Denizli Gezilecek Yerler

'Türkiye Coğrafyası' forumunda By RiZeLi tarafından 9 Ağustos 2010 tarihinde açılan konu


  1. Denizli Gezilecek Yerler
    Denizli Gezilecek Mekanlar
    Denizli'de Nereler Gezilir



    Honaz Dağı



    Ulaşım: Afyon-Denizli ile Afyon-İzmir devlet karayolu ile Milli Park alanına ulaşım sağlanmaktadır.


    Özelliği: Milli Parkın ana özelliğini, Ege Bölgesinin en yüksek dağı olan ve2528 m. yüksekliğe sahip olan Honaz Dağı bünyesindeki kaynaklar oluşturmaktadır.

    Ege Bölgesinde Pleistosen döneminde Periglasiyal ortam şartlarını hüküm sürdüğü az sayıda yerlerden birisi de Honaz Dağıdır. Dağ üzerinde birçok Periglasiyal koşulları karakterize eden jeomorfolojik şekil bulunmakta olup, ana şekil grubu olarak ise; horst biçimi yüzeye hakim olmaktadır. Düşey yöndeki faylanmalar sonucu Honaz Dağı oldukça dik bir görünüm kazanmıştır. Yörenin genel litolojik yapısı gnays ve mikaşistlerden meydana gelmekte olup,yer yer kristalize kireç taşlarına da rastlanmaktadır.

    Yoğun bitki örtüsüne sahip Honaz Dağı üzerinde alt floraya ait endemik türler bulunmakta, Alpin floraya ait türler ise dağın üst zonlarında yer almaktadır. Orman formasyonu içerisinde kızılçam (Pinus Brutia),karaçam(Pinus Nigra)ve ardıç hakim türlerdir.

    Yaban Hayatı açısından da zenginlik içeren sahada özellikle dağ keçisi yoğun olarak bulunmaktadır. Ayrıca yaban domuzu , tavşan, tilki, porsuk,sansar vb. türlerde görülmektedir.

    Honaz Dağı , gerek topografik özellikleri ve uygun eğim koşulları gerekse kar yağışının yeterli düzeyde olması nedeniyle ülkemizde kayak potansiyeli yüksek alanlardan birisidir.

    Yöre; arkeolojik özelliği açısından da zenginliğe sahiptir. Özellikle Collossea antik kentinde bir çok kaya mezarları bulunmaktadır. Sahada yapılacak arkeolojik araştırmalarla bu zenginliğin daha da artacağı beklenmektedir.

    Görülebilecek Yerler: Honaz Dağı bitki zenginliği, peyzaj güzelliklerini, mevcut ulaşım ağının takip edilerek gidilmesi sonucu bu değerlerini ziyaretçileri ile paylaşır. Ayrıca Honaz ilçesi giriş yolu üzerinde yer alır. Collossea antik kent sahası da arkeolojik zenginliğini ziyaretçilere sunmaktadır.


    Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Honaz ilçesi yakınlarında yer alan günübirlik kullanım alanı ise İzmir yolu üzerinde ki Cankurtaran günübirlik kullanım alanı ziyaretçilere hizmet sunmaktadır. Milli Parkın en yakın yerleşim alanı Honaz ilçesi ile Denizli il merkezi konaklama için uygun yerleşimlerdir.

    KIRMIZI SU TRAVENTERLERİ

    Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır. Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir. Bu bölgede sıcaklıkları 35-100 C arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunmaktadır. Pamukkale termal kaynağı, bölgesel potansiyel içindeki bir ünitedir. Kaynak, antik dönemlerden beri kullanılmaktadır. Termal su kaynaktan çıktıktan son ra, 320m uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70m.lik kısmi çökelmenin olduğu traverten katkatlarına dökülmekte ve ortalama 240-300m. yol kat etmektedir.

    KIRMIZISU; merkez ilçe Karahayıt Kasabası içindedir. Pamukkale'nin yaklaşık 5 km. kuzeyindedir.Kırmızısu Travertenleri 60 0C sıcaklıkta çıkan termal su çevresinde oluşmuştur. Termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı, yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşmuştur.

    Yakın zamana kadar daha çok iç turizme hizmet veren Karahayıt Kaplıcaları artan konaklama tesisleri ile önem kazanmış ve Pamukkale'den sonra turizmdeki yerini almıştır. Karahayıt kırmızı su travertenleri yaklaşık 900 m2’lik bir alandadır. Doğal güzelliği bakımından ilin görülmeye değer önemli turizm beldelerinden birisidir.

    PAMUKKALE (Hierapolis)

    Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe Kutsal Kent olarak adlandirilmasi, kentte bilinen bir çok tapinak ve diger dinsel yapinin varligindan kaynaklanmaktadir.


    Hierapolis cografi konumu ile kendisini çevreleyen çesitli tarihi bölgeler arasinda yer almaktadir. Ilk Çag''''da yasayan Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sinir olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakinligi ile Hierapolis''''in bir Frigya kenti oldugunu ileri sürerler. Hierapolis olarak adlandirilmadan önce kentte bir yasamin var oldugunu Ana Tanriça kültünden dolayi biliyoruz.

    Kentin kurulusu hakkinda bilgilerin kisitli olmasina karsin; Bergama Krallarindan II. Eumenes tarafindan M.Ö. II. yy'''' baslarinda kuruldugu ve Bergama''''nin efsanevi kurucusu Telephos''''un karisi Amazonlar kraliçesi Hiera''''dan dolayi, Hierapolis adini aldigi bilinmektedir.

    Hierapolis, Roma Imparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, kentlesme ilkelerine bagli kalarak özgün dokusunu sürdürmüstür.Kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüs ve tamamen yenilenmistir. Üst üste yasadigi bu depremlerden sonra, tüm niteligini kaybetmistir.

    Hierapolis Roma Dönemi''''nden sonra Bizans Dönemi''''nde de çok önemli bir merkez olmustur. Bu önem, MS. 4. yüzyildan itibaren Hiristiyanlik merkezi olmasi (metropolis), MS. 80 yillarinda, Hz. Isa''''nin havarilerinden olan, Aziz Philip''''in burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadir. Hierapolis, 12. yüzyil sonlarina dogru Türklerin eline geçmistir.

    BASLICA KALINTILAR

    Ana Cadde ve Kapilar: Yaklasik 1 km. uzunlugundaki kentin genis ana caddesi, kenti bir ucundan diger ucuna ikiye böler. Iki tarafinda sütunlu galeriler ve önemli kamu yapilari vardir. Her iki ucunda birer anitsal kapi bulunmaktadir. Bu kapilar ve caddenin büyük bölümü Roma Dönemi''''nde insa edildiginden, Bizans surunun disinda kalmaktadir. Güneyinde MS.5. yüzyila tarihlenen ''''''''Güney Bizans Kapisi'''''''' vardir. Kuzeyde, iyi korunmus, üç gözlü ve iki yaninda yuvarlak kuleleri olan kapida, Imparator Domitian''''a ithaf edilmis Latince yazilmis bir yazit vardir. Bu yazittan dolayi buna Domitian Kapisi veya Roma Kapisi denir. Bu kapidan güneye inen yolun surla kesistigi yerde, MS. 5. yüzyilda tarihlenen "Kuzey Bizans Kapisi" bulunmaktadir.

    SURLAR

    MS. 5. yüzyilda, kuzey, güney ve dogu yönlerinde surlarla çevrilmistir. Büyük kismi bugün yikilmis halde olan surlara, 24 adet kare planli kule yerlestirilmistir. Iki anitsal kapi ve iki küçük kapi olmak üzere 4 girisi vardir. Kuzey ve güney anitsal kapilari ana caddeye açilir.

    Büyük Hamam Kompleksi: Bugün, masif duvarlari ve bazi tonozlari ayakta kalabilmis olan yapinin iç mekanlarinin mermerle kapli olduguna dair izler bulunmaktadir. Hamamin plani diger tipik Roma hamamlari gibidir. Önce giriste büyük avlu, iki yaninda büyük holler bulunan kapali dikdörtgen bir alan ve esas hamam yapisi yer alir. Palaestra''''nin yan kanatlarinda, biri güneyde, digeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrilmistir. Hamam kompleksinin kalintilari MS. 2. yüzyila tarihlenir. Büyük hole bitisik tonozlu kapali mekanlar günümüzde müze olarak kullanilmaktadir.

    Apollon Tapinagi: Mevcut tapinak, eski ve dini magara olarak bilinen Plutonion üzerine kurulmustur. Yerli halkin en eski dini merkezi olan bu yerde Apollon, bölgenin Ana Tanriçasi Kybele ile bulusmustur. Eski kaynaklar, Ana Tanriça Kybele rahibinin bu magaraya indigini ve zehirli gazdan etkilenmedigini bildirirler. Apollon Tapinagi''''nda üst yapiya ait kalintilar MS. 3. yüzyildan geriye gitmemektedir. Tapinak alanina genis basamaklarla çikilir.

    Tiyatro: Yamaca yaslanmis tüm cephesiyle birlikte korunabilen büyük bir yapidir. Insasina MS. 60 yilinda olan büyük depremin ardindan Flaviuslar döneminde MS. 62 yilinda baslanmis, MS. 206 yilinda tamamlanmistir. 50 oturma sirasi bulunur ve 8 merdivenle 7 bölüme ayrilmistir. Caveanin tam ortasindan geçen diozomaya her iki yandan tonozlu birer geçit ile girilir. Sütunlarin arasi heykellerle süslenmis olup, burada yapilan kazilar sirasinda bol miktarda heykel bulunmustur. Sahne arkasindaki duvarlarda ise mermer kabartmalar yer alir.

    Kiliseler: Kent merkezinde, 6. ve 7. yüzyillara ait bir Katedral, Direkli Kilise ve iki kilise daha yer alir. Ayrica MS. 6. yüzyil basinda Büyük Hamam Kompleksinin merkezi holü kiliseye dönüstürülmüstür. Kuzey bölgesinde de küçük sapeller mevcuttur.

    INANÇ TURIZMI

    Nekropol : Batidaki traverten alanlari disinda kalan üç yönde nekropol alanlari bulunmaktadir. Bunlar yogunlukla Tripolis-Sardes''''e giden kuzey yolunun ve Laodikeia-Colossae''''ye giden güney yolunun iki tarafinda yer alir. Mezarlarda kireçtasi ve mermer kullanilmistir. Mermer kullanimi daha çok lahit tiplerinde görülür. Kuzey nekropolü, erken Hiristiyanlik dönemine kadar karakteristik lahitleri, mezar tiplerini ve mezar anitlarini bir arada içerir. Kentte görülen mezarlar lahit, tümülüs ve ev tipi mezarlardir. Konut mimarisini animsatan mezar yapilari, nekropolün en önemli elemanlaridir

    Laodikeia: Çürüksu (Lykos) irmaginin güneyinde kurulmustur. Kentin adi antik kaynaklarda daha çok "Lykos''''un kiyisindaki Laodikeia" seklinde geçmektedir. Diger antik kaynaklara göre ise, kent MÖ. 261-263 yillari arasinda II. Antiokhos tarafindan kurulmus ve kente Antiokhos''''un karisi Laodikeia''''nin adi verilmistir.

    Laodikeia, MÖ. I. yüzyilda Anadolu''''nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Kentteki büyük sanat eserleri bu döneme aittir. Romalilar da Laodikeia''''ya özel bir önem vermisler ve Kibyra (Gölhisar-Horzum) Conventus''''unun merkezi yapmislardir.
    Imparator Caracalla zamaninda Laodikeia''''da bir seri kaliteli sikke basilmistir. Laodikeia halkinin da katkilariyla kentte çok sayida anitsal yapi yapilmistir. Küçük Asya''''nin 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunmasi, Hiristiyanligin burada ne kadar önemli oldugunu göstermektedir. MS. 60 yilinda meydana gelen çok büyük bir deprem kenti yerle bir etmistir.

    Laodikeia''''nin Yapilari

    Büyük Tiyatro: Antik kentin kuzeydogu tarafinda, araziye uygun olarak Roma insa tarzinda yapilmistir. Sahnesi tamamen yikilmis olup, cavea (seyircilerin oturdugu bölüm)ve orkestrasi(sahnenin önündeki koro veya oyuncularin yer aldigi bölüm) oldukça saglam durumdadir. Yaklasik 20.000 kisiliktir.

    Küçük Tiyatro: Büyük tiyatronun 300 metre kadar kuzeybatisinda yer almaktadir. Araziye uygun olarak, Roma tarzinda insa edilmistir. Scenesi (sahne)tamamen yikilmis olup, cavea ve orkestrasinda da bozulmalar mevcuttur. Yaklasik 15.000 kisi alabilecek büyüklüktedir.

    Stadyum ve Cimnazyum: Kentin güneybatisinda, dogu-bati dogrultusunda uzanmaktadir. Stadyumun ek yapilari ile cimnazyum bir bütünlük teskil edecek sekilde yapilmistir. MS. 79 yillarinda yapilan stadyumun uzunlugu 350 metre, genisligi 60 metredir. Amfiteatr seklinde yapilmis olan yapinin, 24 oturma basamak sirasi bulunmaktadir. Büyük bölümü tahrip olmustur. MS. 2.yy. ''''da yapilan cimnazyumun, Proconsul Gargilius Antioius tarafindan insa ettirilerek Imparator Hadrianus ve esi Sabina''''ya ithaf edildigine dair yazit bulunmustur.

    Anitsal Çesme: Kentin ana caddesi ile ara caddesi kösesinde yer almaktadir. Roma dönemi yapisidir. Iki cepheli olarak yapilmis havuz ve nisleri vardir. Bizans zamaninda onarim görmüstür.
    Meclis Binasi: Kentin güneybatisindadir. Dikdörtgen planli olan anitsal yapi, dogu-bati yönünde uzanmaktadir. Ana giris dogu cephesindedir.

    Zeus Tapinagi: Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin dogu kesiminde, küçük tiyatro ile Nymphaeum (anitsal çesme)arasinda bulunmaktadir.
    Büyük Kilise: Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitisik olarak insa edilmistir. Sadece tasiyici bölümlerinden bir kismi ayakta kalmistir. Ana giris kilisenin batisindadir.

    KAPLICALAR

    Karahayit Kaplicasi: Pamukkale termal kaplicasi sisteminin bir kolu sayilan bu kaplica, Pamukkale''''nin 5km kuzeyinde, Karahayit Kasabasi''''ndadir. Kalp, damar sertligi, yüksek tansiyon, romatizma-siyatik, deri sinir, lumbago, gibi hastaliklarla uyuz, sivilce, kasinti gibi deri hastaliklarina iyi gelir.

    Pamukkale Kaplicalari: Il merkezine 18km uzaklikta bulunan eski Hierapolis kentinin bulundugu alandir. Travertenler yaratan karstik alanlardan çikan sular; bünyesindeki kireç çözeltisi, genellikle beyaz renkte ve pamuk balyalarini andiran kalker tüflerini, Pamukkale travertenlerini olusturmaktadir.
    Pamukkale termal suyunun tedavi edici özelligi, çok eski çaglardan beri anlasilmis, yüzyillar sonra sifa niteligi bilimsel olarak kanitlanmistir. Kaynaklar etrafinda dini ayinler yapilmis, senlikler düzenlenmis, büyük devlet adamlari ve zengin kisiler antik dönemde tedavileri için Hierapolis''''e gelmislerdir.


    Denizli'deki serin cennet: Güney Şelalesi
    İlçeye tepeden bakıp, başlıyorsunuz inmeye. Hem de ne iniş... Kısa bir süre, belki de 1000 metre sonra dipte bir vadi karşılıyor sizi... Bu, Büyük Menderes vadisi... İlginç bir bitki örtüsü ve Denizli'ye sadece 70 km uzaklıktaki bu gizli cennet, Güney Şelalesi'yle birlikte adeta bir doğa tapınağı görünümünde...

    Denizli denildiğinde ilk akla gelen Pamukkale'dir. Oysa bu şehir sınırları içinde, birinci derece sit alanı ve sıralamada Türkiye'nin 23'ncü doğa harikası olan Güney Şelalesi'ni de barındırıyor. Nereden başlasam, nasıl anlatsam?.. Adet olduğu üzere, önce tarihçesi...M.Ö. 300'lü yıllara uzanan tarihiyle henüz kazı yapılmadığı için yeri kesinleşmemiş olan Sala antik kenti, bu bölgede yer alıyor. Bulgulara göre, Lidya ve Frigyalılar'a hatta Pers dönemine kadar dayanan eski tarihlerde, ilçe sınırları içinde 10'u aşkın yerleşim yeri saptanmış. M.S. 50. yıllarda Güney, tüm Anadolu'da olduğu gibi Doğu Roma İmparatorluğu hakimiyetindeymiş. Türkler'in Anadolu'ya göçüyle 1070 yılından sonra, Güney'de de Bizans egemenliği sona ermiş ve ilçe 150 yıla yakın bir süre Bizanslılar'la Türkler arasında el değiştirmiş. Selçuklu egemenliği, Aydınoğulları ve Germiyanoğulları'nın egemenliklerinin sürdüğü Güney, Timur'un çekilmesinden sonra, 2. Sultan Murat zamanında 1425'te Osmanlılar'a geçmiş. 1. Dünya Savaşı'nda 27 ay boyunca Yunanlılar'ı misafir eden Güney, 3 Eylül 1922'de Türk süvarilerin Gözler yolundan Güney'e girişiyle işgalden kurtulmuş.

    Güney
    Denizli'nin 76 km kuzeyinde Çal, Buldan, Sarıgöl, Eşme ve Denizli arasındaki ilçe, dördüncü jeolojik dönemde oluşmuş; önemli alüvyon yatakları ve dağlık engebeli arazi üzerine kurulmuş. Dinar dağlarından doğan Çivril yakınında Işıklı baraj gölünü geçtikten sonra, Çal ilçe sınırlarını aşarak Güney'in Adıgüzeller köyü yakınlarında Banaz ve Hamam çayları ile birleşen ancak yeteri kadar sulama amaçlı kullanılamayan Büyük Menderes nehri, burada derin vadilerden akıyor. Menderes vadisi, özel bir kuş cenneti sayılıyor. Gündüz ve gece öten kuşların yanı sıra, yaban ördekleri, kerkenez, hatta Kartalkaya'da kartal, atmaca ve şahin bile görülebiliyor. Bölgede step ağırlıklı Akdeniz bitki örtüsü hakim. Yörede yaz-kış yaprağını dökmeyen iğne yapraklı ağaçlar, çalı, ardıç, zeytin ve kızılağaca rastlanıyor. Daima yeşil kalan vadinin görülmeye değer güzellikteki Güney Şelalesi, adını ilçeden alıyor. İlçe merkezinin 3 km uzağında Cindere köyü eteklerindeki şelale, Cindere dağı yamaçlarından çıkan sularla oluşuyor. Büyük Menderes nehrine yaklaşık 20 metre yüksekten nazlı nazlı dökülen şelalenin suyu kireçli. Bunun sonucu olarak da, şelale yatağında kalkerli basamaklar ve garip oluşumlar meydana getiriyor. Güney ilçesi Belediye Başkanı İhsan Ekmekçi, ilçe ile özdeşleşmiş şelaleyi anlayabilmek için sabah gün doğumundan akşama kadar izlenmesi gerektiğini belirterek ileriye dönük projelerinin olduğunu vurguluyor. Ekmekçi; Pamukkale, Karahayıt ekseni üzerine Güney Şelalesi'ni de katmak için, Denizli'ye 45-50 km'de ulaşılacak yeni yol projesiyle Güney'in Denizli'ye piknik alanı olmasının sağlanacağı belirtiliyor. İhsan Ekmekçi ayrıca, şelale yakınındaki kuru oluşuma su kanalize edilerek, şelalede daha geniş bir su akışı sağlanacağının müjdesini de veriyor.

    Güney Şelalesi
    Suyun kaynağı 200 metre geride gelin duvağı, tül perde ve hatta yelpaze biçiminde. Zümrüt yeşili kadife misali ve elinizle dokunmak, tıpkı bir kedi gibi okşamak isteyeceğiniz türdeki yosunlar üzerinden süzülen su damlaları, bünyesinde kireç de barındırıyor. Marifetli su bitkilere hayat vermenin yanı sıra, yıllarca süren akışıyla ortaya çıkan sarkıt ve dikitleriyle Damlataş Mağarası'nı oluşturmuş. Şelalenin akış seti içinde oluşan bu mağarada, bir de adam boyu derinlikte ve yüzülebilir nitelikte mağara içi göl bulunuyor. Mağaranın kapı ve penceresini ise perde gibi akan şelale suyu kaplıyor. Şelale mevkiine gelince, aracınızı yol boyunca park edip ya kır lokantasının vadiye bakan masalarına kuruluyor ya da park sahasındaki setlerde bulunan ocak kenarı ahşap masalara yerleşip piknik yapıyorsunuz. Şelalenin üst bölümüne çıkıyor, çevresini geziyor, uygun kıyafetle duş etkisi gösteren suların altına kadar tırmanabiliyor ve şelale suyunu doyasıya hissediyorsunuz. Bu arada yemyeşil ortamda gözleriniz dinleniyor, uçuşan suyla serinliyor, su sesine vokal yapan kuş korosuyla beyin yorgunluğundan kurtuluyor, vücutta biriken elektrikten arınıyor ve hafifliyorsunuz.