cuma hutbesi diyanet

'Sorularla İslamiyet' forumunda HazaN tarafından 17 Temmuz 2010 tarihinde açılan konu


  1. Diyanet Cuma hutbesi
    Cuma hutbesi örnekleri


    KONU : ÇANAKKALE


    قال الله تعالى: وَلاَتَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللهِ اَمْوَاتاً بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
    وقال النبى صلى الله عليه وسلم: مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ أهْلِهِ اَوْ دُونَ دَمِهِ اَوْ دُونَ دِينِهِ فَهُوَشَهِيدٌ



    Muhterem Müslümanlar!
    Hemen hepimizin hafızasında Çanakkale harbiyle ilgili bir hatıra mutlaka vardır. “Çanakkale içinde vurdular beni / Ölmeden mezara koydular beni” gibi yanık türküler harp ateşinin yaktığı yüreklerin acılarını hep canlı tutar.
    “Şu boğaz harbi nedir? Varmı ki dünyada eşi? / En kesif orduların yükleniyor dördü beşi” gibi mısralar da Çanakkale Destanını edebiyatımızda ebedileştirir.
    Zaferler milletlerin şanı şerefi ve gururudur. Malazgirt’ten Çanakkale’ye ecdadımızın zaferleriyle iftihar ederiz. Onları andıkça başımız arşa değer. Dualarla şehitlerin ruhlarını şad etmeyi borç biliriz. Bilindiği gibi zaferler gerekli tedbirlerin yanında nihayet şehit kanlarıyla yazılır.

    Değerli Mü’minler!

    İnsan için en kıymetli varlık canıdır. Kıymetli şeyler ancak daha kıymetli şeyler uğruna feda edilir. Din ırz namus ve vatan da bir mü’min için icabında feda-yı can edebileceği ulvi ve mukaddes kıymetlerdendir. Onun içindir ki komutan askerini hücuma hazırlarken önce mukaddes duygularını coşturur: “Haydı Aslanlarım! Irzınızı ve namusunuzu koruyun vatan toprağını çiğnetmeyin ezanı susturtmayın bayrağı indirtmeyin. Cepheden kaçmak namertliktir mert olun Allah’ın melekleri sizinledir. Ölürseniz şehit olur cennette peygamberlerle beraber olursunuz; kalırsanız gazi olur şerefinizle yaşarsınız…” gibi tesirli sözlerle coşturarak taarruz emri verir. Çanakkale’de de “Kimi Hindu kimi yamyam kimi bilmem ne bela” olan haçlı orduları Mehmetçiğin bu yüksek inanç ve manevi duygularıyla defedilmiştir.

    Gözünü kırpmadan insanı ölüme sevk eden bu mukaddes duyguların en bereketli kaynağı dinimizdir. Çünkü biz Allah yolunda öldürülenlerin ölmediğini cennetlerde nimetler içinde olduklarını yüce Rabbimizin Bakara sûresinde verdiği bilgiden öğreniyoruz.
    Dini canı malı ve namusu uğruna öldürülenlerin şehit olduğunu cennete giren hiç kimsenin oradan çıkmak istemediği halde şehitlerin gördükleri ikramdan dolayı defalarca dünyaya dönüp yeniden şehit olmak istediklerini de peygamberimiz bize haber veriyor.
    Cepheden kaçmanın büyük günah olduğunu Yüce Rabbimiz “Ey İman edenler! Toplu halde kafirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönüp (kaçmayın)’ ayet-i kerimesinde açıkça bildirir. Her şeye rağmen cephede sabredenlere Bedir’de olduğu gibi Yüce Mevlâmızın görünen ve görünmeyen ordularıyla imdada yetişeceği yine âyet-i kerime ile sabittir.

    Değerli Mü’minler!

    Şehitliğin ne ulvi bir makam olduğunu Allah ve Rasulünden öğrenen milletimizin aziz evlatları Çanakkale destanını yazmış; dinini ırzını namusunu ve vatanını çiğnetmemiştir. Çanakkale tepeleri vatanımızın doğulusu-batılısı güneylisi-kuzeylisi ile yan yana yatan şehitlerle dolmuştur.
    Bu vesileyle başta Çanakkale olmak üzere vatanı ve mukaddesatı uğruna canını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle yad eder Allah’tan bizlere bir daha böylesi acı günler yaşatmamasını niyaz ederim.


    Dr. Ahmet EFE
    Ebubekir Camii İmam-Hatibi/Bağcılar
     



  2. Cevap: cuma hutbesi diyanet

    KONU: TUTUMLULUK ve PAYLAŞMA


    بسم الله الرحمن الرحيم
    ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

    قال النبي صلي الله عليه وسلم
    مثل المؤمنين في توادهم، وتراحمهم، وتعاطفهم مثل الجسد،





    Değerli müminler

    Yüce Kitabımızda da buyurulduğu gibi Keremi bol olan Rabbimiz normal ve meşru ihtiyaçlarımız için gerekli olan her türlü nimeti yaratmıştır. Ama bu nimetlerden istifade ederken aşırı gitmekten sakınmamızı da istemiştir. Esasen “İşlerin en hayırlısı dengeli olanıdır” kaidesince her zaman makul ve dengeli davranmamızda hayır vardır.

    Bu harcamalarımız içir de böyledir. Faziletli bir müslüman “Mal mülk para benim… Canımın istediği gibi de harcarım” anlayışında olamaz. İyi müslüman nefsinin isteklerini değil Allah’ın rızasını ve insanların iyiliğini ölçü alır. Mevlamızın şu uyarısını asla hatırımızdan çıkarmamalıyız: “Sonra o gün (kıyamet günü) her nimetten sorguya çekileceksiniz.”
    Ne mutlu bu sorumluluğu duyanlara ve buna göre yaşayanlara!..

    Aziz müslümanlar

    Yüce Rabbimizin verdiği malı mülkü O’nun razı olacağı şekilde yerli yerince kullanmak dinî ve ahlâkî bir görevdir. Onları faydasız yerlere gereksiz ve ölçüsüz şekilde harcamak ise her şeyden önce haramdır günahtır; çünkü bu nefsin rızasını Allah’ın rızasından üstün tutmak anlamına gelir. Ayrıca faydasız gereksiz ve ölçüsüz harcamak fertler ve toplum için de zararlı ve tehlikelidir. Nitekim bu tür harcamaların hem harcayan hem de çevresi için hatta genel olarak toplum için ne büyük zararlar doğurduğunu acı örnekleriyle görüyoruz. Modern dünyanın en büyük problemlerinden biri tüketim çılgınlığıdır. Onun için yüzlerce âyet ve hadiste insanlar nefislerine hâkim olmaya harcama eğilimlerini dizginlemeye teşvik edilmiş; hemcinslerine şefkat göstermeye; elindekini zor durumda olanlarla paylaşmaya çağırılmıştır.

    Nefsinin bayağı isteklerini aşarak bu ulvî çağrıya kulak verenler evet işte bunlardır iyi insanlar iyi müslümanlar… Bu güzel insanlar yerken giyerken değil; yedirirken giydirirken mutlu olurlar; sevindirerek sevinirler… Bütün peygamberler ve diğer büyük insanlar aldıkları için değil verdikleri için büyük olmuşlardır. Çünkü onlar kendilerinden çok başkaları uğruna yaşamışlardır.

    Peygamberimizin evinde bir miktar et vardı. Akşam “O et ne oldu?” diye sordu. “Komşulara verdik Yâ Resûllah çok azı bize kaldı” dediler. “Hayır buyurdu Efendimiz; bize kalan evde bıraktığınız değil… Asıl verdiğinizdir bize kalan.”

    Evet muhterem cemaat asıl verdiğimiz paylaştığımızdır bize kalan. İşte Peygamber ahlâkı bu; gerçek müslümanlık ve insanlık işte bu.

    Kur’ân-ı Kerîm o ahlâk âbidesi Peygamber’in terbiyesinde yetişen Medineli müslümanları şöyle övüyordu: “Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları (Mekkeli muhacirleri) kendi öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlardır kurtuluşa erenler.”

    Resûl-i Ekrem Efendimiz müminlerin bir bedenin organları gibi olmalarını istiyordu: Birinin bir derdi olunca diğerleri de onun acısıyla sabahlara kadar uykusuz kalmalıdırlar.
    Sevgili Yunus’umuz ne güzel demiş:

    Bir hastaya vardın ise / Bir içim su verdin ise
    Yarın anda karşı gele / Hak şerabın içmiş gibi.
    Bir yoksulu gördün ise / Bir eskice verdin ise
    Yarın anda sana gele / Hak libasın biçmiş gibi.

    Ne mutlu iyilik edenlere… Ve Hakkın huzurunda daha güzeliyle karşılığını almaya layık olanlara!
     



  3. Cevap: cuma hutbesi diyanet

    KONU : SÜNNETE İTTİBA

    بسم الله الرحمن الرحيم
    وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى - إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
    و قال النبي صلي الله عليه وسلم: فَاِذَا نَهَيْتُكُمْ عَنْ شَىْءٍ فَاجْتَنِبُوهُ، وَاِذَا اَمَرْتُكُمْ بِاَمْرٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَااسْتَطَعْتُمْ


    Muhterem Müslümanlar
    İslâm’ın en temel iki kaynağı kitap yani Kur’an ve sahih sünnettir. Kur'an-ı Kerim’den sonra dinin ikinci kaynağı olan sünnet Resûlullah efendimizin sözleri ve davranışlarıyla başkalarından gördükleri hakkındaki yargılarının bütününü ifade eder. Sünnet vahyin açıklayıcısı olarak dinimizde ayrı bir öneme sahiptir. Hayatının her döneminde Allah’ın murakabesi altında bulunmuş olan Hz. Peygamber’in din ile ilgili konuştukları ve yaptıkları dinî bakımdan önemli ve hatta –duruma göre- bağlayıcı olduğunu bilmemiz ve sünnete bakışımızı buna göre oluşturmamız gerekir.
    Kur'an’da mutlak olarak yer alan birçok hükmün ayrıntısı ve uygulanılışı sünnet sayesinde anlaşılır. Kur'an bize “namazı kılın” diye emreder sünnet ise namazın nasıl kılınacağını açıklar. Kur'an “zekatı verin” derken sünnet hangi mallardan ve ne kadar zekât verileceğini gösterir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in din ili ilgili yaptığı söylediği her şey bizim dinî hayatımız için birer ölçüdür. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “Peygamber size neyi verdiyse onu alınız ve neyi size yasakladıysa ondan da uzak durunuz” buyurulmuştur. Başka bir âyette “O (Peygamber) nefsinin arzu ve istekleri doğrultusunda konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine vahyedilenlerden başka bir şey değildir” denilmektedir. Kur’an’a göre din ile ilgili konularda Peygamber Efendimize itaat Allah’a itaat mânası taşır. Nitekim kendisi de “Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız bir şeyi emrettiğimde de onu gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz” buyurmaktadır.
    Değerli müminler!
    Resûlullah’ın sünneti hayatımızın her safhasında bize rehberlik etmelidir. Zihnimizi kurcalayan pek çok soruya Hz. Peygamber’den bize intikal ettiği bilimsel yollarla tesbit edilmiş bulunan sünnetinden cevaplar bulabiliriz. Allah Teâla Kur'ân-ı Kerîm’de “Hayır! Rabbine yemin olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar” buyurmaktadır. Evet; bugün problemlerimizi kendisine arzedebileceğimiz Hz. Peygamber aramızda yok. Ama –çok şükür ki- onun hadisleri ve sünneti bize yol göstermeye devam etmektedir.
    Peygamberimiz efendimizin hayatı her yönüyle bizlere örneklik ve rehberlik edecek zengin bir hazinedir aziz cemaat. O bazan kucağında çocuğuyla ya da torunuyla müşfik bir baba veya dede bazan ashabının arasında bir muallim Mescid-i Nebevî’nin inşasında bir işçi insanları adaletle yöneten bir devlet başkanı bazan da ordusunun başında bir komutandır. Onun bu kuşatıcı örnekliği Kur'ân-ı Kerîm’de “Andolsun ki Resûlullah’ta sizden  Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır” şeklinde ifade edilir.
    İslâm ümmeti onun sünnetini kendilerine rehber edinip ferdî ve sosyal hayatları için o ahlâk âbidesini örnek ve model aldıkları çağlarda dünyanın en erdemli en insanî uygarlığını kurmuşlardır. Bu medeniyetin kucakladığı birçok dinden ırktan kültürden gelen insan toplulukları asırlarca barış ve huzur içinde bir arada yaşamışlardır.
    Hutbemizi İstiklal şairimiz Mehmed Akif’in mısralarıyla bitirelim:
    Dünya neye sahipse onun vergisidir hep; Medyûn ona cem’yyeti medyân ona ferdi.
    Medyûndur o mâsûma bütün bir beşeriyet. Yâ Râb! Bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

    Abdulkerim YATĞIN
    Maslak Üçyol Camii /Şişli-İstanbul