Dağlık Karabağ Tarihi

'Ülkeler' forumunda Aysell tarafından 12 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Dağlık Karabağ hakkında bilgi
    Karabağ Tarihi
    Dağlık Karabağ sorunu


    Dağlık Karabağ Cumhuriyeti fiilen bağımsız bir cumhuriyettir. hukuken Azerbaycan'a ait Dağlık Karabağ ve çevresindeki 7 Azerbaycan ilini kapsayan topraklar üzerinde kurulmuştur.

    Karabağ, Azeri Türklerinin binlerce yıl önce yurt edindikleri bir bölgenin adıdır. Yüzölçümü 4.400 kilometrekaredir. Yine çok eski bir Türk Yurdu olan Azerbaycan toprakları içerisindedir. 1828 yılında İran ile Rusya arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile Kuzey Azerbaycan ile birlikte Rusya'nın yönetimine geçti. Bu tarihte 200.000 civarında olan nüfusunun % 95'i Türk'tü. Rusya, işgal ettiği Azerbaycan'a ve özellikle Karabağ'a, dünyanın her tarafından getirttiği Ermeniler'i yerleştirdi. . 1923'de Stalin, Karabağ'ın yukarı kısımlarına yeni bir Ermeni kafilesini daha yerleştirdi ve Azerbaycan'dan kopartarak özerk bölge hâline getirdi. Ruslar ve Ermeniler bu tarihten itibaren sözkonusu bölgenin adini, "Dağlık Karabağ" veya "Yukarı Karabağ" şeklinde kullanmaya başladılar. Çünkü Karabağ'ın bütününde Azerîler, Dağlık Karabağ'da Ermeniler çoğunluktaydı.

    Ermeniler 1988'de, Dağlık Karabağ'daki nüfus yoğunluğunu gerekçe göstererek Karabağ'ın kendilerine bağlanması için harekete geçtiler. Sovyet Cumhuriyetleri Birliği (SSCB)'nin 1991 sonunda dağılması ile Ermenilerin Karabağ ile ilgili hareketleri, sınır çatışmalarına dönüştü. Ermenistan-Azerbaycan sınır çatışmaları, iki ülke arasında ciddî bir savaş durumuna geldi. Ermenistan, o dönemde Azerbaycan'da yaşanan siyasî iç karışıklıklardan ve ordusu-silâhı olmamasından yararlanarak önce Karabağ'ın tamamını, sonra da Karabağ'ı Ermenistan'a bağlayan Azerbaycan topraklarını işgâl etdi. Günümüzde, Azerbaycan topraklarının % 20'sine yakın bölümü, Ermenistan'ın işgali altındadır. Bu topraklarda yaşayan 1,5 milyona yakın insan da evinden-köyünden kopartılmış, vatan toprağının bir başka bölümüne topyekûn sürgün edilmiş gibidir.

    1992 yılından bu yana Karabağ konusu, bölge ile ilgili olarak yapılan milletlerarası görüşmelerin gündeminde yer alıyor. Azerbaycan, Ermenistan Parlâmentosu'nun 1988 yılında aldığı "Karabağ'ı ilhak kararı"nın geçersiz sayılmasını istiyor. Bu istek kabul edildi. Ermenistan, buna karşılık Karabağ'a bağımsızlık statüsü verilmesini talep ediyor. Tartışmaya açılan bu talep, bölgeye yerleştirilecek, her an patlamaya hazır yeni bir dinamit kütlesi görevi yapacaktır. Ermenistan, Azerî göçmenlerin Karabağ'a dönmesini kabul etmiyor, yalnızca işgali altında bulunan Karabağ dışındaki yedi şehri Azerbaycan'a geri vermeyi taahhüt ediyor. Karabağ'da zengin uranyum madeni yataklarının, işgal altındaki Ağdam ve Kelbecer şehirlerinde ise altın madeninin bulunduğu biliniyor.

    Yaşanan istikrarsız ortam, Karabağ'ı yurt bilen ve şimdi belirsizlikler içerisinde evsiz-yurtsuz ve işsiz bekleyen, daha ne kadar bekleyeceği bilinmeyen bölge halkını perişan ediyor. Hocalı Katliamı 26 Şubat günü Türk dünyası ve Azerbaycan için en acılı günlerden biri olmanın yanısıra aynı zamanda insanlık tarihi için de kelimenin tam anlamıyla kara bir sayfadır. 26 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Hocalı kentinde sivil halka karsı Ermeniler tam anlamıyla bir katliam yapmışlardır. Ermeniler Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde 7 bin kişilik nüfusa sahip ve coğrafi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocalı kentini ele geçirmek için 25 Şubat gecesi katliam gayesiyle harekete geçmiştir.

    Hocalı'nın işgali sonucu sivil, eli silahsız, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından katledilmiştir. Resmi verilere göre, o gece 613 kişi hunharca katledilmiş; bunlardan 83 çocuk, 106 bayan acımasız yöntemlerle işkence yapılarak öldürülmüştür. Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla caninin kurtarmıştır. 26 çocuk tamamen ve 130 çocuk ise kısmen oksuz kalmıştır. Ermeniler şehitleri acımasızlıkla, gözlerini oyrak, kafataslarının derisini soyarak ve vücutlarının farklı organlarını keserek öldürmüştür. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yırtılmış ve insanlarımız diri diri toprağa gömülmüştür. Hatta şehitlerin bir çoğunun cesetleri yakılmıştır.

    Ermeni İşgali ve Tarihî ve Kültürel Varlıklarımız

    Azerbaycan arazileri üzerinde “Büyük Ermenistan” yaratmak hülyasında olan Ermeniler elverişli şartlar ortaya çıktığı zaman öz niyetlerini hayata geçirmeye çalışmış, Azerbaycan arazilerinde silâhlı çatışmalar, anlaşmazlıklar çıkarmış, bu gün Ermenistan olarak isimlendirilen arazilerde yaşayan Azerbaycanlıların ata yurtlarından ayrı kalmasına, bu arazilerdeki Azerbaycan'a ait tarihî, kültürel ve arkeolojik abidelerin bir bölümünün dağıtılıp mahvedilmesine, bir bölümünün ise “Ermenileştirilmesi”ne “nail” olmuşlardır. Azerbaycan halkına miras kalan tarihî ve kültürel abidelerin korunması için, Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığının barış yolu ile düzeltilmesi, Azerbaycan arazilerinin işgalden kurtarılması şarttır.

    Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığı neticesinde Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sinin işgal altına alınması, bir milyondan fazla Azerbaycan vatandaşının “kaçgın” ve “mecburî köçkün” olarak çadırlarda yaşaması ile birlikte işgal altındaki arazilerde Azerbaycan halkının geçmişini ve bu gününü aksettiren abideler plânlı surette mahvedilmiş, dağıtılmış, “Ermenileştirilmiş”dir. Ermeniler işgal ettikleri arazilerde Azerbaycan'ın milli özelliklerini taşıyan tezahürleri mahvetmekle, onları sahte yollarla değiştirip “Ermenileştirmek”le köklü ve ezelî Azerbaycan topraklarına sahip çıkmak istemektedirler. Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığı Azerbaycan ve Azerbaycanlılar için büyük önem taşıyan, millî ruhu, millî özellikleri özünde aksettiren binlerce tarihî, kültürel, İslâmi ve arkeoloji a bidelerin yok edilmesine sebep olmuştur.

    Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığının Azerbaycan kültürüne vurduğu darbenin ağırlığını hissetmek için bazı faktörleri görmek gerekmektedir.Anlaşmazlık neticesinde, Ermeni işgali altında kalan topraklarda Azerbaycan halkına ait 500 kadar tarih-mimarlık, 100'den fazla arkeolojik abide, on binlerce eseri olan 22 müze, dört resim galerisi, 4.6 milyon kitap ve el yazması saklanan 927 kütüphane, 808 kulüp, 10 kültür ve dinlenme parkı, 85 müzik ve güzel sanatlar okulu, 20 kültür sarayı, 4 devlet tiyatrosu kalmıştır.

    1992 yılında “Kafkasya'nın Konservatuarı” diye bilinen Şuşa'nın işgal edilmesi sadece Azerbaycan kültürünün değil, genellikle bütün dünya kültürünün problemi olarak kabul edilmelidir. Çünkü Şuşa'da sadece Azerbaycan kültür ve ince sanatının değil, bütün Şark ve dünya kültürünün gelişmesinde hizmetleri olan büyük sanatkârlar yetişmiştir. Şuşa kurulduktan kısa bir müddet sonra ekonomik ve kültürel yönden Azerbaycan'ın mühim şehirlerinden biri durumuna gelmiştir.

    Azerbaycan'ın en eski müzelerinden olan Şuşa şehrinin tarihi müzesinden beş bin muhtelif eşya, buna bağlı olarak Karabağ tarihinin özelliklerini bünyesinde barındıran kıymetli kaynaklar, arkeolojik buluntular, eski el yazmaları, çeşitli devirlere ait resmî belgeler toplanmıştı.

    Şuşa'daki Devlet Karabağ Tarihî Müzesi'nde konu ile ilgili 1000'den fazla eşya saklanmaktaydı. Burada, bunlarla birlikte profesyonel ses sanatının temellerini atan büyük şarkıcı Bülbül'ün (400 eşya), müzikolog ve ressam Mir Möhsüm Nevvab'ın (100 eşya) hatıra müzelerinin varlıkları talan edilmiştir.

    Ermeni işgalcileri tarafından şehir arazisindeki ilk insan meskenlerinden olan meşhur Azıh ve Taclar Mağaraları, Aluen Garakepek, Üzerliktepe abideleri, kurganlar askerî amaçlarla kullanılmaktadır.



    Ermeni işgali neticesinde birçok müze dağıtılmış, sergilenen eserler talan edilerek Ermenistan'a götürülmüştür. Bu müzelerde Azerbaycan halkının tarihî ve medeniyeti ile ilgili kıymetli eşyalar, resim, heykeltraşlık eserleri, dünyaca ünlü Azerbaycan halıları, halı ürünleri (zili, cicim, kilim, palas, sumah) nümizmatik materyaller, tarihi belgeler, Azerbaycan'ın önemli şahsiyetlerinin hatıra eşyaları, diğer değerli materyaller olmuştur.

    Genel olarak 40 binden fazla müze eşyası talan edilmiştir. Şuşa, Laçın ve Gubadlı resim galerilerindeki seçkin eserlerden Azerbaycan'ın görkemli ressamları Settar Behlülzade'nin, Mikayıl Abdullayev'in, Toğrul Nerimanbeyov'un, Salam Salamzade'nin, Maral Rehmanzade'nin, Büyükağa Mirzezade'nin, Asef Ceferov'un ve başkalarının eserleri talan edilmiştir.

    Azerbaycan'ın 7 şehri – Ağdam, Laçın, Kelbecer, Fizuli, Cebarayıl, Zengilan, Gubadlı - işgal edildikten sonra, bu şehirlerde 630 genel kütüphane mahvedilmiştir. Aynı şehirlerde 7 merkezî kütüphane, 9 çocuk kütüphanesi, 27 şehir kütüphanesi ve 589 köy kütüphanesi, bu kütüphanelerin sahip oldukları 4 milyon nüshaya yakın muhtelif kitap mahvolmuştur. Aynı zamanda Yukarı Karabağ, Şuşa ve Hocalı da dâhil olmak üzere 254 kütüphane ve bu kütüphanelerde bulunan 14.769 adet kitap mahvolmuştur. Genellikle Ermeni işgali ile alâkalı 808 kulüp ve 927 kütüphane müessesesine, 85 müzik okuluna, 22 müze ve onların şubelerine, 4 resim galerisine, 7 kültür ve dinlenme parkına, 4 tiyatro, 2 konser müessesesine 37 milyar manat (3) maddî zarar verilmiştir. Dünya çapında öneme sahip, insanlığın kültür mirasında, önemli bir yer tutan 20,5 milyar manat değerinde 40 bin adet XI-XIX. yüzyıllara ait kıymetli ve nadir müze eşyası dağıtılmıştır. 1852 medeniyet ve güzel sanat müessesesi dağıtılmıştır ki, bunun da neticesinde Azerbaycan devletine milyarlarca manat zarar verilmiştir (4).

    Taşınmaz tarih, mimarlık, arkeoloji, güzel sanat abidelerinden sadece Şuşa şehrinde 208 adedi devlet koruması altında olmasına rağmen, bu eserlerin akıbeti belli değildir. İnsanlık tarihi için mühim ehemmiyet taşıyan Azık Mağarası (Fizuli şehrinden 17 km. uzaklıkta Hocavend ilçesinde) işgal altında olan arazide kalmıştır.

    Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda, tahminen iki milyon yıl önce ilk insanların burada yaşadıkları ortaya çıkmıştır. İnsanların en eski yaşadıkları yer bu bölgedir. Azerbaycan Hükûmetinin 21 Nisan 1969 tarih ve 158 sayılı kararı ile Azık Mağarası Azerbaycan Cumhuriyeti İlimler Akademisi'nin sit alanı ilân edilmiştir.

    1992 yılında eski kervan yolunda Araz nehri üzerinde bulunan on bir kemerli (7. yüzyıl), on beş kemerli (12. yüzyıl) Hüdaferin köprülerinin İran İslâm Cumhuriyeti ile birlikte restorasyonu için karar alınmıştır.

    Ancak Cebrayıl şehrinin işgali bu kararın uygulanmasını engellemiştir. Alban medeniyetinin parlak örnekleri olan Hezine dağ (Kandzasar) mabedi (13 yüzyıl), Beng-Amaras Alban manastırlarının “Ermenileştirilmesi” için elverişli ortam oluşmuştur.

    Tunç devrinin Azerbaycan abidesi olan Hocalı kurganları 50 hektar sahada 100'den fazla kurganı kapsamaktadır. Eski devirlerde Hocalı kurgan sahası mukaddes yer sayılmış ve muhtelif bölgelerden ölüleri gömmek için oraya getirmişlerdir. Bu kurganlar dağıtılmış, tarihî abide gibi mahvedilmiştir. Hocalı şehrindeki Dairevî Mabet (1356-1357) ve Türbenin (14 . yüzyıl) akıbeti ise belli değildir.


    Yapılan Çalışmalar

    Ermenilerin işgal ettikleri arazilerde 603 taşınmaz tarih ve medeniyet abidesi kayda alınmıştır. Son yıllarda Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti işgal altında bulunan topraklarındaki tarih ve medeniyet abidelerinin muhafazası alanında hem ülke içinde hem de uluslar arası âlemde önemli adımlar atmıştır. Azerbaycan Kültür Bakanlığı tarafından 1996 yılı Ağustos ayında Bakü'ye gelen UNESCO temsilcilerine işgal edilmiş arazilerde bulunan maddî kültür abideleri hakkında bilgi verilmiş, korunması gereken maddî servetlerin "Kültürel Varlıkların Uluslar Arası Kayıt" listesine dâhil edilmesi için listesi hazırlanmıştır. Bu listeye dâhil olan servetler 1954 La Haye Sözleşmesi'nin özel muhafazası altına girmektedirler.

    1988 yılından başlatılan ilan edilmemiş savaşın tek amacı Karabağ'ı Ermenistan toprakları içine almaktır. Ermenilerin ‘Büyük Ermenistan' hayali çerçevesinde belli aralıklarla devem eden bu savaş bitmemiştir. 1994 de Ateşkes imzalanmış,konu uluslar arası platformlara taşınmıştır. Barış yoluyla çözüm yolları denenmektedir.Ermeniler ütopyalarından vazgeçmedikçe bu savaş bitmeyecektir.Mesele bu bağlamda ele alınmalı ,Ermenistan terörist devlet ilan edilmelidir ve uluslararası camia gerekeni yapmalıdır.




    Karabağ Özerk Bölgesi:

    Azerbaycan'da, Kura ve Araş Irmakları ile Gökçe (Sevan) Gölü arasındaki tarihi Arran'ın dağlık bölgesi ile bu bölgeye bağlı ovalardan meydana gelen özerk bir bölge.

    Karabağ, volkanik dağlarla kaplı, 18 bin kilometrekare yüzölçümüne sahip, yüksek bir yayladır. Bölgedeki en yüksek zirveler; Murovdağ {3420 metre) ve Kamış(3740 metre) 'tır. Araş Vadisi 'ne inen Karabağ Sıradağları 'nın orta kısmında Alakaya (2338 metre) ve Kırk-Kız(2863 metre) dağları yer alır . Sönmüş volkanların oluşturduğu Işıklı Dağ ve Kızıl Boğaz zirveleri 3 bin 500 metreye kadar çıkar . Deniz seviyesinden 2 bin metre yüksekliğe kadar ormanlık olan Karabağ'da, bu seviyeden sonra otlaklar başlar.

    Hava sıcaklığının, en soğuk dönemlerde bile eksi 10 dereceden aşağı inmemesi, suların bolluğu ve toprakların verimliliği dolayısıyla Karabağ, insan yerleşimine oldukça müsait bir coğrafyadır. Bu bakımdan Karabağ, tarih boyunca kuzeyden ve güneyden gelen Türklere, uygun bir kışlak görevi yaptı. Karabağ, eskiden çeviklik ve güzellikleriyle ünlü, ufak yapılı atları ile de bilinirdi.

    İslam hakimiyeti öncesinde 'Arran' adıyla anılan Karabağ, Müslüman Türklerin bölgeye hakim olmasından sonra bugünkü ismiyle anılır oldu. Esasen Türkler, bölgeye Arap hakimiyetinden daha önce, kuzeyden gelerek yerleşmişlerdi.

    1064'te Gürcistan Seferi'nden dönen Sultan Alparslan , kışlak olarak Karabağ'ı seçti. Alparslan'ın oğlu Melikşah ise, 1076'da burasını baştan başa Türklerle iskan etti. Melikşah'ın ölümünden sonra, Sultan Berkyaruk 'tan ikta olarak Gence'yi alan kardeşi Muhammed , kısa zamanda tüm Karabağ bölgesini ele geçirdi.

    Ebul Gazi Bahadır Han' a göre; Karabağ, Oğuz'un üçüncü oğlu Yıldız Han 'ın büyük oğlu olan Afşar 'ın çocuklarından Cevanşir Türk kabilesinin Sarıçalı sülalesine ait, atadan kalma bir mülktü, iddiaya göre bunlar, Hülagu İle beraber Türkistan'dan Anadolu'ya göç etmiş ve daha sonra da Timur Han tarafından Karabağ'a nakledilmişlerdi. Bu Afşarlar, daha sonra Akkoyunlular döneminde, Güney Azerbaycan'ın merkezi ve batı bölgelerine toplu halde yerleşmişlerdi.

    İlhanlılar Devleti' nin (1256-1336) yazlık yönetim merkezi Karabağ'da bulunuyordu, İlhanlı hükümdarları, kışları da çoğunlukla Karabağ'da kalıyorlardı. Bu dönemde, Moğollarla birlikte gelen Şaman Türkler, bölgeye yoğun şekilde yerleşti. Timur döneminde de bölgeye yoğun bir Türk İskanı yaşandı. Timur, 1400 ve 1402'deki Anadolu seferlerinden döndüğünde, Türkiye ve Suriye'den getirdiği 50 bin Türk ailenin bir kısmını Karabağ'a yerleştirdi. Eskiden beri mevcut olan ancak tıkanmış bulunan Beylakan şehrindeki kanal Timur tarafından, içinde bir kayık seyredebilecek genişlikte, yeniden kazdırıldı . Timur'un bağlı olduğu Türk boyuna dayanarak Barlar Arkı diye anılan kanal, bugün Gavur Arkı olarak adlandırılıyor.

    Karabağ'daki Türk nüfusu, bölgenin Safeviler elinde bulunduğu dönemde de arttı. Birinci Tahmasb , Anadolu'dan gelip, Şah İsmail maiyetinde Akkoyunlu'lar'a karşı savaşan Kaçar Hanedanının, Karabağ ve civarına beylerbeyi olarak atadı.
    Üçüncü Murat döneminde (1574-1595) Karabağ Osmanlı hakimiyetine geçti. Şirvan ve Baku'yü fetheden Osmanlı kuvvetleri, Ferhat ve Cafer paşaların komutasında, Karabağ'ı da ele çeçirdi.

    Birinci Petro döneminde Kafkasya'yı işgale girişen Ruslara karşı Osmanlı orduları harekete geçti. 1724'te Ruslarla yapılan anlaşma ile, Azerbaycan'ın diğer bölgeleriyle birlikte, Karabağ da Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Fakat bu uzun sürmedi. 1735'te Iran ile Rusya arasında yapılan Gence Anlaşmasıyla, bölge yeniden İran'a terk edildi. Nadir Şah, İran'a boyun eğmeyen Karabağ'daki Cevanşir aşiretini, İran'ın doğusundaki Horasan eyaletine sürdü. Ancak, Horasan'dan firar eden, aşiretin reisi Penan Ali Bey , Karabağ dağlarına çekilerek, İran'a karşı mücadele etti. Nadir Şah'ın ölümünden (1747) sonra Cevanşir Aşireti yeniden Karabağ'a döndü.

    Bundan sonra Karabağ'da, muhtelif Türk aşiretleri hakimiyet tesis etti. 1801'den sonra Rusların nüfuz alanına giren bölge, 1813'te Iran ile Rusya arasında imzalanan Gülistan Anlaşmasıyla tamamen Ruslara bırakıldı . 1826'da Ruslara karşı bölgede başlayan ayaklanmayı fırsat bilen İran, harekete geçtiyse de yenilgiye uğradı. 1828'deki Türkmençay Anlaşması'yla Rusya, bölgeye tamamen egemen oldu.

    Alıntı