Dürüstlük ile ilgili Hikayeler kısa

'Masallar ve Hikayeler' forumunda aynsem tarafından 16 Ekim 2016 tarihinde açılan konu


  1. Dürüstlük ile ilgili Hikayeler

    KÖR NİŞANCILAR
    Tabiatın canlandığı, etrafın yeşillere boyandığı, sıcak bir bahar günüydü. İnsanın evde durası gelmiyordu. Ödevlerini bitiren Çetin, annesinden dışarıda oynamak için izin aldı. Yanlarındaki komşu bina ile evleri arasında boş bir arsa vardı. Burası güvenli olduğundan arkadaşları da oyun oynamaya buraya gelirdi.
    Sokağa çıkan Çetin, mahalle arkadaşlarının söz verdikleri saatte gelmelerini bekliyordu. Canı sıkılmaması için kendi kendine bir oyun bulmuştu. Birkaç adım ötesine koyduğu boş bir kola tenekesini küçük taşlar atarak vurmaya çalışıyordu. Vurduğunda da `İsabet!` diye bağırarak seviniyordu.
    Kısa bir zaman sonra arkadaşları Fuat, Aykut ve Tuğrul geldiler. Çetin`in oyunu onların da hoşuna gitti. . Aykut:
    – Biz de oynayabilir miyiz? diye sordu. Çetin de kabul etti.
    Kutuyu ortaya koydular. Kutunun on adım gerisine çizgi çektiler. Taşları ellerinde biriktirip sırayla atmaya başladılar. Bu oyun pek eğlenceli gelmişti. Bir ara kendilerini kaybedip ellerindeki taşların hepsini attılar. O esnada karşı evin bodrum katından `Şangırt!` diye . ses geldi. Evlerine bakan tozlu, küçük cam kırılmıştı. Üç arkadaş suçlu suçlu birbirlerinin yüzüne baktılar. Hepsi bir ağızdan:
    – Ben kırmadım, dedi.
    Bir anlık sessizlikten sonra Tuğrul:
    – Engin amca gelmeden kaçalım, dedi.
    Bir nefeste öteki sokağın caddeye bağlandığı köşesindeki parka koştular. Hiçbir şey olmamış gibi salıncağa bindiler, kaydıraktan kaydılar. Ancak eğlencenin tadı kaçmıştı bir kere. Kırdıkları cam, bir türlü akıllarından çıkmıyordu. Fuat, üzüntülü bir ses tonuyla:
    – Acaba, kırılan camı harçlıklarımızla ödeyebilir miyiz, diye sordu.
    Çetin:
    – Benim de içimden o geçiyordu. Gelin arkadaşlar, gidip Engin amcayla konuşalım, dedi.
    Engin amca . önce camının kırıldığına kızmıştı. Fakat dört afacan, harçlıklarını biriktirerek yeni cam taktıracaklarını söyleyince onların masum ve dürüst tavırları hoşuna gitti. Bu olay, kulaklarına küpe olsun diye camın parasını ödemelerine müsaade etti. Onları sevindirecek bir fikir sundu:
    – Ailelerinizden izin alın, hafta sonu sizi çiftliğime götüreyim. Torunlarım gelecek. Onlarla ata . binersiniz. Piknik yaparsınız. Haaa, unutmadan söyleyeyim. Yanınıza boş teneke almayı unutmayın. Taşlar da benden. Çiftlikte kimseye zarar vermeden nişancılık oynarsınız.
    Çetin ve arkadaşları, o hafta eğlence dolu bir pazar geçirdiler. Hem de yeni arkadaşlar edindiler.

    Hulusi Mutlu Ertan


    DÜRÜSTLÜK ÇİÇEĞİ

    DÜRÜSTLÜK ÇİÇEĞİBir Çin prensi tahta çıkacaktı ama yasalara göre, daha önce evlenmesi gerekiyordu.
    Uygun bir aday bulmak için bölgedeki genç kızları huzuruna çağırdı.
    Saraydaki hizmetçilerden birinin kızı prensi çok seviyordu. O da prensin huzuruna çıkmak istedi. Annesinin uyarılarını dinlemedi, çünkü sevdiği adamı bir kere bile görmek onu mutlu edecekti.

    Beklenen gece geldi. Genç ve güzel kızlar en güzel giysilerini giymişler, süslenmişler, kendilerini beğendirmek için her çareye başvurmuşlardı. Prens kızlara birer tohum verdi. Bunu saksılarına dikmelerini, altı ay sonra gelmelerini söyledi. En güzel çiçeği yetiştiren kızı kendine eş olarak seçecekti. Herkes tohumu alıp heyecanla evlerine geri döndü.

    Genç kız da kendisine verilen tohumu alıp saksıya ekti. O kadar bakmasına, özenmesine karşılık toprakta tek bir filiz bile görünmedi. Her şeyi denedi, uzmanlara danıştı ama bir fayda göremedi.
    Altı ay dolmuştu ama saksı hâlâ bomboştu. Prens sunacağı bir çiçek olmadığı halde gene de belirtilen gün ve saatte boş saksıyla saraya gitti. Oysa diğer kızlar güzel çiçekli saksılarla gelmişlerdi…

    Sonunda beklenen an geldi. Prens salona girdi, kızların arasında dolaştı, saksıları birer birer inceledi. Hizmetçinin kızını kendine eş olarak seçtiğini duyurdu.
    Herkes şaşırmıştı. Diğer kızlar bu karara tepki gösterdiler, itiraz ettiler. Boş saksıyla gelen kız nasıl eş olarak seçilirdi? Prens durumu şöyle açıkladı:

    “Bu genç hanım en değerli çiçeği yetiştirip bana sundu. O çiçeğin adı dürüstlük çiçeğidir. Çünkü sizlere dağıttığım tohumların hepsi sahteydi ve çiçek açmaları olanaksızdı.”


    ANKA KUŞU İLE ODUNCU

    Fakir bir oduncu ormanda derin bir uçurumun kenarında ağaç kesiyordu. Geç olmuştu ve oduncu yorulmuştu. Ağaç kesmeye, sabah güneş ışıklarıyla beraber başlamıştı. Yorulduğu için de balta darbeleri iyice güçsüzleşmişti. Baltayı tutmakta zorlanıyordu. Bu yüzden balta elinden kayıp uçuruma düştü.
    Oduncu mutsuz ve çaresizdi. Baltası onun yaşamasını sürdürmek için kazanç sağlayabileceği tek âletti. Yeni bir balta alabilecek parası da yoktu. Ellerini ovuşturup ağlamaya başladığı sırada çok güzel bir kuş yanında belirdi. Bu, Anka Kuşu'ydu..


    Anka Kuşu oduncuya yaklaştı ve ona neden ağladığını sordu. Oduncu da

    durumu anlatınca, Anka Kuşu hemen uçurumdan aşağı uçtu ve altından bir baltayla yukarı çıktı ve oduncuya seslendi. “Baltan bu muydu?” “Hayır” diye, yanıtladı oduncu, üzgün bir sesle. Anka Kuşu bir kez daha aşağı uçtu, bu sefer elinde gümüş bir balta vardı. Fakat oduncu o baltanın da kendisinin olmadığını söyledi. Üçüncü kez uçurumdan aşağı uçan Anka Kuşu, oduncunun baltasını çıkardı. Oduncu sevinç içinde baltasına kavuştu. Anka Kuşu bir kez daha aşağı uçtu ve önceki altın ve gümüş baltaları çıkardı ve oduncuya “Bunları al ve sat bunlar dürüstlüğüne karşı, Allah’ın bir armağanıdır.” Oduncu köye döndü. Bir süre sonra çok zengin oldu.

    Başına gelenleri anlatınca da bunları yarım yamalak kavrayan kıskanç komşusu baltasını aldı ve bilerek uçuruma yuvarladı, sonra da oturup başladı ağlamaya. Anka Kuşu ne olduğunu sorunca da tek geçim kaynağı olan baltasını suya düşürdüğünü söyledi. Anka Kuşu uçurumdan aşağı uçtu ve altından bir balta çıkardı ve oduncuya sordu “Herhalde baltan bu olmalı?” Altın baltayı görüp başı dönen oduncu hemen atıldı: “Evet bu, benim baltam.” Bunun üzerine suratı asılan Anka Kuşu baltayla birlikte uçurumdan aşağı uçtu ve bir daha hiç çıkmadı.