Dede Korkut Hikayeleri ile ilgili bilgi

Konusu 'Ders notları' forumundadır ve YAREN tarafından 3 Mayıs 2011 başlatılmıştır.

  1. YAREN Üye

    Dede Korkut Hikayeleri hakkında bilgi,
    Dede Korkut Hikayelerinin Özellikleri,
    Dede Korkut Hikayeleriyle ilgili bilgi



    Korkut kelimesinin “kork” fiil kökünden türemiş olma ihtimalinin yanı sıra Arapça kökenli olup elçi manasına gelmesi de mümkündür Her iki ihtimalde de ˜Korkut’ kelimesinin bir lakap, bir unvan olduğu görülmektedir “Dede” kelimesinin ise ata manasında kullanıldığı tahmin edilmektedir Fakat destanlarda daha çok halk arasında büyük hürmet ve kutsallık kazanmış halk bilgini anlamında kullanılmıştır

    Dede Korkut’un gerçek ismi, hayatı, yaşadığı çağ ve coğrafyayı kesin olarak aydınlatmak eldeki kaynaklar ve rivayet ile mümkün değildir Destanlardan çıkarılabildiği kadarıyla ise Dede Korkut’un iki kişilik olarak ön plana çıkar:

    * Kutsal kişiliği

    * Bilge kişiliği

    Başka kaynaklarda devlet adamı kişiliğinin de bulunduğu belirtilmektedir Dede Korkut’un çok kişilikli olarak karşımıza çıkması farklı zaman, hatta farklı mekanda yaşamış benzer şahsiyetlerin destanlarda tek isim altında toplanmış olabileceğini düşündürse de bu kişiliklerin halkın eklentisi olma ihtimali de vardır

    Dede Korkut Destanlarının Genel İç Yapısı

    Dede Korkut destanları olağanüstü olayların yoğunluğundan sıyrılmış ve günlük, sade olaylar içeriklerine dahil olmuştur Destan niteliğine tüm Oğuzlar’ı etkilemesiyle ulaşmıştır

    Hikayelerde dersler verilmiş, halk bilgilendirilmek istenmiştir Destanlaşmış tarih olayları anlatılmıştır Oğuzların dini inançları belirtilmiştir Örneğin, Alplerin savaşa gitmeden önce arı suyla abdest aldığı ve iki rekat namaz kıldıkları belirtilmiştir Halkın ekonomik durumu da anlatılmıştır Oğuzların daha çok hayvancılıkla geçindiği neredeyse her hikayede görülmektedir Yalnız, Oğuzlar’da üstünlük zenginlikle, mal ve mülkle olmamaktadır Bunun için yiğitlik gerekmektedir Erkek gençlerin isim alabilmesi için bir yiğitlik göstermesi gerekir Yiğitlik gösteren delikanlıya Dede Korkut isim verir Verdiği isimler genellikle delikanlının gösterdiği yiğitlikle alakalıdır Mesala Boğaç Han’a ˜Boğaç’ ismi boğayı boğduğu için verilmiştir Oğuzlar işlerini kendileri yapamazsa küçük düşerler Üstünlüklerini kaybetmemek için yardım kabul etmezler Kazan Han’ın hikayesinde de böyle olmuş, Kazan Han çobanı, yardımını engellemek için ağaca bağlamıştır

    Hikayelerde kadın da söz sahibidir ve hanlık edebilir Kadın evlenirken güçlü, yiğit birini arar Gerektiğinde de savaşır fakat onun savaşması erkeği küçük düşürür

    Destanlarda yoğunlukla ideal Oğuz Alp’inin nasıl olması gerektiği anlatılıyorsa da Alplerin başına gelen olaylardan herkese pay düşmektedir Büyüklüğün ve güçlülüğün erdem ve hünere bağlı olduğu her fırsatta belirtilmektedir Düşmana karşı savaşmak da yiğitliğin, büyüklüğün göstergesidir Verilen dersler bu kadarla da kalmamaktadır Bunların bir kısmı doğrudan devlete ve yöneticilere, bir kısmı da millete verilmek istenen derslerdir

    Hikayeler konu bakımından; savaşlara, aşka ve din ile karışık mitolojiye yer verirler Gerçekten Dede Korkud Hikayeleri’nde Oğuzların kendi aralarındaki mücadeleler 1 ve 12 hikayede anlatılmıştır Bunlardan birisinde Dirse Hanın yiğitleri, kıskançlık yüzünden onu aldatıp oğlu Boğaç Hanı öldürmesini istiyorlar Dirse Han oğluna avdayken ok atıyor Öldü zannediyor Annesi Boğaç’ı buluyor Boğaç iyileşiyor Kırk namerd durumun anlaşılmaması için Dirse Hanı kafirlere teslim etmek istiyorlarSonra Boğaç bunları kırk yiğidi ile helak edip babasını kurtarıyor İkincisinde ise, bir haysiyet meselesi ortaya çıkıyor Bu sebeple Dış Oğuzlar İç Oğuza isyan ediyorlar Aralarında dövüş başlıyor Dış Oğuzlar dize gelip af diliyorlar

    Dış savaşı konu edinen hikayeler ise Dede Korkud Kitabı’nın 2, 4, 7, 9, 10 ve 11 hikayeleridir Ayrıca 3 ve 6 hikayeler aşkı konu edinirken, 5 ve 8 hikayeler dînî karakterde mitolojiktirler Fakat bu hikayeler mitolojik unsurlar taşımakla birlikte, Deli Dumrul’da bir kendine geliş ve nefs muhasebesi; Tepegöz’de ise işlenilen bir günahın doğurduğu neticelerden tedirginlik vardır Bu tedirginlik şahsa ait olmayıp bütün cemiyete şamildir Bu yönü ile bu iki hikayede dînî taraf daha da ağır basmaktadır

    Hikayelerin kaynağının Oğuzname olduğunu söylemek veya tamamı kaybolan Oğuz Destanı’nın eksik kısımları olarak değerlendirmek de mümkündür Devaderî’nin Oğuzname’nin Farsça ve Arapçaya yapılmış tercümelerini gördüğünü Dürrerü’t-Tican’da kaydetmiş olması bu fikri kuvvetlendirmektedir Bu noktadan hareket ederek Dede Korkud Kitabı’nın aslının İslamiyetten önce kitap halinde varlığına bakılırsa, bu eserin başka bir isimle bulunması bugün bile ihtimal dahilindedir

    Hikayelerde görülen fevkalade haller, destanî zamandan kalma unsurlardır Söyleyiş itibariyle hikayelerin nesir ve nazım diline yer vermesi, nesir dilinin, secilerle devam etmesi eserin aslının nazım olduğu fikrini de ihsas ettirmektedir Zamanla değişmiş ve bozulmuş olan nesir dili, destanî bir kalıntı şeklinde, ancak 15 ve 16 yüzyılda bu şekilde tutulabilmiştir Türk dili ise işlenmişliğin doruğuna bu eserle erişmiş, yine bu eserle Türklük, bugünkü şekli ile bile, atalardan kalan kıymetli bir mirasın içinde yer almıştır Eserin Osmanlı sahasında yazılarak kaybolup nisyana karışmaktan, yani unutulmaktan kurtarılması; böylece Osmanlı Türklüğünün kültür hamiliğindeki öncülüğü Türk dünyasınca minnetle yad edilmesi gereken bir husustur

    Müellifin millet, muhtevasının topyekün Türk Milletinin hayatı olması kahramanlık menkıbelerine yer vermesi; yüksek bir coşkunluk ifadesi taşıması; tabîat unsurlarının hikayelerde ön sırayı işgal etmesi ve aktif bir hayatın yer alması; bu hayatın hayvanlarla renklenmesi ve hızlı oluşu; Hunlardan başlayarak, Göktürk, Oğuz-Yabgu Devleti, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı olmak üzere bütün Türk tarihini ilgilendirmesi; Orta Asya ve Türkistan coğrafyasının unsurları bulunmak şartıyla Âzerbaycan ve Doğu Anadolu’yu içine alan bir coğrafyaya sahip oluşu gibi vasıflarıyle Dede Korkud Kitabı millî bir destan hüviyeti taşımaktadır Fakat hikayenin tek bir kahraman etrafında dönmemesi ve uzun bir manzum eser olmaması gibi sebepler eseri destan hudutları dışına çıkarmaktadır Yalnız Dede Korkud Hikayeleri’nin dili Türkçenin en güzel örneğini teşkil etmektedir Emsalsiz olan bu dil Türkçenin şaheseri olup, asırlarca Türk milletinin ağzından süzülmüş, atasözleri ve vecîzelerle süslenmiş bir dildir Bu yönü ile bir destan vasfı taşımaktadır Hasılı, eser destan ve hikaye olarak karışıklık göstermektedir V M Jirmunskiy gibi bu sahada çalışanlar Dede Korkud Kitabı için, “Türk dilini konuşan halkın biricik destanî eseri…” demekten kendilerini alamazlar Zaten yukarda saydığımız şekle ait birkaç nokta hariç Dede Korkud Kitabı milletimizin en büyük kültür varlıklarından biri olarak önde gelen bir destandır

    Dede Korkud Kitabı, Dede Korkud’u konu edinen bir önsöz ile on iki destan parçasını ihtiva etmektedir Hikayelerin hiç birisi tam bir destan değildir Hepsi birlikte bir destan da meydana getirmezler Bu itibarla Dede Korkud Halk hikayesi olmaya yönelmiş ve o sırada tesbit edilmiştir Hülasa; Dede Korkud Kitabı, Oğuzlardaki destan geleneğinin bir devamı olup, Oğuz destanının değişik bir şeklidir

    Dede Korkud Kitabı geçmişten bu yana başta Türkiye olmak üzere bugün dağınık ve başka ülkelerde yaşayan bütün Türklüğü kucaklayan; şeref, namus, ahlak güzelliğini her şeyin üstünde tutmasıyla Türk seciyesini işleyen, bazı anlaşmazlıklar bir tarafa, millî tesanüdü önde tutan, ferde ve insan haklarına değer veren, kısacası Türk milletinin zevkleri, meziyetleri, dünya görüşü, değer hükümlerini içinde toplayan biricik eserdir

    Bazı ilim adamlarına göre 15 yüzyıl, kimilerine göre ise, 16 asırda yazıya geçirildiği öne sürülen Dede Korkud Kitabı’nın dünyada bilinen iki nüshası vardır Yazmalardan biri Almanya’da Dresden’de, diğeri ise İtalya’da Vatikan Kütüphanesindedir Dresden nüshasında 12 hikaye bulunur Ettor Rossi tarafından Vatikan Kütüphanesinde bulunan nüshada ise 6 hikaye mevcuttur Vatikan nüshası harekelidir Bu nüsha 1952 yılında bir önsözle birlikte Rossi tarafından neşredilmiştir

    Eser üzerinde Avrupa’da, Prof Barthold’dan başlayarak E Rossi’ye kadar birçok ilim adamı çalışmıştır Memleketimizde ise başta Fuad Köprülü olmak üzere, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan, Faruk Sümer, Fahreddin Kırzıoğlu, Suad Baydur, Pertev Nailî Boratav ve Orhan Şaik Gökyay ilmî araştırmalar yapmışlardır Fakat asıl Dede Korkud Kitabını ilmî ve ciddî olarak neşreden İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyelerinden Prof Dr Muharrem Ergin’dir İlmî neşirleri bir tarafa, Dede Korkud Kitabı 1000 Temel Eser serîsinin ilk kitabı olarak günümüz Türkçesi ile aynı yazar tarafından 1969 yılında neşredilmiştir Ayrıca, İngilizce, Rusça, İtalyanca, Almanca Sırpçaya da tercümeleri yapılmıştır

    Alıntı

Benzer konu başlıkları: Dede Korkut
Forum Başlık Tarih
Kısaca Dede Korkut Hikayeleri Hakkında Kısa Bilgi 19 Ocak 2013
Kısaca Dede Korkut Hakkında Kısa Bilgi 17 Ocak 2013
Soru Çözüm dede korkutun kısa hayatı 31 Mart 2012
Hikayeler Dede Korkut 2 Aralık 2011
Ders notları Dede Korkut Hikayeleri ile ilgili sorulacak sorular 7 Ağustos 2011