Cumhuriyet döneminde Roman

'Ders notları' forumunda Dark tarafından 3 Ekim 2010 tarihinde açılan konu


  1. Cumhuriyet döneminde Roman

    Cumhuriyet dönemi yazarları hemen hemen 1940'lı yıllarda yetişmeye başladıkları
    için 1923-1940 arasında daha önceki yıllardan bu yıllara geçen yazarları görüyoruz.
    Ancak bu yazarlardan kimileri kendi dönemlerindeki sanat anlayışını sürdürdüklerinden,
    onlara Cumhuriyet dönemi yazarları arasında yer veremiyoruz. Halit Ziya,
    Mehmet Rauf, Hüseyin Rahmi bu yazarlar arasında adları ilk akla gelenlerdir. Milli
    Edebiyat döneminden Cumhuriyet dönemine geçerek olgun roman örneklerini bu
    yıllarda veren yazarları ise bu dönemin ilk yıllarının yazarları olarak değerlendirebiliriz.


    Cumhuriyetin İlk Yılları
    Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yazarlar, genellikle topluma eğilmişler, birtakım
    gerçekleri aktarmak istemişlerdir. Aralarında, sorunlara çözüm getirmeye çalışanlar
    ya da eleştirenler olmakla birlikte, gerçekçilik, daha çok gördüklerini, gözlemlediklerini
    yansıtmak, sergilemek çizgisinde kalmıştır. Bu yılların üç önemli yazarı
    Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin'dir. Bu
    üç yazar, Tanzimat döneminde başlayan köye ve Anadolu'ya yönelmeyi, açılmayı
    bilinçli olarak geliştirmişlerdir.
    Aralarında Anadolu'yu çocukluğundan başlayarak tanıyan Reşat Nuri (1883-
    1957), en çok Anadolu'nun bilinmezlik içinde oluşundan etkilenmiştir. Çalıkuşu,
    Kan Davası, Yeşil Gece, Acımak, Kavak Yelleri onun Anadolu'ya ilgili romanlarıdır.
    Anadolu'nun değişik sorunlarıyla birlikte toplumu ilgilendiren değişik sorunlara
    da değinen yazar, Kızılcık Dalları, Miskinler Tekkesi ile Son Sığınak'ta bu konuları ele
    almıştır. Gizli El, Eski Hastalık, Yaprak Dökümü, Acımak ise eğitimle birlikte toplumdan
    aileye yöneldiği zamanlardır. Birçok yazar gibi istibdat yıllarından etkilenen
    Reşat Nuri, Damga, Harabelerin Çiçeği, Gökyüzü zamanlarında da bu konuya değinmiştir.
    Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi ile Bir Kadın Düşmanı'nda ise bireysel konular
    ele alınmıştır. Genelde topluma yönelik bir yazar olan Reşat Nuri, Türkçe'yi özen
    göstererek kullanmıştır.
    Yakup Kadri (1889-1974) ve Halide Edip (1884-1964) Anadolu'yu savaş yıllarında
    tanımışlardır.
    İlk dikkati çeken roman Ziya Gökalp'in etkisiyle yazdığı Yeni Turan olan Halide
    Edip Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye adlı romanlarıyla Anadolu'ya açılmıştır. Milli
    Mücadele yıllarında Anadolu'nun çeşitli sorunlarını yansıtan bu iki romandan sonra,
    Zeyno'nun Oğlu'yla Doğu Anadolu'ya Diyarbakır'a değin uzanır. Dönen Ayna'da
    ise Anadolu'yu, köylü ve İstanbul'lu karşılaştırmasını buluruz. Halide Edip'le bütünleşmiş
    olan Sinekli Bakkal ve Tatarcık da töre romanları olarak dikkati çekerler.
    Romanlarının baş kişilerini genellikle, güçlü, sırasında erkeklere egemen olan kadınlardan seçen Halide Edip'in değişik konulu romanları; Handan, Seviye Talip, Kalp
    Ağrısı, Zeyno'nun Oğlu, Yolpalas Cinayeti, Sonsuz Panayır, Dönen Ayna, Hayat Parçaları,
    Çaresiz, Kerim Usta'nın Oğlu, Son Eseri ve Akile Hanım Sokağı'dır.
    Yakup Kadri'nin, Anadolu'ya açılışının ürünü Yaban'dır. Olaylarının, Eskişehir,
    Kütahya, Simav dolaylarında geçtiği romanda Milli Mücadele yıllarının Anadolu'su
    verilirken, köyün ve köylünün durumu yansıtılır. Yaban'ı izleyerek Ankara'da
    da Milli Mücadele yılları ile Cumhuriyet'in ilk yıllarının Ankara'sı verilerek
    bir kalkınışın öyküsü anlatılır. Yakup Kadri'nin romanlarında genellikle toplumun
    geçirdiği tarihsel evreleri buluruz. En son yayımlanan roman olmakla birlikte Hep O
    Şarkı, Abdülmecit, Abdülaziz, V. Murat dönemleriyle Abdülhamit döneminin
    yirmi yılını vererek, Kiralık Konak romanının temelini oluşturur. Kiralık Konak romanında
    yazar, Tanzimat döneminden başlayarak, kuşaklar arasındaki çatışmayı
    veriyor ve çöküşü sergiliyor. İzleyen romanlarda Cumhuriyet dönemine gelindiğini
    görüyoruz. Bir Sürgün ve Hüküm Gecesi'nde II. Abdülhamit dönemini, Sodom ve
    Gomore'de İstanbul'un işgal yıllarının, Panaromalar (Panaroma I, Panaroma II)'da
    Cumhuriyet'in ilanından 1952'ye değin geçen yılların değerlendirilmesi yapılmıştır.
    Nev Bahar ise tekkelerin yozlaşmasını yansıtır.
    Yakup Kadri ile Halide Edip'in Kurtuluş Savaşı'ndan söz eden romanlarında ayrıldığı
    noktalar nelerdir?
    Bu yılların anılması gereken öteki yazarları olarak; daha çok aşkı ve kadınları konu
    alan Yezidin Kızı, 2000 Yılın Sevgilisi, Bu Bizim Hayatımız, Nilgün .... gibi romanlarıyla
    tanıman Refik Halit Karay (1888-1965), konularını halkın yaşayışından alan romanlar
    yazan, Bir Şoförün Gizli Defteri, Yayla Kızı, Dikmen Yıldızı romanlarıyla tanınan
    Aka Gündüz (1886-1958); psikolojik romanın olgun örneklerini veren, Sözde
    Kızlar, Fatih-Harbiye, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Yalnızız romanlarılya dikkati çeken
    Peyami Safa (1899-1961); toplum sorunlarıyla uğraşan yazarlar arasında yer
    alan, Çulluk, Çoban Yıldızı, Ak Saçlı Genç Kız, Su Sinekleri romanlarıyla ün kazanan
    Mehmet Yesari (1895-1945); kahramancılık duygularını ve ulusal duyguları bir aşk
    öyküsüyle birlikte işleyerek, okuyucularının duygularını iki yönde etkileyip, özellikle
    Dağları Bekleyen Kız, Allah'a Ismarladık romanları çok okunan Esat Mahmut Karakurt
    (1902-1977); toplumsal konuları gülmece yoluyla okuyucularına yansıtan,
    Meşhedi ile Devr-i Âlem, Beyaz Şemsiyeli, Kundakçı, Şakir Efendi'nin Gelini en çok tanınan
    romanları olan Ercüment Ekrem Talu (1888-1956) sayılabilir.
    Bu yılların kadın yazarları olarak da şairliğiyle ün kazanan Halide Nusret Zorlutuna
    (1901-1984) Küller, Gül'ün Babası Kim, Büyükanne, Aydınlık Kapı .... gibi romanlarıyla,
    yine şairliğiyle tanınan Şükufe Nihal (Başar) (1896-1973)'i Renksiz Izdırap, Yakut
    Kayalar, Çöl Güneşi, Yalnız Dönüyorum ... romanlarıyla; roman yazarı olarak tanıman
    ve en çok Münevver, Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, Nedret romanlarıyla
    tanınan Güzide Sabri (Aygün) (1886-1946) ile Aydemir, Pervaneler romanlarıyla
    Müfide Ferit Tek (1892-197 ) sayılabilir.


    Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki gözleme dayanan gerçekliğin, 1930-1940 yılları arasında
    toplumcu gerçekçiliğe yönelmeye başladığını görüyoruz. Sadri Ertem (1898-
    1943) ve Sabahattin Ali (1906-1948) toplumcu gerçekçiliği bilinçli bir biçimde savunan,
    1950'den sonra yetişen yazarlara öncülük eden yazarlar olarak görünüyorlar.
    Sadri Ertem, adını kamuoyuna duyuran ilk romanı Çıkrıklar'da önemli bir konuya
    değinmiştir. Yazar, romanında bir yandan Avrupa'dan ucuz malların gelişi, öte
    yandan endüstride başlayan gelişme nedeniyle çıkrıkların, dokuma tezgâhlarının
    durmasının yarattığı işsizlik sonucu köyden kente başlayan göçü ele almıştır. Bir
    Varmış Bir Yokmuş, Düşkünler, Yol Arkadaşları'nda ise Tanzimat döneminde kendini
    gösteren, toplumumuzdaki sarsıntıların başlangıcına inilir.
    Sabahattin Ali'nin ilk romanı olan Kuyucaklı Yusuf, kasaba romanı örneği olarak da
    ilklik taşır. Yazar, romanında bir kasabanın toplumsal yapısını, aşk öyküsüyle süsleyerek
    verir. Kuyucaklı Yusuf'ı uzleyerek yayımlanan İçimizdeki Şeytan'da II. Dünya
    Savaşı öncesi İstanbul'da aydınlar arasındaki değişik yönlerde yapılan tartışmaları,
    Kürk Mantolu Madonna'da da bir aydının çevresi ve ailesiyle olan uyuşmazlığı,
    bu uyuşmazlığın nedenleri verilir.
    Bu yıllarda romanımıza değişik konuların girdiğini görüyoruz. Değişik konuları
    ele alan yazarlardan biri olan Memduh Şevket Esendal (1883-1952), ilk romanı olan
    Miras'ta II. Abdülhamit döneminde İstanbul'da yaşayan bir paşa ailesinin yaşamını
    ele alırken Ayaşlı ile Kiracıları'nda ve tamamlanmamış romanı olan Vassaf
    Bey'de Cumhuriyet'in ilânından sonra, 1930'lu yılların Ankara'sında yeni bir yaşamın
    başlayışını yansıyan; Mithat Cemal Kuntay (1885-1956) tek romanı olan Üç
    İstanbul'da Abdülhamit'in istibdat yönetiminin son yıllarından başlayarak, II. Meşrutiyet,
    İttihat ve Terakki ile Mütareke yıllarının İstanbul'unu verir.
    Bu yılların öteki yazarlarının da genel olarak romanlarında II. Abdülhamit döneminden
    başlayıp, Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllara değin geçen süreyi konu
    edindikleri görülüyor.
    Toplumsal gerçekliğe yönelen yazarları, kendilerinden sonraki yazarlar üzerindeki
    etkilerini tartışınız.
    Kıvırcık Paşa, Sülün Bey'in Hatıraları, Pembe Maşlaklı Hanım romanlarıyla Sermet
    Muhtar Alus (1887-1952); Toprak Kokusu, Despot, Yolgeçen Hanı, Ağlama Duvarı ile
    Reşat Enis Aygen (1901-1984); Sultan Hamit Düşerken, Kıskanmak ve Eve Düşen Yıldırım'la
    Nahit Sırrı Örik (1895-1960) bu yılları değişik yönlerden yansıtan yazarlar
    olarak görünürler. Osman Cemal Kaygılı (1890-1945) ise Çingeneler adlı romanıyla
    edebiyatımızda ilk kez İstanbul'da sur dışı mahallelerdeki yaşayışı, özellikle çingenelerin
    yaşayışını vermiştir.
    Daha çok aşk romanlarıyla tanınan Kerime Nadir (1917-1984) ile Mükerrem Kamil
    Su (1900- ) bu yılların kadın yazarları olarak yer alırlar.
     



  2. Cevap: Cumhuriyet döneminde Roman

    1940'lı Yıllar
    1940'lı yıllara gelindiğinde, ilk romanların İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımlamaya
    başlayan yazarlarda toplumsal kaygının ağırlık kazandığı, toplumsal konuların
    çeşitlendiği dikkati çekiyor.
    Konuların çeşitlenmesinde; katılmayıp sıkıntısını çektiğimiz savaş, yeni siyasal dönem,
    yazarlarını yeni konulara eğilmeye yöneltmiş, özellikle edebiyatımızda "köy
    edebiyatı" olarak adlanıdırılan ve 1970'e değin genişleyerek süren köy ve köylünün
    sorunlarına eğilen yazarlarıda bu yıllarda yetişmişlerdir.
    İlk romanlarını bu yıllarda yayımlayan topluma yönelik gerçekçi yazarlar olarak
    Cevdet Kudret Solok (1907-1992), Kemal Bilbaşan (1910-1983), Samim Kocagöz
    (1916-1993) ve Faik Baysal (1918) günümüzden Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962)
    ila, Abdülhak Şinasi Hasan !1888-1963) geçmişle olan ilişkileri yönünden değişiklik
    gösterirler. Halikarnas Balıkçısı (1886-1973) da Cumhuriyet dönemi romanına ilk
    kez deniz insanlarıının getirişiyle dikkati çeker.
    Cevdet Kudret, Sınıf Arkadaşları, Havada Bulut Yok, Karıncayı Tanırsınız adlarını taşıyan
    üç romanında, romanın başkişisini eksen olarak, Birinci Dünya Savaşı, İkinci
    Dünya Savaşı ve izleyen yılların bir pamaromasını çizer. Cumhuriyet'in ilk yıllarında
    ve hemen bu yılları izleyen Şeyh Sait isyanı sırasında Doğu Anadolu'yu ele alan
    Cemo (1966) ve Memo (1968) romanlarıyla tanınan Kemal Bilbaşar, Kölelik Dönemeci'nde
    Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki Kaynarca Antlaşması'ndan
    sonraki yıllara döner. Bedoş, II. Meşrutiyet'in ilanı, Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı, İstanbul'un
    işgali, arkasından Kurtuluş Savaşı'nın kazanılışı yıllarını kapsar. İlk romanı
    Denizin Çağrısı'nda da yoksul bir öğretmenin yaşamı anlatılır. Değişik toplumsal
    konuları ele aldığı öteki romanları, Yeşil Gölge, Başka Olur Ağaların Düğünü ve
    Zühre Ninem'dir.
    Samim Kocagöz, daha çok kendi memleketi olan Söke yöresini ele aldığı romanlarıyla
    dikkati çeker. Bir Şehrin İki Kapısı, Yılan Hikayesi, Bir Karış Toprak, Bir Çift Öküz
    bu özelliği taşıyan romanlarıdır. Kalpaklılar ve Doludizgin, Kurtuluş Savaşı'nın ponoromasını
    çizen romanlar olarak dikkati çekerler. İzmir'in İçinde ve Tartışma ise
    27 Mayıs 1960'a 12 Mart 1971'e geliş nedenlerini ele alışlarıyla bu konulara değinmede
    ilklik taşırlar.
    Faik Baysal, ilk romanı Sarduvan' da bir köy romanı yazarı gürünümündedir. Onu
    izleyen Rezil Dünya ve Drina'da Son Gün ise II. Dünya Savaşı yıllarını kapsayan romanlarıdır.
    Bu romanlarına Ateşi Yakanlar eklenmiştir.
    Roman yazma yönteminde değişiklik yapmaya başlayan ilk yazarımız olan Ahmet
    Hamdi Tanpınar, romanlarında insana ve zamana önem vermiştir. Mahur
    Beste, Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Dışındakiler, bireyden hareketle,
    hemen hemen Tanzimat döneminden başlayarak, Milli Mücadele yıllarını da içine
    alan romanlardır. Huzur romanı yöntem bakımından bilinç akışının ilk uygulanış özelliğini taşır. Tanpınar için önemli olan geçmişte sahip olduğumuz kültür ve sanat
    değerleridir. Abdülhak Şinasi Hisar ise Fahim Bey ve Biz, Çamlıca'daki Eniştemiz, Ali
    Niyazi Bey'in Alafrangalığı Ve Şeyhliği romanlarında, kendisinin de tad alarak yaşadığı,
    geçmişte kalan yaşayışa duyduğu özlemi dile getirir.
    Halikarnas Balıkçısı, ilk romanı Aganta Burina Burinata'da küçük yaşta başlayan
    deniz tutkusunu dile getirirken, Uluç Ali ve Turgut Reis'te Osmanlı İmparatorluğu'nu
    denizlerde sınırlarını genişletmek için yaptığı savaşları anlatır.
    4. 1950'li Yıllar
    1950'li yıllara gelindiğinde İkinci Dünya Savaşı yıllarında yetişen köy çıkışlı, Köy
    Enstitülü yazarların köy ve kasaba romanlarını yayımlamaya başladıkları görülüyor.
    Yaşar Kemal (1922), Orhan Kemal (1914-1970), Fakir Baykurt (1929), Talip
    Apaydın (1926), Kemal Tahir (1910-1973) bu konuların önde gelen yazarları olarak
    yer alırlar. 1950-60 yılları olarak, İlhan Tanus (1907), Necati Cumalı (1921), Tarık
    Dursun K. (1931), Oktay Akbal (1923), Tarık Buğra (1918-1996), Aziz Nesin (1915-
    1996), Attila İlhan (1925) ve Cengiz Dağcı (1920) sayılabilirler.
    Köy çıkışlı yazarlar arasında adı ilk akla gelen Yaşar Kemal, ilk romanı Teneke ile
    Çukurova'yı yazmaya başlamış onu, alışılmış eşkiya tipini değiştiren İnce Memed I,
    II, III, IV izlemiştir. Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu (Dağın Öte Yüzü I, II,
    III), Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf (Akçasazın Ağaları I, II), Yağmurcuk Kuşu,
    Kale Kapısı, Kanun Sesi (Kimsecik I, II, III), Yılanı Öldürseler, Höyükteki Nar Ağacı;
    Çukurova ile çevresini doğası, yaşam koşulları ve insanıyla anlattığı romanlarıdır.
    Yazar bu romanlarında özellikle yöre dilini kullanmaya özen göstermiştir. Binboğalar
    Efsanesi ve Ağrıdağı Efsanesi'yle destansı roman örnekleri veren Yaşar Kemal,
    Çakırcalı Efe'de Batı Anadolu'ya yönelmiştir. Gözlemlerine dayanarak Çukurova'yı
    yazarken bir yandan da 1951'de İstanbul'da içine girdiği yeni çevreyi, bu çevrede yaşayan
    insanları, sorunlarını gözlemlemeyi sürdürmüş, bu gözlemlerin sonucu olarak,
    İstanbul ve çevresini yansıtan Deniz Küstü, Al Gözüm Seyreyle Salih, Kuşlar Da
    Gitti romanları ortaya çıkmıştır. Son romanı Fırat Suyu Kan Akıyor Bir Baksana (Bir
    Ada Hikayesi I) ile yeni bir çizgide görünüyor.
    Yine Adana yöresinden olan Orhan Kemal de romanlarında yaşadığı yöreyi yansıtmıştır.
    Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile ve Dünya Evi romanlarını büyük ölçüde yazarın
    yaşamından çizgilerle oluşmuştur. Daha çok geçim sıkıntısı çeken insanların yaşayışına
    eğilen yazarın Gurbet Kuşları, Bereketli Toprakları Üzerinde, Kanlı Topraklar
    Murtaza, bu konuyu ele aldığı romanlarıdır. Eskici ve Oğulları, Devlet Kuşu, Vukuat
    Var, Hanımın Çiftliği'nde ise yoksulluğun aile yaşayışını etkileyişi ele alınmıştır. Romanlarında
    konu çeşitliliği görülen yazar; Bir Filiz Vardı, Küçücük, Yalancı Dünya, Sokaklardan
    Bir Kız'da genç kızların değişik nedenlerle içine düştükleri kötü durumları
    ele almıştır. Romanımıza yeni bir konu olarak giren cezaevinin Orhan Kemal'in Suçlu ve 72. Koğuş romanlarında ele alındığını görüyoruz. Müfettişler Müfettişi ve Üç
    Kağıtçı'da da yönetimin, siyasal ortamın eleştirisini buluyoruz.
    Köy enstitüsü çıkışlı iki yazarımız Talip Apaydın ile Fakir Baykurt da kendi yörelerini
    yazan roman yazarlarımız olarak görünüyorlar. Talip Apaydın'ın romanlarını
    Polatlı, Eskişehir, Beypazarı yörelerinde ve çevre köylerinde geçer. Sarı Traktör romanıyla
    tanınan yazar bu romanında köylerde başlayan traktör tutkusunu ele almıştır.
    Tarla sulama sorununa değindiği Yarbükü, topkak sorununu yansıttığı Ortakçılar
    (Ortakçının Oğlu), köylünün para bulmak içien kapıldığı boş inançlara yer
    verdiği Define, Emmioğlu, tütünle uğraşanların yorgunluklarını yansıtan Tütün Yorgunu,
    köyden kente göçü işlediği Kente İndi İdris, bir çobanın sıkıntılı yaşayışını veren
    Yoz Davar, köye ve köylüye yönelik değişik sorunları veren romanlarıdır. Vatan
    Dediler, Toz Duman İçinde ise Kurtuluş Savaşı'na yönelik konularıyla değişiklik
    gösterirler.
    Doğduğu yer olan Burdur yöresini romanlarının bir bölümünde yansıtan Fakir
    Baykurt Yılanların Öcü romanıyla ün kazanmıştır. Köylü muhtar ilişkisini ele aldığı
    Yılanların Öcü'nü izleyen Irazca'nın Dirliği, Kara Ahmet Destanı bir Irazca üçlemesi
    oluştururlar. Kaplumbağalar, Amerikan Sargısı, Tırpan ise Ankara yöresinde geçen romanlarıdır.
    Bu üç romanı arasında Tırpan, konusu bakımından dikkati çeken bu romanda
    istemediği zengin bir köy ağasıyla zorla evlendirilen genç kız, alışılagelindiği
    gibi kendisini aşmaz. Tırpanla, evlendiği erkeği öldürür. Köygöçüren'de köylünün
    yoksulluğu, köylü kentli karşılaştırılması yapılırken, Onuncu Köy' de köylüyü
    kalkındırma ele alınır. Yüksek Fırınlar ve Koca Ren ise yazarın Almanya'da yazdığı
    romanları.
    Kemal Tahir'in köye yönelik romanları, cezaevinde yattığı Çankırı ve Çorum yöresinde
    geçer. İlk iki romanı Sağırdere ile Körduman, bir köydelikanlısının iş bulmak
    amacıyla kente gelişini ve oradaki yaşantısını anlatan romanlar olarak birbirlerini
    tamamlarlar. Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu, Büyük Mal adlı romanlar değişik dönemlerde
    ağalık kurumunu ele aldığı, ağalığın gelişmesini sergilediği romanlarıdır.
    Ağa-işçi ilişkisinin ele alındığı ağalığın değişik bir biçimde verildiği romanı da Kelleci
    Mehmet'tir. Kemal Tahir'in öteki iki romanı Bazkırdaki Çekirdek'le Rahmet Yolları
    Kesti'dir. Orhan Kemal'den sonra cezaevini Kemal Tahir'in üç romanında görüyoruz.
    Yazarın ölümünden sonra yayımlanan bu üç romanı; Namusçular, Dam Ağası
    ve Kadınlar Koğuşu'dur. Romanlarının bir bölümünde tarihe yönelen yazarın, ilk romanı
    Devlet Ana'dır. XIII. yüzyıl Anadolu'sunu ele aldığı bu romanı izleyen Esir
    Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yorgun Savaşçı, Kurt Kanunu, Yol Ayrımı, Hür
    Şehrin İnsanları tarihsel olaylar bakımından birbirlerini izlerler. Bu romanlarda XVI.
    yüzyıldan başlayarak, Cumhuriyet döneminin otuzlu yıllarına gelinir. Son romanı
    Bir mülkiyet Kalesi'nde de kendi yetişme koşullarını ve babasının çevresinde oluşan
    aile yaşamını verir.
    Sunullah Arısoy, Karapülçek adlı tek romanıyla köy romanı yazarlarının arasına katılmıştır.
    Romanında köyde eğitim ve öğretim sorununa değinir.