Dün Bugün Yarın

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 5 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Dün Bugün Yarın
    Bugün yarın büyük şeyhülislâmlar

    Semerkand dergisi yazı dizisi Sadık ILGAZ kaleme aldı,
    Kanundan Önemlisi Onu Uygulayandır

    Osmanlı tarihinin azamet devrine tesadüf eden ilk üç yüzyıldaki büyük şeyhülislâmlar umumiyetle hak ve adalet kahramanları şeklinde sıralanır. Padişahların mutlakıyetini kanun zihniyetiyle tahdid eden (sınırlayan) bu nuranî silsile içinde Şemseddin Fenarî gibi mahkemede Yıldırım Bayezıd’ın şahitliğini bazı sebeplerle yüzüne karşı reddeden; Molla Fahreddin gibi İkinci Murad’ın yapmak istediği tahsisat (ödenek) zammını “israf” diye kabul etmeyen; Molla Güranî gibi Fatih’in bir fermanını kanuna aykırı bularak yırtıp attıktan başka, getiren çavuşu sopa ile kovan; Zenbilli Ali Efendi gibi İkinci Bayezıd’ın bir mülâkat isteğini reddettikten sonra Yavuz Sultan Selim’le çok şiddetli bir vazife ve selahiyet münakaşasından sonra selam bile vermeyerek çıkıp giden ve o padişahın aşırı icraatına şiddetli itirazlarıyla mani olan hak ve kanun müdafileri vardır.

    Bunlardan Molla Güranî’nin Fatih Sultan Mehmed’i saltanat ihtişamından dolayı tenkit ederek: “Libâsın (giysin) haram, taamın (yediğin) haram!” diye yüzüne karşı çıkıştığından bahsedilir. Bugün bu sözü küçük bir memura bile söylemek kabil değildir. İngiliz adliyesinin ıslahında, eski Osmanlı adliyesinin örnek tutulması işte bundandır.
    Herhalde milletlerin saadet ve azameti kağıt üstündeki kanunlara değil, o kanunları tatbik edecek insanların seviyeleriyle zihniyetlerine tabidir.

    İsmail Hami Danişmend, Tarihî Hakikatler, Timaş, İstanbul, 2007 Kasım, s. 219.

    Halet Efendi’nin Bizans Oyunları

    Sultan İkinci Mahmud devrinde “Devlet Kethüdası” adıyla büyük bir şöhret kazanan Halet Efendi, Abdülhak Şinasi Hisar’ın ifadesiyle, akıllı, iktidarlı, cerbezeli, gururlu, hırslı, ikiyüzlü, insafsız, garazkâr bir adamdı. Af nedir bilmiyor, hiç kimseye acımıyor, herkesi menfaatine feda ediyordu. Diğer devlet adamları, dönemin padişahı İkinci Mahmud’dan ziyade bu zorbadan çekiniyorlardı. Halet Efendi, idam edeceği adamları kurtarmak için araya girenlere kızıyor; “Genç oldu mu acırsınız, ihtiyar oldu mu yazık, günah dersiniz. İdam etmek için orta yaşlı adamları ben her zaman nerede bulayım?” demekten bile çekinmiyordu.

    Bu adamın ne kadar gaddar biri olduğunu, etrafına nasıl korku ve dehşet saçtığını tarih kitapları anlata anlata bitiremiyorlar. Konuyla ilgili türlü türlü fıkralar, çeşit çeşit anekdotlar naklediyorlar. İşte örnekler:

    Uyandırmayın fitneyi!

    Bir gün bu Halet Efendi oturduğu yerde uyukluyormuş. Ünlü şair Abdülhak Hamid’in büyük amcası Kazasker Mustafa Behçet Efendi de oradan geçiyormuş. Hemen konuyla ilgili hadis-i şerifi hatırlamış, eliyle Halet Efendi’yi göstererek, “Aman, fitneyi uyandırmayın!” demiş.

    Şeyhülislâm Halil Efendi ve eşinin çektiği

    Devrin şeyhülislâmı el-hac Halil Efendi, Halet Efendi’nin bazı icraatlarını eleştirmekten kendini alamaz. Tabii ki Halet Efendi de kendisine kancayı takar. Bir süre sonra ikisinin de hanımları işin içine karışırlar. Şeyhülislâmın karısı Ziba Hanım, Halet Efendi’nin aleyhinde ulu orta konuşmaya, ileri geri laflar söylemeye başlar.

    Bir gün Ziba Hanım, Beylerbeyi’nde bir havuzun başında Halet Efendi’nin karısı Lebibe Hanım’la karşılaşır. Ziba Hanım cariyeleriyle birlikte Lebibe Hanım’ın üzerine hücum eder ve bu arada ağzına geleni söyler. Durumu öğrenen Halet Efendi, allem edip kalem edip şeyhülislâmı azlettirir. Bununla da yetinmeyip karısıyla birlikte Bursa’ya sürdürür. Aradan bir müddet geçtikten sonra, Halet Efendi bu sefer de türlü hilelere başvurarak Halil Efendi’yi Bursa’dan da Afyon’a sürgüne göndermeyi başarır. Ziba Hanım ise tek başına Bursa’da kalır. Kini bir türlü sona ermeyen “Devlet Kethüdası”, asıl korkunç planını işte bundan sonra uygulamaya koyar. Halil Efendi’nin İstanbul’daki konağının ahırına, ağzı dikilmiş siyah bir kuzu gömdürür. Ziba Hanım’ı bu işlerle uğraşan sihirbaz bir kadın gibi göstererek, güya tesadüfen buldurduğu bir kuzu ölüsünü saraya gönderir. Son derece öfkelenen Padişah, Ziba Hanım’ın idamını emreder.

    Eyüp Sultan Camii’nde imsaktan şafak vaktine Kur’an okunması, diğer hayırseverlerle birlikte karısının ve kendisinin de isimlerinin anılması için ayırdığı nakit para ile vakıf kuran Şeyhülislâm Halil Efendi, eşinin başına gelen bu felaketi duyunca hemen oracıkta ruhunu teslim eder.

    İşte Halet Efendi, böyle bir halet-i ruhiyeye sahipti.

    Dursun Gürlek, Maziye Bir Bakıver, Timaş, İstanbul, 2005 Mayıs, s. 148-149.

    Dünyanın En Kısa Mektubu

    Eski Yunanistan’daki Spartalılar savaşçılıkları kadar az söz söylemek adetleriyle de ün yapmışlardır. İran [Pers] – Yunan çatışmaları devrinde bu hal tarihin kaydettiği en kısa mektubun yazılmasına sebep olmuştur: Bu mektubun içinde yalnız bir tek edat vardır! Mesele şöyledir: İran serdarlarından biri, Sparta ordusunun komutanı Lysandros’a bir mektup yazarak:

    “Eğer Yunanistan’a girecek olursam, ortalığı kan ve ateş içinde bırakacağım!” demiştir. Sparta’nın verdiği ünlü cevap da işte şu edattan ibarettir:

    “Eğer!”
    [​IMG]