Dilin önemi ile ilgili yazılar

Konusu 'Kısa Yazılar' forumundadır ve YAREN tarafından 23 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. YAREN Üye

    dilin önemi yazıları,dilin önemiyle ilgili yazılar,dilin önemi ile ilgili yazı,dilin önemi hakkında yazılar

    DİLİN ÖNEMİ

    Dil, hiç şüphesiz, milletimizin tarih sahnesinde var olması geleceğimiz acısından bugün önemli meselelerimiz arasında yer almaktadır. Konunun önemini ifade etme bakımından, mevzuyla ilgili bir şeyler söyleyebilmemiz ve yazabilmemiz için, aslında dilin mahiyetinin ne olduğuna, neleri kapsadığına, tarihi süzgeçten geçip günümüze kadar nasıl geldiğine, istikbalimiz açısından onun olmazsa olmazımız olup olmadığına bakmamız ve buna göre değerlendirmemiz gerekmektedir.
    Dil, varlığın kendi var oluşunu ifade etmesi açısından olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Her ne kadar o, seslerin, hecelerin, kelimelerin ve cümle gruplarının anlamlı ve ahenkli bir şekilde bir araya geldiği bir semboller bütünü olsa da, onu milletlerin varlığı, devamlılığı ve geleceği açısından değerlendirdiğimizde dil; bir milletin kendisini, yaşayışını, kültürünü, inancını, devlet anlayışını, tarih şuurunu, geleneklerini, göreneklerini, eğitimini, teknolojisini, mimarisini, musikisini, yeme-içme şeklini, giyimini, mutfak kültürünü, yatmasını, kalkmasını; başka bir ifadeyle folklorunu; iç ve dış dünyasını söz ve yazıyı kullanarak ifade ettiği, asla vazgeçilmesi mümkün olmayan şah damarı niteliğinde bir unsurdur.
    Ünlü düşünür Wittgenstein: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” İfadesindeki gerçekle, dilin sadece düşünceyi aktaran kuru bir ifade unsuru olmadığını, aynı zamanda dilin, kişinin dünyayı algılama biçimi olduğunu ifade etmektedir. Bu açıdan dil, düşünce şeklimizle de yakından ilgilidir.
    Yüksek düşünen insan, şüphesi yüksek şeylerden bahseder ve bunu ince bir üslupla ve ahenkli bir şekilde, dili de vasıta kılarak gerçekleştirir.
    Bugün toplumumuzda hemen her alanda ifade şekillerimiz adeta arabeskleşmiş ve karmaşık bir yapı içine girmiştir. Bu nedenle kendimizi ifade etme biçimimiz de değişmiştir. Bu durum düşüncede, aşklarımızı ifade etmede, şiirlerimizde, edebiyatta, mimari ve güzel sanatlarda yozlaşmaya kadar giderek kendini göstermektedir. Oysa ki bir millet, kendi düşüncelerini, hayat biçimini hiçbir şeyin tesiri altında kalmaksızın ifade edebileceği kadarı ile hürdür. Bu manada hürriyetin sınırı da, toplumun ve onu oluşturan kişilerin inanmış oldukları değerler bütünüyle yakından alakalıdır. Dile bu açıdan baktığımızda, dil; bir değerler bütünün yazıyla veya sözle, işaretlerle, sembollerle ifade edilme şekli olarak karşımıza çıkar.
    Dil, bir millet için çok şey ifade eder. Çünkü o doğrudan doğruya milleti ifade etmektedir. Millet ise, Yavuz Bülent BAKİLER’in ifadesiyle, “edebiyatı olan bir topluluktur.” Ona göre edebiyatın temel malzemesi dildir. Dil olmazsa edebiyatımız olmaz. Yine dünya çapında bir sanatkar olan Kırgız yazar Cengiz AYTMATOV’un da ifadesiyle, “millet edebiyatından tanınır.” Edebiyat ise varlığını dile borçludur, millet de edebiyatıyla vardır. Edebiyat da bizi var eden unsurları, birtakım değerleri tümüyle birden içeren bir özellik taşımaktadır. O geçmişten günümüze bir köprü kuran vasıtadır.
    Biz dili her yönüyle işleyen edebiyat sayesinde Dede Korkut’u, Ahmet Yesevi’yi, Yunus’u, Mevlana’yı, Pir Sultan Abdal’ı, Karacaoğlan’ı, Baki’yi, Süleyman Çelebi’yi, Mehmet Akif’i, Koca Sinan’ı, Dede Efendi’yi, Itrı’yi… ve tarihin ötesindeki nice şahsiyetleri; aynı zamanda yine edebiyat sayesinde geçmişten günümüze aktarılan kahramanlık şiirlerini, destanları, gazelleri, tarihi hikayeleri ve bunlar gibi pek çok şeyi öğreniyoruz.
    Dil meselemiz, dünya üzerindeki varlığımızı, millet olan vasfımızı devam ettirebilmemiz ve diğer milletler yanındaki medeniyet yarışında bizde varız diyebilmemiz açısından hayati derecede önem arz eden bir unsur durumundadır.
    Bugün bizim toplumuz, ne yazık ki gereği kadar üretemeyen bir toplum durumuna düşmüştür. Halbuki toplumun ayakta kalabilmesi, elde ettiği başarılara bağlıdır. Başarıları elde etmenin yolu ise düşünceden geçmektedir. Zihni alanımızın üretken olması, felsefede, bilimde ve sanatta günümüz itibariyle yeteri derecede başarı sağlayamamış olmamız, toplumumuzun geleceği açısından varlığımızı devam ettirme şansımızı menfi yönde etkilemektedir. Kişi, düşüncelerini ancak kelimeler vasıtasıyla bir başka kişiye aktarır. Düşündüğü içinde dili kullanır. Düşünme geleneğinin etkinliğini yitirmeyen toplumların dili daha gelişmiştir; kavram yapısı daha sistematiktir. Bunun sonucu olarak da bu toplumlarda bilim, sanat ve felsefe gibi insani faaliyetler daha gelişmiştir. Böylesi toplumların kültürel mirasları ve birikimleri daha fazladır.
    Dilin gücünü belirleyen şey felsefi düşüncenin ve ilmi üretkenliğin gücüdür. Bu alanlarda üretken olamayan, tembel olan bir toplum, ihtiyaçlarını başka toplumların ürettiklerini tüketerek karşılamak zorunda kalır. Üretmeden tüketmek siyasi ve iktidasi alanda olduğu gibi dil alanında da bir büzülmeye, giderek yok olmaya götürür, bu da milletler için felakettir.
    Bugün konuştuğumuz dilin geçmişe nazaran söz dağarcığı da o kadar fakirleşti ki, adeta dumura uğradı. Küçüldü ve büzüldü. Bunun neticesinde düşüncelerimiz, gönüllerimiz, hayallerimiz, beyinlerimiz, fikir dünyamız ve kapasitemiz de küçüldü. Toplum olarak adeta zirveden dibe vurduk. Böyle giderse bir kabile dili kadar kelime kadrosuyla konuşacak, konuşamadığımız şekilde yazacak, yazdığımız şekilde düşünecek, düşünemediğimiz şekilde yabancılaşacağız. Bu durum farkında olmasak da kendi kendimizi reddetmeye kadar gidecek. İşte bu, millet olmayı reddetmektir.
    Küreselleşen dünyada milli kültürümüz, örfümüz, adetimiz, giyim şeklimiz, değer yargılarımız gün geçtikçe yozlaşmaktadır. Kitle iletişim araçları ve kültürel yozlaşmayı tetikleyen odaklar tarafından milliği benliğimiz erozyona uğratılmış, bunun sonucunda kültürel farklılaşma hız kazanmıştır. Bu durum kültüre çok kötü yansımıştır. Oysa dil meselesi ihmale gelmez. Dil ki milletin kalbidir. O kalpteki her kriz, millet bünyesini ölüme yaklaştırır. Bunun için büyüklük iddiasındaki bütün milletler, halkıyla, devletiyle, dillerini koruma ve onu zenginleştirme yolunda şuur sahibidirler. Şayet dilimiz, insanlarımızın birbirlerini anlayamayacağı hale gelirse bunun neticesi olarak insanımız birbirlerine yabancılaşacak, bu da asla istemediğimiz, zikretmeden dahi kaçındığımız sonuçlar doğurabilecektir.
    Dolayısıyla güzel dilimizin doğru bir şekilde yaşanması ve yaşatılması, tarihimizin ve kimliğimizin yaşamasıdır. Bunun da garantisi Türkiye’nin dünyadaki itibarının ve haysiyetinin yeniden kazanılmasına bağlıdır.
    Dilimize “deryada bir damla” misali katkıda bulunabilirsem kendimi mutlu sayabileceğim.
    Alıntı
  2. YAREN

    YAREN Üye

    Katılım:
    12 Şubat 2006
    Mesajlar:
    21.886
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    48
    Yer:
    istanbul

    Cevap: Dilin önemi ile ilgili yazılar

    DİLİN ÖNEMİ -2-

    Her milletin bir dili olduğu gibi, yine her milletin bir de dini vardır. Hiçbir millet yoktur ki dilsiz ve dinsiz yaşasın. Nasıl ki yiyecekleri tuz korursa; dil, dini; din de milleti korur.

    Dil; her ne kadar bir anlaşma aracı olarak tanımlansa da dil, milletlerin gelişmesine rehberlik eden, geçmişiyle geleceği arasında köprü görevi gören bir kültür mîrasıdır.

    Diline ve dinine sahip çıkmayan milletler kısa zamanda kendi değerlerinden koparak başka egemen milletlerin sömürgesi hâline gelirler. Onun içindir ki dilimizi ve dinimizi titiz bir şekilde korumamız ve yozlaştırmadan bir sonraki nesle aynen aktarmalıyız.

    Bir milleti diğer milletlerden ayıran en önemli fark o milletin kendi kültürüdür. Kültürü oluşturan unsurların en başında da dil ve din gelir. Çünkü kültür dile ve dine bağlıdır. Bütün kültür faaliyetlerinin temelinde bunun ikisi yatar. İnsanlar onlarla bilgi edinir, onlarla yaşar.

    Düşünce dilin ruhudur, dile hayat ve şekil verir. Düşünceye bağlanmayan dil, bir papağanın konuşmasından farksızdır. İnsanın düşüncesi dili vâsıtasıyla ortaya çıkar. O olmadan hiçbir şey olmaz. Çünkü dil, düşüncenin aynasıdır, evidir, âletidir, hatta kendisidir.

    Dil, düşünceyi ferdilikten çıkarır toplumun malı hâline getirir. Düşüncenin bütün meziyet ve eksikliklerini kendisinde aksettirir.

    Dil zenginse kültür de göz kamaştırıcı olmuştur. Birkaç yüz kelimeyi geçmeyen dilin kültüründen bahsedilemez. Kültür ve medeniyet incelemeleri bize şunu göstermiştir ki büyük medeniyet ve kültürler zengin dille meydana gelmişlerdir.

    Güneş altında söylenmedik söz yok gibidir. Bu sözlerden kimisi bize ulaşmış kimi de ulaşmamış olabilir. Tıpkı ışığı bize ulaşmış ve ulaşmamış yıldızların olduğu gibi... Biz yine de bazı şeyleri tekrar etmek sizlerle paylaşmak istedik. “Et tekrar-ı ahsen, velev kâne yüz seksen” -Bir şeyin tekrarında fayda varsa onu, yüz seksen kere de tekrarlasan yine de faydalıdır...

    Şu gerçeği üzülerek ifâde edeyim ki, Türk insanının büyük bir kısmı artık düşünmeden konuşuyor. Bu yüzdendir ki dilimizin tüm güzellikleri bir dil yozlaşmasıyla karşı karşıya. Bir yabancı hayranlığı başını almış gidiyor. Bunu doğrulamak için çarşı ve pazardaki dükkân tabelalarına bakmanız kâfidir. Bu tabelalarla âdeta kendi elimizle, kendi dilimize karşı savaş açmışız. Öyle ki yabancı kelimeleri bayraklaştırmışız. F. Hüsnü Dağlarca’nın “Türkçem, benim ses bayrağım” sözü rafa kalkmış dükkânların önüne –âdeta tabelalarla- yabancı bayraklar asılmıştır... “Büyük Türkiye” ideali gitmiş, onun yerini “Küçük Amerika” olma sevdâsı almış...

    Ne demek “Şarküteri bakkaliye” adamın dükkânında tavuk eti dâhi yok ama dükkânının adında “şarküteri” kelimesi var. Şarküteri kelimesinin domuz eti ve mâmullerinin satıldığı yer anlamına geldiğini ner’den bilecek... Ne demek bir insan -uydum batılılaşma kalabalığına diye- Müslüman mahallesinde Müslüman olduğu halde salyangoz satmaya kalkışacak ne acı değil mi?.. Halaoğlu, teyzeoğlu, dayıoğlu ve amcaoğlu dururken Fransızca, “kuzenim” demek neyin nesi?

    “Yüzlerce yılda olgunlaşan atasözlerinin yerini garip, anlamsız, komik anlamlar içeren duvar yazıları almış, sanatçılığın ağırlığını kaldıramayanlar ise argo, ahlaksız sözlerle halkın karşısına çıkar olmuşlar. TV kanallarında her gün karşımıza çıkan eğitimsiz kişiler ise o güzelim Türkçemizi katletmektedirler.”

    "Dil, bir milletin hem kalbi, hem zihnidir. Unutmayınız ki, kalbi duran ölür, zihnini yitiren delirir."

    Dünya siyâsetinde ve ticâretinde güçlü olmak istiyorsak -ki istiyoruz- o halde kendi kültürel değerlerimize tam sahip çıkmamız, daha çok çalışmamız, daha çok üretmemiz, birlik ve berâberliğimiz korumamız gerekmektedir.

    Yazımızı Nihat Sâmi Banarlı’nın şu sözü ile bağlayalım. “Türk dilini seviniz! Çünkü Türkler’in en az geçmişleri kadar büyük geleceği olacak ve bu gelecek, o geçmişe dayanacaktır...”
    Alıntı