarz cilt hocası olarak vazife görmüş başarılı eserler vermiştir.

    Mustafa Düzgünman

    ŞUBAT 1920'de İstanbul Üsküdar'da Sultantepe'de doğdu. Babası, aynı semtteki Abdülbâki Efendi ve Aziz Mahmud Hüdâyî Camilerinin imamlığını yapan Saim Efendi'dir. İlk tahsilini tamamladıktan sonra babasının Üsküdar çarşısındaki aktar dükkânında çalışmaya başladı. 1938 yılında, annesinin dayısı hattat Necmeddin Okyay onu, hocalık yaptığı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Türk Tezyinî Sanatları Bölümü'ne kaydettirdi. Burada Necmeddin Okyay'dan eski tarz cilt ve ebru öğrenerek kısa zamanda kabiliyetiyle dikkati çekti, diğer kıymetli hocalardan da faydalandı. Ancak hayat şartları sebebiyle bir müddet sonra okuldan ayrılarak tekrar baba mesleği olan aktarlığa döndü. Vefatına kadar titizlikle sürdürdüğü bu meslekte işinin ehli güvenilir bir esnaf olarak tanındı.