çocuk uyumsuzlukları

'Bebek Bakımı' forumunda bynness tarafından 29 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. Kaygı
    Kaygılar genellikle nedeni belli olmayan korkular şeklinde açıklanır.Kaygılı çocuk
    çabuk heyecanlanıp,çabuk üzülen, tedirgin ve gergin çocuktur.Örneğin “sınavlarda çok
    heyecanlanır yapamazsam,öğretmenime ,aileme nasıl açıklarım.” ,diye düşünür.
    Kurallara uymaya özen gösterir. Kendisine kızılmasından, eleştirilmekten kaçınır.
    Çünkü çok duygusaldır. Hastaneye ya da doktor kontrolüne, bir arkadaşının davetine,
    yolculuğa giderken çok heyecanlıdır, hiç yerinde duramaz. Kısacası duygusal tepkileri
    abartılmış olan çocuktur.
    Bazı çocuklar da hem kaygılı hem de bağımlıdır. Özellikle anneye çok bağımlıdır ve
    anneden ayrı kalmak düşüncesi bile çocuğu tedirgin eder. Bu yüzden annesinin yanında
    kalır. Anneden ayrı kalmak böyle çocukları çok tedirgin eder. Sokakta arkadaşlarıyla
    oynamaktansa annesinin yanında olmak ister.
    Hem bağımlı hem de kaygılı çocukların uykuları da düzensiz olabilir. Genellikle
    anneyle birlikte yatmak isterler.
    Kaygı bazı durumlarda sürekli ve rahatsız edecek kadar şiddetli olabilir. Çocuk için
    oldukça kötü bir durumdur. Çocuk, kaygı durumunda yorgun olduğunu söyleyip hiçbir iş
    yapmaz. Bazı durumlarda bitkinleşir, kaygı yaratacak durumlardan kaçarak, bu durumdan kurtulmak ister. Yansıtma, bastırma, gerileme gibi savunma mekanizmalarına da zaman zamanbaşvurur. Çocuğun temel ihtiyaçları zamanında karşılanarak, tutarlı ve demokratik bir eğitimle çocukta kaygı oluşumu önlenebilir. Ayrıca geleneksel çocuk yetiştirme
    yöntemlerimizin bağımlılığı artırıcı, girişkenliği kısıtlayıcı olduğunu unutmadan bu
    yöntemlerden vazgeçilmelidir. Çocuk anne babanın bir uzantısı değil kendi başına bağımsız bir bireydir. Kaygı çok şiddetli ve sürekli ise mutlaka uzman birinden yardım alınmalıdır.

    Korku
    Kimi insanlar karanlıktan korkarlar, kimileri yalnız kalmaktan, kimileri ise, gök
    gürültüsünden, ölümden, böceklerden vb. Korku, canlı varlıkların, bilinen ve bilinmeyen
    tehlikeler karşısında gösterdikleri en doğal tepkilerdir.
    Çocukların korktuğu şeyler yaşına göre değişiklik gösterir. İki-üç yaşındaki bir çocuk
    gök gürültüsünden, elektrik süpürgesi sesinden; üç-dört yaşındaki bir çocuk ise karanlıktan,
    Öcüden, altı yaşındaki bir çocuk ise hayaletten, yangından korkabilir.
    Bazı anne-babalar korkularını çocuklarının yanında sürekli göstererek ve söyleyerek
    yaşarlar. Çocukta model aldığı kişilerin korkularını örnek alır.
    Çocukların eğitiminde korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanarak bir şeyler
    yaptırılmaya çalışılması da çocukta korku oluşumuna neden olur. “Yaramazlık yaparsan seni
    dilenciye veririm, beni üzme yoksa seni köpeğe veririm, uyumazsan öcü gelir, seni alır
    götürür” gibi korkutmalar anne-babaya kolay gelir, hem de çocuğun bedensel bir zarara
    uğramadığını düşünerek içleri rahat eder.
    Aşırı koruyucu ailelerin çocuklarında korkular çoğalır.
    “Parkta kaydırağa binme düşersin, o çocukların yanına gitme
    seni döverler” gibi sözlerle çocuğu korumaya çalışmak onu
    girişkenlikten, deneyim kazanmaktan, dayanıklı olmaktan
    alıkoyar.
    Yaşanılmış bazı olumsuzluklar yaşantılar da çocuklarda
    korkuya sebep olabilir. Kaza geçirmek, eve hırsız girmesi,
    yangın, deprem, büyük kavgalar gibi olaylar çocuklarda ileriki
    yaşlara değin sürecek korkulara sebep olmaktadır.
    Çocuklar, bilmedikleri, fakat başkalarından duydukları
    olaylardan da etkilenir ve korkarlar.
    Görüldüğü gibi korkunun pek çok nedenleri vardır.
    Korkuların ortadan kaldırılması için öncelikle nedeninin bilinmesi gerekir. Çocuklarla
    korkularının nedenleri hakkında açık konuşulmalı, “çivi çiviyi söker” düşüncesiyle korkunun
    üstüne gidilmemelidir.
    Korkuları ile alay etmemeli, onları ayıplamamalı ve utandırmamalıdır: “Koskoca
    adam oldun hala bundan mı korkuyorsun?”, “Erkek adam korkar mı?”, “arkadaşların hiç
    korkmuyor sen niye böylesin?’’ gibi kıyaslamalar yapmamalıdır. Çocuk korkutularak ondan
    istenilen davranışları yapması için zorlanmamalıdır.
    Yetişkinler, basit durumlar karşısında aşırı korku tepkileri göstererek çocuklara
    olumsuz örnek olmamalıdır.
    Çocuklara korkmalarına neden olacak öyküler anlatılmamalı, televizyon
    programlarında seçici davranılmalıdır.
    Problem çözülemiyorsa mutlaka uzman bir kişiden yardım alınmalıdır.

    Öfke
    Öfke, çocuğun isteklerinin engellenmesi veya anlaşılmadığını düşünmesi sonucu
    ortaya çıkan olumsuz tepkilerdir. Bebeklik çağında beslenme, temizlik, uyku gibi temel
    ihtiyaçlarının zamanında karşılanmaması bebekte ağlama çırpınma gibi öfke belirtilerine
    sebep olur.Anne babalar için en sıkıcı anlardan biri çocuğun başkalarının yanında öfkesini çığlık
    atarak, bağırarak, oyuncaklarını fırlatarak gösterdikleri anlardır. Ara sıra yaşanan öfke
    nöbetleri, 1-4 yaş arası çocuklarda normaldir. Çocuk, zamanla kendini ifade etmeye
    başladığında davranışlarını da kontrol etmeye alışacaktır.
    Çocuğun kendisine model aldığı yetişkinler olaylar karşısında öfkeli, yıkıcı, abartılı
    davranışlar sergilerse çoğu kez çocuklar da benzer davranışlar gösterirler.
    Kişilik özelliklerine bağlı olarak bazı çocuklar olaylar karşısında daha çabuk hayal
    kırıklığı yaşarlar ve bunu olumsuz sözle ve davranışla ifade ederler.
    Ailenin ekonomik yönden zayıf olması, alkolizm, bedensel engeller, fiziksel ve cinsel
    istismar ailesinden ve sevdiği arkadaşlarından uzaklaşmak, aile içindeki sürekli gerginlik ve
    baskılı bir ortam çocukta öfke nöbetlerini görülmesine neden olabilir.
    Çocuklarda görülen bu öfke nöbetlerinin görülmemesi için, onlardan gerçekçi
    olmayan beklentilerde bulunmaktan kaçınmak gerekir. Çocuk kontrolünü kaybedip çok
    öfkeli davrandığında görmezlikten gelerek uygun olmayan davranışı pekiştirmemiş oluruz.
    Ortamdan uzaklaşmak yapılabilecek en doğru davranışlardan biridir. Bu çocuğa kendisini
    kontrol etme fırsatı tanır. Anne-babalar çok sabırlı, tutarlı olmalı, baskılı, aşırı kuralcı
    olmamalıdır.Hem çocuk hem anne-baba, öfkeye neden olan faktörler hakkında, sakinleştikten sonrakonuşmalı, çocuğun temel ihtiyaçları, zamanında ve yeterli karşılanmalı, çocuk anlaşmazlıklarını öfkelenmeden çözdüğünde ödüllendirilmelidir.

    İnatçılık
    İnatçılık, çocuğun gelişiminin bazı dönemlerinde ortaya çıkan bir özelliktir. Kişinin
    belli ve kabul edilen bir neden olmadan bir olayda ya da harekette ısrar etmesine inat denir.
    Çocuk, kendi varlığının farkına vardığı dönemlerde, bunu çevresine kabul ettirmek için
    çevreden gelen uyaranlara karşı direnir. Bu dönem yaklaşık 18 aylıktan başlayıp 4 yaşına
    kadar devam eder. Bu yaşlarda görülen inatçılık normal gelişim özelliği olarak kabul edilir.
    Çocukla ilgilenen yetişkinlerin de çocuğun gösterdiği inat davranışına inatla karşılık verip,
    çocuğun direnme gücünü kırmaya çalışmaları yanlıştır.
    Bu tutum çocukta normal bir gelişimsel özellik olan inatçılığın kişilik özelliği olarak
    yerleşmesine neden olabilir.
    İnatçı çocuk, saldırganlığını pasif direniş yoluyla ortaya koymuş çocuktur. İnatçı
    çocuğun genel tutumu olumsuz, gergin anne –çocuk ilişkisinin bir sonucudur. O-2 yaş
    döneminde annenin tuvalet eğitimi ya da beslenme konusundaki ısrarcı davranışları çocuğu
    pasif direnmeye götürür. Anneyle çocuk arasındaki bu savaş giderek başka alanlara da
    sıçrayarak giderse inatçı bir kişilik ortaya çıkar.
    Bazen de özellikle çalışan annelerin çocukları annelerinden ayrılmamak için ya da
    akşam eve geldiklerinde onların dikkatini çekmek için inatçılık yaparlar.Kabul edilmesi gereken çok önemli noktalardan biri, çocuğun aile büyüğünden farklı
    duyup, farklı görüp, farklı algılayıp, farklı düşündüğüdür. Bu yüzden çocuğun yetişkinlerden farklı olan düşüncelerine saygı göstermeli gereksiz inat davranışları göstererek çocuğa yanlış model olunmamalıdır.
     



  2. Cevap: çocuk uyumsuzlukları

    Saldırganlık
    Çocuklukta sık görülen yaramazlıklar, geçimsizlikler ve kavgalar bir çocuğu saldırgan
    olarak tanımlamaz. Burada söz konusu olan, tutum ve davranışta süreklilik gösteren
    saldırganlıktır.
    Saldırganlık, çocuğun olumsuz duygularını kontrol edemeyip, davranışa dönüştürmesi,
    kendisine ya da çevresine zarar vermesi olarak açıklanabilir. Aslında saldırganlık dürtüsü,
    insan doğasının bir özelliği olmasına rağmen, insan bu dürtüsünü denetlemeyi ve toplum
    tarafından kabul edilebilir etkinliklere yöneltmeyi öğrenir.
    Saldırganlık, hayal kırıklığı, engelleme, baskılı tutum, tehdit ve öfke sonucu oluşur.
    Olumlu davranışları karşısında anne ve babalarından yeterli onay görmeyen çocuklar annebabanın
    dikkatini çekmek için saldırgan davranışlara başvurabilir.
    Bazı çocuklar kalıtımsal kişilik özelliklerinden dolayı saldırganlığa daha yatkındırlar.
    Anne-baba problemlerini konuşarak halledemiyor, sürekli kavga ediyorsa, birbirlerine
    ve çocuklarına karşı saldırgan davranıyorlarsa, böyle bir ailede yetişen çocuğun saldırgan
    davranışlar göstermesi de doğaldır. Kendini anne-baba karşısında güçsüz bulan çocuk,
    tepkisini başkalarına yöneltir. Evde kardeşlerine, sokakta ve okulda arkadaşlarına karşı
    saldırgan davranışlar gösterir. Fiziksel cezalar çocuğun olumsuz duygularını denetim altına
    almayı öğrenmesine yardımcı olmaz; aksine öfkeli olduğunda, saldırgan olmayı öğretir.
    Çocuğun saldırgan davranışına karşılık yetişkinlerin de saldırgan davranış göstermesi
    durumu daha da kötüye götürür.
    Erkeklerde saldırganlık problemi kızlara göre daha çok görülür. Bazı anne-babaların,
    çocuklarının erkek olmalarını bir üstünlük gibi göstermeye çalışması “Erkek adamsın, sana
    vurana sen de vur.”, “Senin elin armut mu topluyor.”, “yanıma sakın beni dövdüler diye
    gelme.” gibi kavgayı destekleyici sözleri çocuğu saldırganlığa yöneltir.
    Saldırgan çocuk temelde güvensiz çocuktur. Sevilmediğini ve kabul görmediğini
    düşündüğü için dikkat çekmek ister ve çevresindekilere karşı hoşgörü göstermez. Aile
    ortamındaki dengesizlik olumsuz çevre koşulları ile birleştiğinde saldırgan çocukta suça
    yönelme davranışları da görülebilir.
    Günümüzde çocuk saldırganlığını arttıran önemli uyaranlardan biri de televizyondur.
    Televizyonu bakıcı yerine koyup, çocuğu oyalama metodu olarak kullanmak, kontrolsüz
    bırakmak yanlıştır.
    Çocukları karşılıksız sevmek, onlara bunu hissettirmek, temel ihtiyaçlarını yeterli ve
    zamanında karşılamak, sevgi ve güven duygusunu geliştirir. Böylelikle çocuk kendini
    kanıtlamak için farklı yollara başvurmaz.
    Aile çocuğun saldırgan davranışlarını kontrol edebilmesinde doğru model olmalı,
    tutarlı davranışlar sergilemelidir. Çocuğun olumsuz davranışlarından ziyade olumlu
    davranışları ön plana çıkarılarak pekiştirilmelidir.
    Çocuğun davranışları gereksiz yere engellenmemelidir. Örneğin; ev dağılacak diye
    oyuncakları ile oynatılmayan, yeni doğan kardeşini kucağına almak isteği engellenen
    çocukta saldırgan davranışlar görülebilir.
    Çocuklara sık sık ceza vermek, onların isteklerini eleştirmek ve alay etmek “Ne biçim
    giyinmişsin, sen ne anlarsın.” gibi sözler söylemek çocuğun saldırgan davranışlar
    göstermesine neden olacağından bu tür davranışlardan uzak kalmak gerekir.Çocuklar başka çocuklarla kıyaslanmamalı, başıboş bırakılmamalı, grup etkinliklerine
    yönlendirilip enerjisini olumlu yönde harcaması sağlanmalı, saldırgan davranışların sonuçları
    hakkında konuşulmalıdır.
    Çocuk saldırganlaşıyor diye her isteği yapılmamalıdır. Kesinlikle saldırganlığa
    saldırganlıkla cevap vermemelidir.

    Utangaçlık
    Utangaç çocuklar, dışarıdan bakıldığında yaramazlık yapmadıkları için uyumsuz
    olarak düşünülmezler. Bu çocuklar etkinliklere katılmaz, sadece izlemeyi tercih eder.
    Genellikle tek başlarına oynarlar ve diğer insanların yanında fazla rahat değillerdir.
    Utangaç çocuklar, öz güveni yeterince gelişmemiş çocuklardır. Yanlış bir şey
    yapmaktan ve söylemekten çekinirler. Yardım istemekten utandığı ya da kendini çok yalnız
    hissettiği için okulda başarısız olabilirler. Sakin ve çekingen olarak düşünülen bu çocuğun
    uyumsuzluğu geç fark edilir.
    Utangaçlığın en önemli nedenlerinden biri anne-babanın çocuğu sürekli kontrol
    altında tutması, en basit hatasında bile ayıplaması, aşağılaması, cezalandırmasıdır. Yine
    anne-babanın şiddetli kavgaları, çocuğun engellenmesi, sevgi ihtiyacının doyurulmaması da
    utangaçlığa sebep olabilir. Çocuğun model aldığı yetişkinlerin utangaç bir kişiliğe sahip
    olması da çocuğu etkiler.
    Çocuklara sürekli “Akıllı çocukları herkes sever”, “Uslu ol herkes sana aferin desin”,
    Sen diğer çocuklar gibi yaramaz olma.” telkinlerinde bulunmak çocuğun utangaç olmasına
    sebep olabilir.
    “Sakın başkalarının yanına çok yaklaşma, kimseyle konuşma.” gibi sözlerle çocuğa öz
    güvenini kazandıracak olan ortamları ve olayları engellemek de utangaçlığa sebep olabilir.
    Utangaçlığı ortadan kaldırabilmek için; çocuk üzerinde fazla baskı yapmamak gerekir.
    Çocuğun yaptığı yanlış davranışlardan daha çok olumlu davranışlar görülmeli, bu
    davranışları pekiştirecek ödüller verilmelidir.
    Çocuğun öz güven duygusu, ihtiyaçları zamanında karşılanarak, tek başına yapacağı
    sorumluluklar verilerek sağlanmalı ve çocuk yavaş yavaş rahat davranmaya alıştırılmalıdır.
    Çocuklar grup faaliyetlerine yönlendirilmeli ve aynı zamanda onları yalnız
    bırakmamalı ve destekleyici bir tutum içinde girilmelidir.Çocukla etkin iletişim kurulmalıdır.
    Aile çocuklarına iyi örnek olmalıdır.
    Utangaç çocuklara sık sık sevildikleri ve değerli oldukları hissettirilmelidir.
     



  3. Cevap: çocuk uyumsuzlukları

    Kıskançlık
    Kıskançlık, temelde güvensizlikten kaynaklanan içgüdüsel bir duygudur. Çocuk
    zamanla bu duygusunu kontrol ederek dengeli yaşamayı öğrenir. Fakat bazı çocuklar
    sevdikleri kişilerin başkalarına ilgi göstermesinden rahatsız olurlar.
    Kıskançlık, çocukların kendisi ve çevresindeki insanlarla olumlu ve dengeli ilişkiler
    kurmasına engel olan, çocuğu yaşanılması zor, mutsuz duruma düşüren bir durumdur.
    Kıskançlığı çok yoğun yaşayan çocuklar, kendisine olan ilgi ve sevginin başkasına
    yönelmesi sonucunda kendini terkedilmiş, güvensiz hissederler. İstediği ilgiyi elinden alan
    kişiye karşı öfke, nefret, öç alma duygularıyla dolar. İlgiyi yeniden üzerine çekmek için
    kurallara uymaz, söz dinlemez, okulunda başarısız olur. Tek isteği kaybettiği sevgiyi ve
    ilgiyi yeniden kazanmaktır.
    Yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi genellikle kıskançlık başlangıcı olabilir. O güne
    kadar tüm sevgi ve ilgiyi tek başına yaşarken yeni bir kardeş ona göre sevgiyi parçalamıştır.
    Yeni doğanın anneye bağımlı oluşu da kıskançlık duygusunu iyice arttırır.Kardeşini kıskanan çocukta, mızmızlanma, bebek gibi konuşma, meme emmek
    isteme, altını ıslatma gibi gerileme davranışları görülebilir. Yine çocuk sürekli “Uykum
    geldi”, “Karnım acıktı”, “Çişim var” gibi sözlerle anne-babayı rahatsız edip ilgiyi kendine
    çekmeye çalışır. Devamlı olarak huzursuzluk duyar ve çevresindekileri de huzursuz eder.
    Basit nedenlerle öfkelenir, eşyalarına zarar verir, nedensiz ağlar.
    Anne- babanın kardeşler arasında
    karşılaştırmalar yapması da kıskançlığı pekiştirir.
    “ Kardeşin senden küçük olduğu halde her şeyi
    senden daha iyi yapıyor”,. “Kardeşine bir kere
    söyleyince hemen anlıyor, sana defalarca
    söyledim hala anlamıyorsun” gibi sözler çocuğun
    kardeşine karşı olan kızgınlığını ve öfkesini
    artırır.Çevredeki kişilerin de bilinçsizce yeni kardeşi olan çocuğa, “senin pabucun dama atıldı”,“Bak o küçük artık onu seveceğiz.”gibi sözleri kıskançlık duygusunu besler.Kıskançlık, kardeşine ya da onun eşyalarına zarar verme şeklinde de görülebilir. Bu durumda çocuğun zorlanması, cezalandırılması işi daha kötüye götürür. Çocuk, büyüklerinin yanında yalancı sevgi gösterilerinde bulunsa bile, fırsatını bulduğunda kardeşini gizlice hırpalar, ağlatır.Kıskançlık tepkileri, zamanında tanınıp değerlendirilmelidir. Çocuğun ihtiyacı olan
    sevgi ve ilgi zamanında ve yeterli verilmelidir. Anne-babalar, yeni bir çocuk doğacağı zaman diğer çocuğu buna alıştırmalıdır. Yeni kardeşin bakıma gereksinimi olduğu için anne babasının onunla da vakit geçirmesi gerektiği anlatılmalıdır. Yeni doğanın bakımında diğer
    çocuktan yardım da istenmelidir. “Kardeşinin bezini getirir misin, kardeşini birlikte yıkarız.”
    gibi. Çocuğa ait olan eşyalar izinsiz olarak kimseye verilmemelidir. Bu durum çocukta mülkiyet duygusu için çok önemlidir.
    Anne-babalar çocukları arasında kesinlikle kıyaslama yapmamalıdır. Her çocuğun farklı özellikleri olduğu unutulmadan o yönde gelişmelerine yardımcı olunmalıdır. Çocuk bir okul öncesi eğitim kurumuna verilecekse bu doğumdan önce yapılmalı,onda evden uzaklaştırıldığı düşüncesi yaratmamalıdır. Yine yeni bir kardeşin doğumundan hemen sonra anneyi rahatlatmak için ilk çocuk anneanne, babaanne gibi bir yakına gönderilmemelidir.Kıskançlığın şiddeti anne-baba tarafından fark edilip önlenemezse, bu çocuklar
    hayatlarının her aşamasında, kıskançlık duyguları ile yaşarlar. Okulda arkadaşlarını ve onların başarılarını kıskanırlar. Öğretmenlerinin gözüne girmek için yalan söyler, kıskandıkları arkadaşlarının üstüne suç atarlar.

    Tikler
    Tikler, beden kaslarında istek dışı ve belli aralıklarla ortaya çıkan kasılmalardır. En sık
    göz kırpma, kaş kaldırma, omuz ve baş oynatma, burun kıvırma şeklinde görülür.Tikler, erkek çocuklarda daha çok görülür. Tiklerin çoğu geçicidir. Çocukluk çağında başlayıp, ergenlik döneminde ortadan kalkarlar. Ancak yetişkinliğe kadar devam eden tikler
    de olabilir.Çocukta birden fazla tik de görülebilir. Korku, tedirginlik, kaygı ve gerginlik tiklere neden olur. Genellikle tikleri olan çocuklar huzursuz, alıngan, hassas ve kaprislidirler. Çocuklar öfke ve saldırganlıklarını dışarı yansıtamadıklarında tiksel davranışlar geliştirirler.
    Gergin, baskıcı, tedirgin ve kavgacı aile ortamında büyüyen çocukta tik görülebilir.Yüzüne tokat vurulan çocuklarda göz kırpma tiki gelişir.Tiklerin oluşmasında bir başka etken de taklittir. Çocuklar yetişkinlerin davranışlarını taklit ederler ve sonra bunu alışkanlık haline getirirler.Bazen de tiklere organik nedenler sebep olur. Örneğin; sürekli nezle olan bir çocuğun
    sürekli burnunu çekmesi ya da boğazını temizlemesi. Tiklere neden olan organik bozukluklar
    varsa, bu bozuklukların tedavisi hemen yapılmalıdır.
    Tikler üzerinde duruldukça artış gösterir. Anne-babanın bu konuda bilinçli olmaları
    gerekir. Çocuğu sık sık uyarmak, ayıplamak, kızmak, yapmamaya zorlamak tikleri daha çok
    arttırır. Bu yüzden görmezlikten gelmeli, çocuğun dikkati başka bir yöne çekilmelidir. Onu
    meşgul olacağı başka bir alana yönlendirmelidir.
    Anne-baba çocuklarına karşı anlayışlı, sabırlı, doğru model olmalı ve kesinlikle
    fiziksel cezadan uzak kalmalıdır. Probleme neden olan faktörler ortaya çıkarılmalı ve
    iyileştirici önlemler alınmalıdır.
    Çocuklar alay edilmeye karşı da korunmalıdır. Alay edildikçe tiklerin görülme sıklığı
    artar. Eğitim ve doğrudan müdahale ile alaylar engellenebilir.
    Tikleri sık görülen ve bu yüzden stres altında olan çocuklar mutlaka doktora
    götürülmelidir.

    Parmak Emme
    Bebekler anne karnından başlayarak parmak emme davranışını gösterirler. Yeni doğan
    bebekler genellikle bir yaşına kadar başparmaklarını emer ve bundan büyük bir haz duyarlar.
    Çünkü bu dönem oral dönem yani ağızdan zevk alma dönemidir.
    Bebekler parmak emmeyi zamanla geliştirerek, ayak parmaklarını, oyuncaklarını,
    battaniyesini, eşyaları sık sık ağızlarına götürmeye başlarlar. Bu davranışlarının nedeni
    çevreyi tanıma ve keşfetme ihtiyacı olarak kabul edilir.Parmak emme alışkanlığı yaşla beraber giderek azalır. Kimi çocuklarda 3-4 yaşında,
    kimilerinde ise ilkokula başlayıncaya kadar devam eder.
    Birçok uzman, yeterli ilgi ve sevgi görmeyen, temel ihtiyaçları zamanında
    karşılanmayan, huzursuz bir aile ortamında büyümüş, güvensiz çocuklarda parmak emme
    davranışının sıklaştığını belirtir. İlk yıllar için normal kabul edilen bu davranış ileriki
    yaşlarda devam eder veya yeniden ortaya çıkarsa bir uyumsuzluk sorunu olarak kabul edilir.Çocuklar kendi sorunları ile başa çıkmada yetişkinler kadar güçlü değillerdir. Korku,
    açlık, anneden ayrılma ya da uykuya dalma sırasında parmak emme, dudakları ile oynama
    veya dudak ısırma, koparma davranışları gösterebilirler. Örneğin; kreşe başlamış on bir aylık
    bir bebek anneden ayrı kalmanın verdiği korku ve endişe ile parmak emme davranışını
    sıklaştırabilir. İleriki yaşlarda parmak emme davranışı, boşanmalar, anne-babadan birinin
    ölümü, babanın ya da annenin uzun süre evden uzakta kalışı, kaygı, kıskançlık gibi
    nedenlerden kaynaklanabilir.Parmak emme davranışı gösteren çocukların anne-babaları çocuğun bu davranışı ile
    aşırı ilgilenmemelidirler. “Çek elini ağzından yine mi elin ağzından”, “Koca kız oldun hala
    elin ağzında dolaşıyorsun.” gibi aşağılayıcı, ikaz edici sözlerden kaçınmalıdır. Çünkü
    parmak emmeye ilginin arttığını gören çocuk bunu daha çok yapacaktır. Bazen de çocuk bu
    davranışı anne-babasını kızdırmak için kullanabilir.
    Çocuğun ihtiyaçları zamanında ve yeterli karşılanmalı, sevgi ve ilgi gösterilerek güven
    duygusu geliştirilmelidir.
    Çocuğu grup etkinliklerine yönlendirip, onun ilgi duyacağı bir etkinlikle meşgul
    olması sağlanmalıdır.
    Çocuğu kesinlikle diğer çocuklarla karşılaştırmamalı, sabırlı olmalıdır. Önemli olan
    parmak emme davranışına neden olan faktörleri bulup ortaya çıkarmak ve ona göre
    davranmaktır. Problemleri ve gerginlikleri azalan sevildiğini hisseden çocukta güven
    duygusu geliştikçe, parmak emme davranışı ortadan kalkar.
     



  4. Cevap: çocuk uyumsuzlukları

    Tırnak Yeme
    Tırnak yeme davranışı, 4-5 yaşlarından itibaren görülmeye başlar. Nadiren daha küçük
    yaşlarda da görülebilir. Okul çağında tırnak yeme en yoğun şekilde görülür. Tırnak yiyen çocuklar, genellikle güvensiz, ruhsal sıkıntılarını ve gerilim duygularını
    dışa vurmayan veya saldırganlık dürtülerini davranışa dönüştürmeyen çocuklardır. Tırnak
    yeme alışkanlığı olan bir çocuk, baskılı, otoriter, sık sık azarladığı, eleştirildiği, sevgi ve
    ilginin yetersiz olduğu, sıkıntı ve gerginlik dolu bir ailede büyümüş olabilir. Anne-babaçocuk
    arasında sağlıklı iletişim kurulmadığı takdirde çocuk tırnak yeme davranışına
    sığınacaktır.
    Aile içinde tırnak yiyen birinin örnek alınması da bu davranışa neden olur. Yine istek
    ve duygularını gösteremeyen çocuk, bunu yansıtmak amacıyla da tırnak yiyebilir. Bu, onun
    çevreye mesaj yollama şeklidir. Evdeki anlaşmazlıkların büyümesi, başarısızlık,
    engellenmeler, kendini yalnız hissetme gibi faktörler tırnak yemeyi artırır.
    Tırnak yeme davranışı genelde aileler tarafından bir davranış bozukluğu olarak
    düşünülmez. Kendilerince değişik yöntemlerle bunu ortadan kaldırmaya çalışırlar. En yaygın
    uygulanan yöntem eline acı biber sürmek ya da eldiven giydirip bileğinden bağlamaktır. Bu
    yöntemler çocuğu sınırlayan, engelleyen, varolan öfke ve korkularını arttıran yöntemlerdir.
    “Elini çek çabuk ağzından”, “Ne biçim çocuksun yine mi tırnak yiyorsun”, “Uzat elini
    bakacağım” gibi uyarılarla çocuğa sürekli kızmak, onu eleştirmek bilinçsizce yapılan yanlış
    tutumlardır. Çocuk ailenin dikkatini çekmek, onları sinirlendirmek istediğinde de bu
    davranışını sıklaştıracaktır.
    İlk zamanlar aile, tırnak yeme davranışını görmezlikten gelip çocuğun dikkatini başka
    yönlere çekmeye çalışmalıdır. Koleksiyonlar oluşturmak, zekâ geliştirici oyunlara
    yönlendirmek yararlıdır.
    Tırnak yeme davranışına neden olan faktörler araştırılıp ortadan kaldırılmaya
    çalışılmalıdır.
    Alışkanlık problemlerinin çocuğun kontrolü dışında olduğu unutulmamalı, çocuk bu
    yüzden cezalandırılmamalıdır. Tırnak yemenin hoş bir davranış olmadığı onu üzmeyecek bir şekilde açıkça
    anlatılmalıdır. Kız çocuklara değişik ojeler, manikür malzemeleri almak onların tırnak yeme
    alışkanlığını engelleyebilir.
    Çocuğu kimseyle kıyaslamamalı, endişe, korku verecek televizyon programlarından
    uzak tutmalıdır. Anne-baba, sorunlarını konuşarak çözmeye çalışmalı, çocuğa yeterli sevgi,
    hoşgörü ve ilgi göstererek, onların güven duygusunu pekiştirmelidir.

    Yalancılık
    Yalan, insanların doğru olmadığını bildiği bir şeyi, aldatmak, örtbas etmek amacıyla
    söylemesidir. Yalan söylemek toplum tarafından ayıplanan bir davranıştır.
    Altı yaşından küçük çocuklar, gerçekle hayali birbirinden ayırt edemedikleri için bu
    yaşa kadar söylenen yalanlar davranış bozukluğu olarak düşünülmez. Evde yalnız başına
    evcilik oynarken boş koltuklarda misafir varmış gibi onlarla konuşan, “Kiminle oynuyorsun”
    sorusuna “Arkadaşlarım var bak onlarla oynuyorum” diyen dört yaşındaki bir çocuk hayali
    oyunlar oynar ve hayali yalanlar söyler. Bu, onun gelişimsel özelliğidir. Okul öncesi
    dönemde gerçeklik ve kurgu arasında bir sınır yoktur. Bu yüzden çocuğun her söylediği
    yalan olarak değerlendirilmemelidir.Oyuncak bebeklerini kişileştirip, onlarla konuşan “Anne bak, bebekler bize misafirliğe
    geldi, hadi sen onlara pasta getir.” diyerek oynayan bir çocuğun davranışı sağlıklı bir
    davranıştır.
    Çocukların konuşmalarında abartma ve hayal çoktur. Örneğin;” babam bize havuzlu
    bir aldı” diye övünen bir çocuğu dinleyen diğer çocuklardan biri “bizimde kocaman
    arabamız var “, öteki de “benim babam dünyanın en güçlü babasıdır,” diyebilir.
    Çocukları yalana iten, çoğunlukla anne-babanın yanlış tutumlarıdır. Çocuk küçükte
    olsa, anne-babasının yalanlarına çok duyarlıdır. Kandırılmayı kolay affetmez. Örneğin; “hadi
    seni parka götürüyorum “ diye doktora götürülen bir çocuk anne-babasına çok kızar ve
    onlara olan güveni azalır.Anne-babayı örnek alan çocuğa, babasının telefonda konuşmak istemediği birine
    kendisi için “Evde yok” dedirtmesi ya da annesinin saçının şeklini hiç beğenmediği
    arkadaşına sürekli “Çok güzel olmuşsun, bu saç sana çok yakışmış” gören çocuğun yalanı
    normal bir davranış olarak benimsemesine neden olabilir.
    Özellikle anne, çocuğunu kendi yalanlarına ortak ederek onda yalanın alışkanlık
    haline gelmesine neden olabilir. “Akşam babana güne gittiğimizi sakın söyleme, sorarsa
    hasta ziyaretine gittiğimizi söyleriz.” Gibi yalanlar zaman zaman durum çocuğun annesine
    karşı kullanabileceği bir koz haline de dönüşebilir.
    Çocuklar aynı zamanda, cezadan ya da yapmaları gereken işlerden kaçmak için de
    yalan söyleyebilir. Hatalı davranışı yetişkinlerden gizlemek, kendisini suçsuz göstermek için
    gerçekleri bilerek çarpıtmak en sık rastlanan yalancılık türleridir.
    Aşırı baskılı, anlayışsız bir ortamda büyüyen çocuk sonuçlarından korktuğu olaylar
    hakkında yalan söyleyebilir. Örneğin, okul dışında evden çıkmasına izin verilmeyen çocuk
    okul çıkışı tüm arkadaşları ile gittiği kısa bir geziyi “Dersimiz bugün uzun sürdü, öğretmen
    yazılıya çalıştırdı.” diyerek geçiştirmeye çalışabilir.
    Beklenti düzeyi yüksek olan aileler de büyüyen çocukların da yalana çok sık
    başvurdukları görülmüştür.
    Bazen zor ya da imkânsız isteklerden kurtulmak için de yalana başvurulabilir. “Çok
    fazla ödevim var seninle ilgilenemeyeceğim diyen bir çocuk, istemediği ve kendisi için zor
    olduğunu düşündüğü işten kurtulmuş olur.
    Bazı çocuklar da o kadar çok yalan söyler ki bu yalanlarına kendisi de inanmaya
    başlar ve gerçekle yalanı birbirinden ayıramayacak duruma gelir. Ergenlik çağındaki bir
    genç, arkadaşlarına kendini kabul ettirmek, onların gözünden düşmemek için zaman zaman
    yalana başvurabilir.
    Yalanı ortadan kaldırabilmek için anne-babaya çok önemli görevler düşmektedir.
    Öncelikle anne-baba yalan söylemeyerek çocuğa doğru model olmalıdırlar. Yalana tanık
    olan çocuk, doğruluk ve dürüstlükle tanışmakta zorluk çekecektir.
    Anne-baba-çocuk arasında güvene dayalı, sıcak, hoşgörülü, dürüst ilişkiler
    kurulmalıdır. Çocuğu korkutarak, eleştirerek, utandırarak eğitmeyi düşünmekten
    kaçınılmalıdır.
    Çocuğun yanlış bir şey yaptığından emin olan anne-baba bunu doğrudan söylemelidir.
    Onun itiraf etmesi için zorlanması yalana neden olabilir. “Doğru söylersen bak hiçbir şey
    söylemeyeceğim.” dedikten sonra “Biliyordum zaten böyle olduğunu.” diyerek çocuğu
    cezalandırmak oldukça yanlıştır. Cezalandırmak özellikle de bedensel ceza uygulamak
    yalanı ortadan kaldırmak için etkili olmaz, daha çok anne-baba çocuk-arasındaki ilişkiyi
    zedeler.
    Çocuğu yalana sürükleyen nedenler araştırılarak buna uygun çözüm yolları
    oluşturmak gerekir. Örneğin, arkadaşları ile pikniğe gitmek istemeyen bir çocuğa, özür
    bulması için yardımcı olmak yerine, gitmek istememesinin nedenlerini araştırıp, çocuğun
    duygularına önem veren bir çözüm yolu bulmaya çalışılmalıdır.Anne-baba ve eğitimciler çocukla ilgili beklentilerinde gerçekçi olmalıdırlar.
    Çocukları diğer çocuklarla kıyaslamamalıdırlar.
    Ailesi ve çevresi ile ilişkileri zayıf olan çocuklar yalana daha sık başvururlar. “Nasıl
    olsa ben kimsenin umurunda değilim, ne yapsam da yaranamıyorum.” şeklinde düşünen bir
    çocuk söylediği yalanlarla kendini kabul ettirmek ister.Bu durumun yaşanmaması için,
    çocuklara koşulsuz sevgi verilmeli, değerli oldukları hissettirilmeli ve onlarla iletişim
    hayatın hiçbir aşamasında koparılmamalıdır.

    Altını Islatma (Enüresis)
    Tuvalet eğitimi kasların olgunlaşmasına paralel olarak iki yaşından itibaren
    kazanılmaya başlar. Ancak çocuk 4–5 yaşına gelinceye kadar, ara sıra gündüzleri, daha sık
    olarak da geceleri alını ıslatır. İlkokul çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 10-15’inde altını
    ıslatma problemi görülür. Yaş ilerledikçe bu oran düşer. Ergenlik çağında yüzde ikiye kadar
    düşer. Erkek çocuklarda yatağı ıslatma oranı kızlara göre daha yüksektir.
    Sosyo-ekonomik seviyesi düşük, duygusal yıkıma uğramış, baskılı ailelerde büyüyen
    çocuklarda gece altını ıslatma daha çok görülür. Zekâ geriliğinde tuvalet kontrol alışkanlığı
    geç sağlanacağından, altını ıslatma uzun sürebilir.
    Altını ıslatma probleminde kalıtımın önemli bir yeri vardır. Yapılan araştırmalar,
    yatağını ıslatan çocukların aileleri ve akrabalarının yarıya yakın bir bölümünde çocukluk
    yaşlarında altını ıslatma probleminin olduğunu göstermiştir.
    Yine altını ıslatma probleminde bedensel hastalıkların da etkisi vardır. Böbrekte ve
    boşaltım sistemlerinde var olan bozukluklar ve idrar yollarındaki hastalıklar alt ıslatmalara
    neden olabilir.
    Uykusu çok derin çocuklarda, gece altını ıslatma görülebilir. Çocuğun bu özelliği
    sonucu, derin uykuda idrar torbasının büzücü kasları gevşemekte ya da içten gelen idrar
    uyarılması, çocuğu uyandırmaya yetmemektedir.
    Ruhsal nedenler, alt ıslatmanın en önemli nedenleridir. Yapısal yatkınlığı, uyku
    derinliği gösteren çocuklarda ruhsal etkenler kolayca alt ıslatmaya neden olur. Altını ıslatma
    tek başına uyumsuzluğun kanıtı değildir. Bu çocuklar arasında tırnak yeme, yalan söyleme,
    tikler gibi pek çok uyumsuzluğu bir arada yaşayan olduğu gibi, çok uyumlu olanlar da
    vardır. Bu nedenle gece altını ıslatan çocuğun, önce bedensel nedenlerini inceleyip, daha
    sonra da psikologa götürülmesi doğru olur.
    Erken ve baskılı tuvalet eğitimi, anne ve çocuk arasındaki gergin ilişkiler, ailede ölüm,
    kardeş kıskançlığı, boşanma, evden ayrılma gibi olaylar da alt ıslatmanın önemli
    nedenleridir. Korkulardan, örseleyici yaşantılardan ve ameliyatlardan sonra da alt ıslatma
    görülebilir. İlkokula yeni başlayan bir çocuk biraz da çevrenin “Öğretmen sana kızar, hiç
    konuşma.” gibi uyarıları sonucu korkusundan altına kaçırabilir. Ya da sınavlar öncesi aşırı
    heyecan yüzünden altını ıslatabilir. Yaşanan olağan dışı olaylar, doğal afetler (eve hırsız
    girmesi, deprem, yangın vb.) sonucunda da çocuklarda alt ıslatma sıklıkla görülebilir.
    15 yaşına gelmiş ara sıra hala gece altını ıslatma görülen bir çocuğun duygusal olarak
    yaşadıkları da kolay değildir. Çocukta, sıkılganlık, kendine güvensizlik, içe dönüklük,
    korkaklık ve kaygı hissi, kıskançlık, öfke nöbetleri, sorumluluk alamama gibi davranış
    bozuklukları gözlenebilir. Sırf bu yüzden çocuk arkadaşının evinde yatılı kalmaya korkup,
    farklı bahaneler üretebilir ya da şehir dışına düzenlenen okul gezilerine katılmak istemez.
    Döverek cezalandırılan çocuklarda da alt ıslatma görülebilir. Altını ıslatma,
    çoğunlukla çocuğun uykuya daldığı ilk saatlerde görülür. Çünkü bu saatler uykunun en derin
    olduğu saatlerdir.
    Her gece altını ıslatma, hem de bazı geceler birden fazla bu durumun yaşanması çocuk
    ile anne arasındaki ilişkiyi bozabilir.”Ne biçim çocuksun, bıktım artık senin ıslattıklarını
    yıkamaktan, biliyorum bana eziyet olsun diye yapıyorsun “ şeklinde sürekli kızan,
    aşağılayan, sinirli bir annenin karşısında çocuğun da çok olumlu davranışlar göstermesi
    kolay değildir. Gerçekten de annenin yaşadıkları kolay değildir. Ancak bu tür söylenmeler
    davranışı çözmek yerine durumu iyice zorlaştırır.
    Bizim toplumumuzda altını ıslatan çocuğu hemen doktora götürmek alışkanlığı pek
    yoktur. Bununla ilgili, “Çocuğu doktora götürürsem erkekliği gider, verdikleri ilaçlar
    kısırlığa neden oluyor.” gibi pek çok yanlış ve batıl inançlar vardır. Yine altını ıslatmanın
    erkeklerde sünnet olunca, kızlarda regl olunca son bulacağı düşüncesi doğru değildir.
    Gece boyunca ıslak kalan çocuk böbreklerini üşütebilir. Mikropların ve bakterilerin
    üremesine idrar yollarının iltihaplanmasına yol açabilir. Çocuk kendini mutsuz ve güvensiz
    hissedebilir. Oysa altını ıslatma tedavi edilebilen bir problemdir, çocuğun kaderi değildir.
    Altını ıslatan bir çocuğun en büyük isteği yetişkinlerin bu konuda anlayışlı ve sabırlı
    olmasıdır. Bu durumun çocuğu üzdüğü, utandırdığı bilinmelidir. Bazı çocuklar altını
    ıslatmamak için geceleri saatlerce uyumaz.
    Çocuğa fiziksel bir ceza kesinlikle verilmemelidir. Her çocuğun farklı özellikleri
    olduğu unutulmamalı, çocuk kimseyle kıyaslanmamalıdır.
    Çocukla bu problemini ortadan kaldırmak için, iş birliği yapılmalı, bu rahatsızlığın
    nedenleri ve tedavi yolları ile ilgili konuşulmalıdır.
    Yeterli sevgi ve ilgi göstererek, ihtiyaçları zamanında karşılanarak çocuğa güven
    duygusu kazandırılmalıdır.
    Tuvalet eğitimine çok erken başlanmamalı, anne bu konuda aşırı titiz ve aşırı baskıcı
    katı bir tutum içinde olmamalıdır.
    Çocuğun yatağı, çarşafları ve çamaşırları temiz olmalı, “Nasıl olsa bu gece de yatağını
    ıslatır” düşüncesiyle, altına naylon sermekten, bezlemekten vazgeçilmelidir.
    Çocuğu, “Bak bir daha yatağını ıslatırsan pipini keserim.”ya da “Böyle devam
    edersen seni bırakıp gideceğim” gibi sözlerle korkutmak, tehdit etmek, problemi
    çözmeyeceği gibi çocukta panik, endişe v.b. olumsuzluklara neden olur.İdrar kesesinin kapasitesinin artırılması için, çocuğa çişi geldiği zaman bir süre
    tutması öğretilir.
    Çocukla birlikte ıslak ve kuru kalktığı günleri işaretleyebilmesi için bir çizelge
    hazırlanır. Çocuk, her gün uyanınca durumuna göre işaret koyar ve sorumluluk kazanır.
    Sonunda istenilen duruma gelince, ödüllendirme yöntemi de kullanılabilir.
    Çocuk uzman birinden yardım almalı ve bu yardım düzenli olmalıdır. Bazı durumlarda
    doktor kontrolünde ilaç kullanımı da olabilir.

    Dışkı Kaçırma (Enkopresis)
    Çocuğun kakasını tutma ve bırakma fonksiyonunu kontrol edebileceği yaşa gelmiş
    olmasına rağmen tutamamasına dışkı kaçırma adı verilir. 3–4 yaşından sonra, çocuğun
    dışkısını tutamaması normal bir durum değildir. Bu durum alt ıslatmaya göre daha az
    görülür. Erkek çocuklarda daha sık rastlanır.
    Alt ıslatmaya göre dışkı kaçırma daha ağır bir ruhsal bozukluk olduğunun
    göstergesidir. Alt ıslatmada olduğu gibi, yanlış tuvalet eğitimi nedeniyle baştan beri dışkı
    tutamama davranışı ile dışkılama düzene girdikten sonra bozulmuş bir dışkılama davranışı da
    görülebilir. Annenin erken tuvalet eğitimine başlaması, aşırı titiz, katı ve cezalandırıcı olması
    çocuğun dışkısını tutma ya da kontrol edememe davranışları geliştirmesine neden olabilir.
    Yeni bir kardeşin olması, korkutucu olaylar, hastaneye yatış, yeni bir çevre,
    anaokuluna gidiş gibi çocuğu tedirgin edici olaylar, çocukta gerilemeye neden olur. O güne
    kadar kazanılmış olumlu davranışların bozulmasına da yol açabilir. Dışkı tutama, da
    bunlardan biridir.
    Annesiyle gergin ilişki yaşayan çocuk dışkılama davranışı ile hem annesinin ilgisini
    çekmekte, hem de ona başkaldırmaktadır. Aşırı titiz bir anneyi, dışkısını kaçıran bir çocuk
    kadar sinirlendiren ne olabilir ki? Çocuk böylelikle bir bakıma annesinden öç almış olur.
    Fakat bu durumun devamı anne-çocuk ilişkisini daha çok bozar. Cezalar, “Bir daha görürsem
    poponu kibritle yakarım.” gibi korkutmalar, dayaklar birbirini izler. Bu savaştan anne yenik
    çıkar. Çocuk bu davranışı sıklaştırır, sadece oyuna daldığında değil, evde bile otururken
    tuvalete yetişemediğini söyleyerek anneyi iyice çileden çıkarır.
    Dışkı kaçırmanın sadece evde sorun olması çocuk ile anne arasındaki ilişkinin bozuk
    oluşunun ipucudur. Bu çocukların genellikle çevreye ve okula uyumları yetersiz, arkadaş
    ilişkileri bozuktur. Bağımlı ve güvensizdirler. Anne–babanın çocuğa bebek muamelesi
    yapmaları sonucunda bebeksi tavırlar da gösterebilirler.
    Dışkı kaçırmanın ortadan kaldırılması için öncelikle buna neden olan faktörler
    bulunmalı ve buna uygun çözüm yollarına gidilmelidir. Dışkısını tutamayan çocuklar
    üzerindeki gereksiz baskının kaldırılması, annenin aşırı titiz davranışlardan vazgeçmesi
    gerekir. Çocukla olumlu bir ilişki sağlandıktan sonra problemin çözümü kolaylaşır.
    Çocuğa aradığı, sevgi ve ilgiyi yeterli ve zamanında vermek çok önemlidir. Baskılı,
    otoriter, aşağılayıcı, kavgalı, tedirgin edici aile ortamından uzaklaşıp, çocuğu dinleyen, ona
    değer veren onunla nitelikli zaman geçiren, sevginin hissedildiği sıcak bir ortamın
    oluşmasına özen göstermelidir. Çocuk sevildiğini bilmelidir.
    Çocuğu kimseyle kıyaslamalıdır. Belirli aralıklarla tuvalete götürmeli, tuvaletin temiz
    olmasına da önem verilmelidir. Çocuk dirense de anne soğukkanlı ve sabırlı olmalı, tutarlı davranmalıdır. Örneğin, çocuk tuvalete gitmeyi reddediyorsa, parka gitmek, televizyon
    seyretmek gibi sevdiği faaliyetleri yapamayacağı söylenerek ikna edilmeye çalışılır.
    Problem hala devam ediyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır. Anne-baba
    da bu yardımdan faydalanmalıdır.