Dilimizdeki Ayna

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 8 Aralık 2011 tarihinde açılan konu



  1. Dilimizdeki Ayna

    Türkçe konuşmayı
    Teşekkürden özre, iyi dilekten kısacık bir nükteye, hasılı günlük hayatta sarf ettiğimiz dil, toplum yapımızın nasıl bir derinliğe ve zenginliğe sahip olduğunu göstermektedir.

    Şu dilini eşek arısı sokmayası dünyada “güzel söz” kadar tatlı bir şey var mıdır, bilinmez. Bilen varsa onu da yazmaya hazırız, lakin bildiğimiz, güzel sözün tadının yalnızca insanın dilini değil kimyasını da değiştiren bir yanı olduğudur. Gerçi asıl olan güzeldir, güzelliktir ve “güzel”in hayatın her anında ve her alanında bir karşılığı vardır var olmasına da, bu güzellik dilde olunca bir başkadır. Hele bizim dilimizde...

    Diğer dillerle birlikte Türkçe’yi de yaratan, bize Türkçe konuşmayı, Türkçe yazmayı, kelimelerden bahçeler kurmayı bahşeden Allah’a hamdolsun ki, her dil bir mucizedir ve Türkçe de bu mucizelerden bir tanesidir. Mucizenin insanı hayran bırakan özgün yapısı, kurgusu ve derinliği Türkçe’ye alabildiğine sinmiştir. Bu alabildiğine derin mevzudur; işi erbabına bırakmak gerekir; niyetimiz gündelik hayatta, beşeri münasebetlerde kullandığımız “dil” üzerine birkaç “kelam” eylemekten ibarettir.

    “Beyan”daki üslubun insanın aynası olduğunu söyleyen atalarımız isabet buyurmuşlardır, cümlesinin mekanı cennet olsun. İnsanın kimliğini, kişiliğini ele veren, ona cemiyette bir “konum” belirleyen “dil”den başkası değildir. Çektiğimiz varsa “dil belası”ndandır; dilimizin taşıdığını yerine göre kervanlara yükleseniz taşıyamaz...

    Dile düşmek güzeldir ve dile düşmekten dile düşmeye fark vardır; “Savaşı kesen”, “zehirli aşı bala-yağa çeviren” Yunus Emre Hazretlerinin şiirlerinin dilden dile dolaşması, dillere düşmesiyle başka dile düşmeleri karıştırmamak lazımdır.

    Allah affetsin; yine kelam israfında bulunduk; hasılı dilimizde bir ayna vardır ve bizden südur eden her sözcük o aynaya yansıyan, bizim kolay fark edemediğimiz fakat başkalarına ayan beyan görünen bir portreden ibarettir. Adem’in “âdem” oluşu, “aynada” gördüğümüz “adem” dili sayesindedir. Unutmayalım ki, dil bağışlanmadan önce “adem” henüz insan olma, beşer olma ve şahsiyet olma mertebesine gelmiş değildir.

    Şimdi, gündelik hayatta kullandığımız üç beş sözcükten oluşan “dil”in kadrini, kıymetini bilme ve teslim etme vakti gelmiş demektir. Evimize, mekanımıza gelen insanlar “hoş” gelir; “şeref” verir, “bereket” getirir, uğur getirir; güler yüz eşliğinde onlara söylediğimiz karşılama cümleleri güzel kapılardır... Onları “uğur”larız, onlar giderken “güle güle” deriz; dünyanın Türkçe’den gayrı hiçbir dilinde, uğurladığı birisini tekrar görünceye kadar “gülme” dileğinde bulunan başka bir “dil” yoktur.

    Buraya kadar yazımızı okuma zahmetinde bulunan okuyucuya teşekkür ederiz. Teşekkür deyip geçmeyin ve mümkünse “teşekkürü” bol bir insan olarak sürdürün hayatınızı; göreceksiniz, aşina olduğunuz insanların tavrında size karşı bir değişiklik olacaktır. Diğer teşekkür faslını geçelim; getirdiği çay için garsona, alışverişten sonra tezgâhtara, simitçiye, bilet aldığınız gişe memuruna bir teşekkürü çok görmediğinizde karşılığında aldığınız gülümseme sizin de hayatınızı değiştirecektir. Bu fakir, yıllarca emir kipinden sakınan ve “lütfen”li cümleler kullanan nice insanın “beyefendiliği”ne tanıklık etmiştir. Her yemekten sonra, yemeği yapan kimse, ona bir “elinize sağlık” demeyi unutmayın; göreceksiniz aynı kişinin yaptığı yemek bir sonraki sefere daha lezzetli olacaktır.

    Teşekkürden özre, iyi dilekten kısacık bir nükteye, hasılı günlük hayatta sarf ettiğimiz dil, toplum yapımızın nasıl bir derinliğe ve zenginliğe sahip olduğunu göstermektedir. “Zatınızı hoşça tutunuz efendim”den İngilizce’den çeviri “kendine iyi bak”a doğru bir dönüşüm yaşansa da, dönüp dolaşıp geleceğimiz yer ana dilimizin o sıcak, o müşfik kucağından başka bir yer değildir.

    Dilimizdeki aynada kendimizi görmeyi bilelim ve o aynayı kırmaktan, kirletmekten, kısırlaştırmaktan imtina edelim...


    Mehmet Berat IRMAK /semerkand dergisi