Depresyon Dereceleri

'Sağlık bilgisi' forumunda ZeuS tarafından 6 Ağustos 2011 tarihinde açılan konu


  1. Depresyonun Dereceleri,
    Depresyon Dereceleri nelerdir,

    Depresyon Dereceleri

    Depresyonun çok çeşitli şekilleri vardır: Hafif üzgün bir ruh halinden, çok ağır bir hüzne ve sonu gelmeyen derin bir ümitsizliğe kadar. Ağırlık ve hafiflik derecelerine göre depresyon hastalığı çeşitli sınıflara ayrılır.

    Her insan depresyon geçirmese bile, hayatının bazı dönemlerinde hafif bir depresyonu herkes yaşar. Herhangi bir olaya üzülmek hayatımızın bir parçasıdır. Üzülmek ve sevinmek insan ruhunun en temel özelliklerindendir. Hiç kimse her insanın her zaman neşeli olmasını bekleyemez. Sürekli neşeli olmayı en iyi becerebilen kişiler çocuklardır, onlar bile her gün neşeli değildirler. Bizleri sinirlendiren veya üzen bir yığın olay yaşarız hayatımız boyunca. Ruhumuz çevre şartlarına en az bedenimiz gibi reaksiyon gösterir. Moralimizin bazen bozulması son derece normaldir. Her zaman aynı ruhsal yapıya sahip olsaydık, hayatımız son derece monoton olurdu. Ancak, her insan çevresine karşı kendine özgü bir davranış şekline sahiptir. Bir yakınımızı kaybedersek üzülürüz, eşimizden ayrılırsak mutsuz oluruz. Bazan hiç sebepsiz yere bir şeylere üzüldüğümüz de olur. Ancak, ara sıra bir şeylere üzülmek, Depresyon demek değildir.

    Çoğu zaman, bir yakınını kabeden insanlar evine kapanıp veya kendi kabuğuna çekilip, büyük bir üzüntü atlatırlar. Yas tutmanın depresyonla hiçbir alakası yoktur. Depresif bir insan neşeli bir ortamda kendini daha kötü hisseder, matemli bir insan neşeli bir ortamda üzüntüsünü unutur. Depresyon hastalığının en belirgin özelliği “sevinmeyi unutmaktır”. İnsanlarla ilişkide son derece derin bir ümitsizliktir depresyon. Depresyon geçiren insan, kötü günlerin arkasından güzel günlerin geleceğine inanmaz.

    Kısaca Depresyon bir insanın sebepsiz yere Karadeniz’de gemilerinin batmasıdır. Son derece şiddetli ve “uzun süre geçmeyen bir moral bozukluğudur” depresyon. Normal bir insan moral bozukluğunu birkaç gün sonra yenmesini bilir. Günlerce, aylarca, yıllarca bir olaya üzülmez. Depresyonlu insan, on yıl önce yaşadığı bir şeyi sanki dün yaşamış gibi görür, çünkü hep geçmişiyle uğraşır.

    İşin en zor tarafı, hastanın yakınlarının kendisine gösterdiği ilgiye reaksiyon gösterememesidir. Aile fertleri hastanın içine kapanık durumunu gösterilen ilgi karşısında saygısızlık olarak algılar, bu duruma sinirlenirler. Bu da depresif insanı daha çok içine kapatır. Halbuki hasta duygularını gösteremediği için kendisi en çok üzülen insandır. Hasta bilerek yakınlarını kırma çabasında değildir. Hastanın duyarsız davranışları bu hastalığın bir parçasıdır.

    Normal durum ile depresyon arasındaki farkı kavramak için insanı bir müzik aletine benzetebiliriz. Örneğin bir Kemana. Eğer Kemanın telleri güzel akord edilmişse, dünyanın en güzel melodilerini dinleyebiliriz. Eğer teller gevşek akord edilmişse, duyduğumuz müzik kulaklarımızı rahatsız eder. Teller tamamen gevşetilmiş ise, kemandan hiç ses çıkmaz. İşte depresyon geçiren insanın durumu budur. Hasta ne üzülebilir, ne sevinebilir. Depresyon bir yerde insanın reaksiyon kabiliyetini kaybetmesidir. Beynin yavaş çalışması demektir.

    Depresif insan karamsar bir ruha sahip olduğundan her insana karamsar yaklaşır. Daha önce on dakikada yaptığı bir işi bir saatte bitiremez. Örneğin günlük kıyafetini giyinmesini yarım saatte beceremez. Hareketleri ve konuşması yavaşlar. Bir eşyayı bir yerden kaldırıp, başka bir yere indirmesini seyederken insan kendini uzaydaymış gibi hisseder. Hareketleri ağır çekimin olmadığı bir yeri andırır. Bütün bunlar beynin normal sayıda ‘Neurotransmitter’ üretememesinden kaynaklanır (Neurotransmitter´lar beynimizdeki haberleşmeyi sağlarlar).

    Depresyon hastalığı en çok kadınlarda görülen bir hastalıktır. Bazen vücutsal değişikliklerden ortaya çıkar. Örneğin doğumdan veya adet kesildikten sonra, guatr hastalığından sonra veya herhangi bir enfeksiyon hastalığından sonra. Bir insanın depresyon hastalığına yakalanması için birçok kişisel, sosyal, biyolojik ve psikolojik etkenlerin bir arada bulunması gerekmektedir.

    Her insan sürekli bir değişim içindedir. Sosyal çevremiz de son derece süratle değişmektedir. İçinde bulunduğumuz dış değişimler ne kadar hızlı olursa, iç değerlerimiz de o kadar değer taşımaktadır. Depresyon, bir yerde kaybedilen iç değerleri bulma kavgasıdır. Hasta içine kapandığı ceviz kabuğunu ancak kendi kişisel yolunu bulduğu, hayatına bir anlam verdiği takdirde terk edebilir..

    NURAY LALE
    Eğitim ve Sağlık Bilimcisi​