Çocuk istismarı

'Kadınca' forumunda Belinay tarafından 17 Ekim 2008 tarihinde açılan konu


  1. Çocuk istismarı

    Bozyazı Devlet Hastanesi Aile Hekimi Dr. Ayçe Tamer, yoksul kalmış bölgelerde çocuk istismarının daha yoğun yaşandığını söyledi.

    Tamer, Dünya Sağlık Örgütü'nün bir yetişkin tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığını, fiziksel ve psiko sosyal gelişimini olumsuz etkileyen davranışları 'çocuk istismarı' olarak tanımladığını hatırlatarak, çocuk istismarının fiziksel, cinsel ve duygusal istismar olarak 3 grupta sınıflandırıldığını belirtti. Tamer, ihmalin ise bir çocuğun fiziksel ve duygusal gereksinimlerinin karşılanmaması olduğunu ifade ederek, çocuk ihmal ve istismarını birbirinden ayıran en temel noktanın istismarın aktif, ihmalin ise pasif bir olgu olması olduğunu söyledi.

    Çocuğun yaşı ne kadar küçükse istismar olasılığının da o kadar fazla olduğuna dikkat çeken Tamer, şöyle konuştu: "Vakaların üçte biri altı ayın altındaki, üçte biri 6 ay-3 yaş arasında, üçte biri de 3 yaşından büyük çocuklardır. İstismara uğrama olasılığı 12 yaşından sonra belirgin bir şekilde azalmaktadır. Son yıllarda istismar ve ihmal vakalarında artış gözlenmektedir. Bunun nedeni istismar ve ihmale uğrayan çocuk sayısı veya bildirilen vaka oranındaki artıştır. Kız çocuklar istismarla erkeklerden biraz daha fazla karşılaşmaktadırlar (Yüzde 52'ye-48). Cinsel istismar ise kızlarda 3 kat fazla görülmektedir. Cinsel istismar dışında fail yüzde 77 olasılıkla aile, yüzde 11 olasılıkla diğer akrabalar, yüzde 5 bakımla ilgisi olmayan kişiler, yüzde 2 ise çocuğun bakımı ile ilgilenen diğer kişiler arasından saptanmıştır. Cinsel istismar vakalarında da istismarın yüksek oranda aile bireyleri veya akrabalar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Faillerin çoğu 20-40 yaşları arasında olup, hafif derecede kadın üstünlüğü vardır, ancak sadece cinsel istismar açısından bakıldığında erkekler daha ön planda yer almaktadır."

    ÇOCUK İSTİSMARI YOKSUL BÖLGELERDE YOĞUN

    Tamer, Türkiye'de tespit edilebilen çocuk istismarı vakalarının sayısında bölgeler arasında büyük farklılıklar bulunduğunu, bu konuda sosyoekonomik durum ve eğitim seviyesinin belirleyici olduğunu söyledi. Tamer, yoksul kalmış bölgelerde çocuk istismarının daha yoğun yaşandığına dikkat çekti. Kadınların genellikle çocukların bakımından birinci derecede sorumlu olduğundan, istismardan da erkeklere göre daha fazla sorumlu olduklarına işaret eden Tamer, "Ancak baba da evdeyse, özellikle de işsizse bu istatistik tersine dönmektedir. Anne ve babalarda ilaç veya alkol bağımlılığı ile psikolojik sorunların varlığı istismar riskini artırmaktadır. Çoğunlukla istenmeyen gebeliklerden doğan, gayri meşru, anne babanın istediği cinsten olmayan, kriz dönemlerinde doğan, annesinin sık aralıklarla gebe kaldığı çocuklar istismara açıktır" dedi.

    Tamer, bu çocuklarda görülen rahatsızlıkları şöyle sıraladı: "Sıklıkla kötü beslenme, huysuzluk, uyku düzensizlikleri, aşırı ağlama, hiperaktivite, davranış bozuklukları, mental veya fiziksel sorunlar, kronik hastalıklar gibi başka sorunlar da eşlik eder. Konjenital anomali, prematürite, ikiz eşi olmak veya annenin sorunlarına bağlı olarak erken dönemde anne-bebek ayrılığı öyküsü, dolayısıyla da anne-bebek bağının iyi kurulamamış olmasına sık rastlanır. İstismarın sık yaşandığı dönemler sıklıkla anne babanın başa çıkma mekanizmalarının tükendiği krize neden olan durumlar tarafından tetiklenmekte olup maddi sorunlar, işsizlik, ailevi tartışmalar, hastalıklar ve anne babadan birinin olmayışı önemli nedenlerdir. Ev içi şiddetle karşılaşan çocuklarda davranış bozuklukları, gelişmede gecikme sık görülmektedir ve bu çocukların geleceğin istismarcıları olma olasılığı daha fazladır"

    ANNE VE BABALARA ÖNERİLER

    Tamer, anne ve babalara, okulda öğretmenlere, hastanelerde sağlık personeline veya çocuklara ulaşabilecek her yerde önemli olanın çocukları bu konuya karşı eğitmek ve kendilerini koruma yöntemlerini öğretmek olduğunu söyledi.

    Anne ve babaların çocukları ile yakın bir iletişim içinde olmaları gerektiğini anlatan Tamer, şu önerilerde bulundu: "Her gün bitiminde çocukları ile baş başa kalıp günün özetini paylaşmayı adet haline getirmelidirler. Özellikle hayatlarına katılan yeni kişiler hakkında daha uzun konuşulmalıdır. Bazen çocuklar kendi aralarında cinsel içerikli oyun oynayabilirler. Bu durum gözden kaçırılmamalıdır. Unutmayınız ki, taciz sizden çok uzak bir yerde değil, hemen yanı başınızda, bir yan odada yaşanabilir.

    Çocuklar bunu genelde korku, utanma, sıkılma, evin düzeninin bozulmaması, annem babamı boşar gibi türlü nedenlerle söylemezler. Özellikle cinsel istismara karşı önlem olarak anne, kız ve erkek çocuğuyla şu türden bir konuşmayı onun anlayabileceği bir şekilde uygun bir ses tonu ile yapmalıdır; (Vücudumuzda hiç kimsenin dokunmaması gereken yerler vardır. Bu bölgeleri kimse görmemeli ve dokunmamalıdır. Eğer birisi seni bu konuda zorlarsa kesinlikle izin vermeyecek ve hemen o ortamı terk edip yanıma geleceksin ve bana anlatacaksın.) Çocukların genital bölgelerinden sevgi amaçlı öpülmemeli ve bu bölgelerin mahremiyeti çocuğa öğretilmelidir. Çocuğa asla şiddet uygulanmamalı ve başkasının da kendisine şiddet uygulayamayacağı söylenmelidir."

    Çocuğun son zamanlarda değişen davranışlarının dikkatli gözlenmesi gerektiğini anlatan Tamer, sözlerine şöyle devam etti: "Çamaşırında kan lekesi, semen sıvısı görülmesi dikkate alınmalıdır. Çocuğun makatında oluşmuş çatlak ve mukoza atıkları, birden başlayan kabızlık sorunu incelenmelidir. Çocuklar kolay kolay yalan söylemez. Eğer bir çocuk tacize uğrayışını anlatıyorsa mutlaka ciddiye alınmalı ve konu derinleştirilmelidir. Kız çocuk baba ile yalnız kalmak istemiyorsa altta yatan neden sorgulanmalıdır.

    Evde kız çocuk ve erkek çocuğun odası ayrılmalı, birlikte yatmalarına izin verilmemelidir. Çocuğun yaptığı resimler, oynadığı oyunların içeriği, yaşını aşan cinsel içerikli konuşmalar, yeni altına kaçırma sorunları dikkatle ara.r istismara açıktır" dedi. ştırılmalıdır. Çocuk hiçbir konuda suçlanmamalı, anlattıkları karşısında herhangi bir yorum yapılmamalı, konuşmaları yönlendirilmemelidir. İstismarı yapanın evden biri olduğu düşünülüyorsa çocuğun güvenliği sağlanmalıdır."

     



  2. İSTİSMARA UĞRADIĞI DÜŞÜNÜLEN ÇOCUĞA YAKLAŞIM

    [​IMG]

    Ayçe Tamer, istismara uğradığından şüphe edilen çocuğun konuyla ilgili uzmanların hazır bulunduğu koruyucu bir ortamda hızla değerlendirilmesi ve öncelikle tıbbi sorunları tanınıp tedavi edilmesi gerektiğini söyledi. Tamer, bunun için özel merkezlerin olmadığı yerlerde hastanelerin pediatri veya acil servislerin ilk tedavi için en uygun ortamlar olduğunu söyledi.

    Hekimin lezyonların ağırlığını ve istismar riskinin devam edip etmediğini değerlendirdikten sonra çocuğun hastaneye yatıp yatmayacağına karar vermesi gerektiğini anlatan Tamer, şöyle konuştu: "Çocuk tıbbi olarak stabil ise ailenin değerlendirilmesi bitirilene kadar hastanede veya varsa istismar kriz merkezlerinde tutulmalıdır. Aile çocuğun hastanede kalmasını kabul etmezse mahkeme emri çıkarılabilir. Tıbbi sorunlar yeterince çözümlenmeden çocuk koruyucu merkezlerden gönderilmemeli. Hekimin tek başına çocuk istismarı kararını vermesi doğru değildir. Karar aşamasında polis, sosyal servisler, mahkemeler ve tıbbi personelin bir arada çalışması gereklidir. Hekimler istismardan şüphelendiklerinde sosyal hizmetler çocuk esirgeme kurumuyla mümkün olan kısa zamanda iletişim kurmalı, ilgili adli makamlara ve sosyal hizmetler çocuk esirgeme kurumuna birer rapor yazmalıdır."

    Sosyal hizmetlerin aileyle konuşarak çocuğun uygun bir ortama transferi konusunda yardımcı olması gerektiğini anlatan Tamer, şunları söyledi: "Aileye, amacın onlara yardım etmek olduğu, onları cezalandırmak olmadığı açık bir şekilde ifade edilmelidir. İstismara uğrayan çocuğun anne ve babasına herhangi bir hastalığı olan çocuğun anne ve babasına gösterilen nezaket gösterilmelidir. Sosyal servislerin görevleri kapsamında aileye verilecek desteğin de olduğu unutulmamalıdır. Tüm aşamalarda çocuğun güvenliğinin sağlanması gerekir."

    Tamer, istismara uğrayan çocukların iyi bir değerlendirme yapılmadan evlerine geri gönderildiklerinde, ilerleyen dönemde yüzde 5-10'unun öldürüldüğü, yüzde 35-50'sinin ise ciddi olarak hasara uğratıldığının gözlendiğini söyledi.

    İstismara uğrayan çocuklarda kaçınılmaz olarak değişen derecelerde fiziksel, gelişimsel, mental ve sosyal gerilik olduğunu anlatan Tamer, şunları söyledi: "Fiziksel istismar ve ihmalin psikolojik etkileri literatürden toplanmış ve duygulanım bozukluğu, agresif davranışlar, güvenliksiz bağlanma paternleri, yaşıtlarıyla ilişki kuramama, sosyal çekilme, okul başarısızlığı, depresyon, dikkat eksikliği, hiperaktivite, post-travmatik stres bozukluğu gibi çok sayıda etki tanımlanmıştır. Çocukluğunda istismara uğrayan erişkinlerin daha fazla sigara ve alkol kullandığı, intihar ettiği ve şiddet davranışları gösterdiği saptanmıştır."

    Çocuk istismarında olayın meydana getirdiği örselenmeye ek olarak çocuğun var olan sistem içinde olayın ardından yaşadıkları ikincil bir örselenmeye daha neden olabileceğini belirten Tamer, sözlerine şöyle devam etti: "Hastanedeki muayenelere ek olarak, resmi rapor için çoğu kez çocuğun bir de adli tıp kurumunda muayene edilmesi istenmektedir. Tekrarlanan öykü ve muayeneler çocuğu bir kez daha örseler, ayrıca çocuk sağlığı ve hastalıkları, adlı tıp ve çocuk psikiyatrisi gibi çocuğu bu olay nedeniyle görmesi gereken birimlerin bir ekip olarak çalışmaması, çocuğun bölümden bölüme dolaşmasına ve kaygısının artmasına neden olur. Örseleyici aile içinden biriyse, çocuğu korumak devletin görevi olduğundan, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu duruma el koyduğunda çocuğun başka bir ailenin yanına ya da kuruma yerleştirilmesi gündeme gelebilir. Örseleyiciden korunmak yönünden, bu karar çocuk açısından olumlu olsa da alıştığı ailenin yanından uzaklaşmak, yeni bir ortamda yaşamak zorunda kalmak çocuk için
    kolay değildir."

    Tamer, ülkemizde koruyucu aile sistemi henüz iyi gelişmemiş olduğu için, koruma kararı alınan çocukların başka bir ailenin yanına verilmekten çok kuruma alındığını söyledi. Çocuğun ruhsal gelişiminin sağlıklı olarak sürdürülebilmesi için sevgi ve güven ilişkisine dayalı, kendini ait hissedeceği bir aile ortamının çok önemli olduğunu anlatan Tamer, sözlerini şöyle tamamladı: "Kurum bakımı fiziksel koşullar açısından elverişli olsa da böyle bir örselenme yaşamış çocuğun duygusal gereksinimlerini karşılayacak aile ortamını tam olarak sağlayamaz. Bütün bunların sonucunda sistemlerdeki aksaklık ve sistemler arasında işbirliğinin yetersizliği nedeniyle çocuğun yaşadığı örselenme, olayın kendisinden daha fazla yıpratıcı olabilmektedir. Çocuğa bu ikincil örselenmeyi yaşatmamak için çocuk örselenmesi olgularında tıp, sosyal hizmetler ve hukuk disiplinleri eşgüdüm içinde olmalıdır."