Demlenmiş Hayatlar

'Masallar ve Hikayeler' forumunda ANANE tarafından 18 Kasım 2009 tarihinde açılan konu


  1. Hayatı, her eli kalem tutan bir şeye benzetir. Ve ben hep şaşarım bu bir birinden bu kadar uzak ve yan yana gelmesi olanaksız gibi duran sözcükler nasıl oluyor da yan yana geliyor ve bir anlam içeriyor.

    Senin hayatı çay içmeye benzetmen gibi. 'Hayat demi yerinde bir çaydır' demen aklıma geliyor.

    Neden çay diye sormama fırsat vermeden başlamıştın anlatmaya. Elindeki çay bardağını kaldırıp bakarken sanki ona konuşuyordun.

    Hayat demli bir çaydır. Dem tutmadan içilmez. Erken davranmamalı bardağa doldurmak için. Ama çok geç de kalınmamalı. Bu güzelim ince belli bardağa erken doldurulan çay tatsız olur, sıcak az şekerli bir su gibi olur... Ancak çok bekletirsen de ağızdaki acılığın nedeni olabilir.

    Çay içmek de yaşamak gibi aceleye getirilmez. Hızlı içmeye kalkarsan aceleciliğinin cezası ağzının yanması olur. Çok beklemek de iyi değildir. Çay çaylıktan çıkar hoşaf suyu olur.

    Çay içme alışkanlığın ile yaşama biçiminin benzerliğini o an anlamıştım. Ben ikinci bardağı içerken sen hala birinci bardağını bitirmemiş olurdun. Bardağı kaldırıp bakman da gözümün önüne geliyor. İnsanın yaşadığını görmek isteği gibi bir istekle bardaktaki çaya baktığını anımsıyorum şimdi.

    Çay kaldıkça koyulaşır acımtırak bir tadı olur. Yaşamakta geciktiğimiz şeyleri yaşamanın zorlaşması gibi... Demi tutmamış çay da erken doğumlar gibidir. Her erken doğumun doğal sonucu olan yaşama şansının azlığı gibidir dem tutmamış çaydan alınacak tat.

    'Doğuluların çay tutkusu, yaşamı daha derin yaşamasını bilmelerinden mi bilmiyorum' diye eklediğinde ben de hemen aceleyle atlayıp, İngilizler de çay içmeyi sever, oldukça da tiryaki olurlar demiştim.

    Yine her zaman yaptığın gibi itirazın öncesi gelen o gülümsemeyle karşıladın beni. Yolumu kesmek gibi bir şey bu yaptığın. Sözüm bitmese de dururdum ve ne diyeceğini merakla beklerdim. Neyse ki çok beklemeden devam ederdin. Bozulduğuma aldırmadan.

    Doğuluların küçük bardaklardan çay içme alışkanlığına karşın İngilizler ya koca fincanlar kullanır ya da koca bardaklardan çay içerler. Bu çok büyük bir ayrım olması bir yana, çayı bizdeki gibi demleyerek içen pek az olur.

    Belki de İngilizlerin koca bardaklarda soğutarak içtikleri çayla, soğuklukları arasında bir bağ vardır. Ya da bizim çayın sıcak içilmesi için küçük ince belli bardaklardan içmemizin, sıcak kanlı oluşumuzla bir ilgisi...

    İnsanların alışkanlıkları ile yaşam tarzları arasında bir bağ olması çok doğal ve belki de haklıydın. Çayı yapma ve içme biçimlerimiz ile yaşamlarımız ve alışkanlıklarımız ötüşüyordur.

    Çok çabuk öfkelenmemiz de fokurdayan ve kısa sürede buharlaşan suya benziyor olmalı.

    Bunu acele ile söylemiş ve birden durmuştum. Ne diyeceğini merak ediyordum. Çünkü konuyla hiç bir ilgisi yoktu. Ama hoşuna gitmişti benzetmem. Her şey için mutlaka bir şey demene rağmen o an susmuştun. Uzanıp bir çay daha doldururken.

    “Çok doğru haklısın, öfkemiz de yüksek ateşe konan tez kaynayıp fokurdayan su gibidir... Çabuk kaynar buharlaşır. Kim bilir yağmur olup ne zaman yere iner...” deyip sustun.

    Bu susmalarını da çok iyi biliyorum. Kendinde kaybolduğun anların en güzel göstergesiydi susmaların. Ve yeni bir yolculuğa çıkıyordun içine. Gitmelere kararlı ama telaşsız bir hazırlık içine girerdin. Seni yolculuğunda yalnız bıraktığım için hep üzülsem de dönüşünü beklerdim dört gözle. Bu beklemelerin en güzel yani seni özlemekti... (alıntı)